İçeriğe atla
Tevbe 33Cüz 10 · Sayfa 192

Tevbe Sûresi 33. Âyet

التوبة

Sohbete sor

Huve-lleżî ersele rasûlehu bilhudâ vedîni-lhakki liyuzhirahu ‘alâ-ddîni kullihi velev kerihe-lmuşrikûn(e)

O, Allah'a ortak koşanlar hoşlanmasalar bile dinini, bütün dinlere üstün kılmak için, peygamberini hidayetle ve hak dinle gönderendir.

Tevbe Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

O, Allah’a ortak koşanlar hoşlanmasalar bile dinini, bütün dinlere üstün kılmak için, peygamberini hidayetle ve hak dinle gönderendir. (9/33)


Allah’ın dini olarak yanlızca “İslâm” vardır. Şüphesiz Allah katında din İslâm'dır”(Âl-i İmran, 3/19), “.. İşte bu dosdoğru dindir”(Rum, 30/30) Öncelikle anlamamız gereken bu üstün kılınan din nedir? Mertebeleri nelerdir? Bunu anlamamız gerekir.

Cenâb-ı Hakk’ın getirdiği hakikatlerde İslâm dışında bir din yoktur, imân ehli ve İslâm dini vardır. Âdem (a.s.) dan Efendimize (s.a.v.) kadar gelen sürede tek din vardır o da İslâm dinidir. Diğer isimlerle din ünvanı altında anılanlar izafi olarak verilen isimlerdir, asıl olarak örneğin Mûsâ’ya mensup veya İsâ’ya mensup olanlardır, fakat onlar bunu ayrı bir din olarak zannediyorlar. Bütün peygamberler Muhammedi seyrin bir parçasıdır fakat Muhammedi mertebesini kabul etmeyenler kendileri ayrı gösteriyorlar oysa gerçek imân ehli olsalar Muhammediyeti kabul etmeleri gerekecek ve kendilerini ayrı görmemeleri gerekecek ve ayrı bir din olmadığı anlaşılacak, bizlerde genel olarak bunları ayrı kabul ederek aldanıyoruz, oysa ki, hakikatte Allah’ın indinde İslâm dininden başka bir şey yoktur, diğer izafi olarak din ismi verilenler İslâm dininin mertebelerinden başka bir şey değildir.[36]

Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.) Hakk din İslam ve “Rabbinin ismi ile oku” (96/1) ile Hidayet, rububiyet mertebesinden hakikatleri anlatmaya başlaması için gönderdi. Bunların üzerine Rahmaniyet ve Uluhiyet mertebelerini anlattı.


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِنَّ كَثِيرًا مِّنَ الأَحْبَارِ وَالرُّهْبَانِ لَيَأْكُلُونَ أَمْوَالَ النَّاسِ بِالْبَاطِلِ وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ اللّهِ وَالَّذِينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ وَلاَ يُنفِقُونَهَا فِي سَبِيلِ اللّهِ فَبَشِّرْهُم بِعَذَابٍ أَلِيمٍ {التوبة/34}

Yâ eyyuhâ-llezîne âmenû inne kesîran mine-l-ehbâri ve-rruhbâni leye/kulûne emvâle-nnâsi bilbâtili veyasuddûne an sebîli(A)llâh(i) vellezîne yeknizûne-zzehebe velfiddate velâ yunfikûnehâ fî sebîli(A)llâhi febeşşirhum bi’azâbin elîm(in) Ey iman edenler! Hahamlardan ve rahiplerden birçoğu, insanların mallarını haksız yollarla yiyorlar ve Allah’ın yolundan alıkoyuyorlar. Altın ve gümüşü biriktirip gizleyerek onları Allah yolunda harcamayanları elem dolu bir azapla müjdele.


Haham Yahudilerin din âlim, Rahip ise Hristiyanların din âlimleridir. Kûr’ân-ı Kerim de Mûsâ a.s bakara ve İcl (buzağı) hikayelerinde Yahudilerin altına nasıl önem atfettiği anlatılmaktadır. Burada bahsedilen din âlimleride halkın elindeki kazançları alarak kendi menfaat ve hayali ve vehimi oluşumlarını altın ve gümüş ki âyetin indiği günlerde tek geçer para birimidir. Madde perestliklerini devam ettirmek üzere bir sistem kurmuşlardır. Bugün vatikan bir şehir devleti konumunda varlığını sürdürmektedir.

Bizi ilgilendiren konu ise tarikat ve irfan eğitimi veren kişilerin kendisine gelen kişilerden haksız yere ekonomik fayda sağlamalardır. Safiyeti ile Allah için, eğitim için gelen kişilerden menfaat sağlamak bu mertebelerin amacı olursa dünyevileşir ve Allah yolunda harcanmamış olur. Bu kişilerde ayrıca hedefine ulaşamaz. Bir derviş araştırmacı olmalı ve kendisine eğitimden ziyade menfaatlenme sağlanıyorsa böyle bir yerde kalması kendisini bir yere götürmez.

Böyle grup, kullanan ve kullanılan kişileri tasavvufi hayatım boyunca gördüm. Hatta ibretlik hikayeler içinde bunlardan bahsedilmektedir.

Böyle bir grupta bulunan iş yerimdeki arkadaşım bir trafik kazası neticesinde vefat etmişti… O günkü Efendi Babam ile konuşmalarda “hizmet ehliydi” diye söylediğim cümleye “hezimet ehli” olmasın demesi ne kadar manidardır. Tabii fakirin en az iki katı zaman içinde bu yolda tasavvufi yaşam içinde olmasının vermiş olduğu tecrübe yadsınamaz.


يَوْمَ يُحْمَى عَلَيْهَا فِي نَارِ جَهَنَّمَ فَتُكْوَى بِهَا جِبَاهُهُمْ وَجُنوبُهُمْ وَظُهُورُهُمْ هَذَا مَا كَنَزْتُمْ لأَنفُسِكُمْ فَذُوقُواْ مَا كُنتُمْ تَكْنِزُونَ {التوبة/35}

Yevme yuhmâ aleyhâ fî nâri cehenneme fetukvâ bihâ cibâhuhum vecunûbuhum vezuhûruhum hâzâ mâ keneztum li-enfusikum feżûkû mâ kuntum teknizûn(e)