İnnemâ-nnesî-u ziyâdetun fî-lkufr(i)(s) yudallu bihi-lleżîne keferû yuhillûnehu ‘âmen veyuharrimûnehu ‘âmen liyuvâti-û ‘iddete mâ harrama(A)llâhu feyuhillû mâ harrama(A)llâh(u)(c) zuyyine lehum sû-u a'mâlihim(k) va(A)llâhu lâ yehdî-lkavme-lkâfirîn(e)
Haram ayları ertelemek, ancak inkarda daha da ileri gitmektir ki bununla inkar edenler saptırılır. Allah'ın haram kıldığı ayların sayısına uygun getirip böylece Allah'ın haram kıldığını helal kılmak için haram ayı bir yıl helal, bir yıl haram sayıyorlar. Onların bu çirkin işleri, kendilerine süslenip güzel gösterildi. Allah, inkarcı toplumu doğru yola iletmez.
O "Nesi'" (denilen bir haram ayı geciktirmek âdeti), olsa olsa küfürde fazlalıktır ki, kâfirler onunla şaşırtılır, onu bir yıl helâl, bir yıl haram sayarlar ki, Allah'ın haram kıldığının sayısına uydursunlar da Allah'ın haram kıldığını helâl kılsınlar. İşte böylece kendilerine kötü işleri güzel gösterildi. Allah da kâfir olan bir kavmi doğru yola iletmez.
Tevbe Suresi 37. ayet, cahiliye dönemindeki 'nesî'' uygulamasını ele alarak, bu uygulamanın küfürdeki artışı ve Allah'ın haram kıldığı ayların değiştirilmesiyle ilgili derin dilbilimsel ve kavramsal anlamlar taşımaktadır. Ayet, bu uygulamanın sapkınlığını ve Allah'ın hükümlerine karşı gelmenin sonuçlarını vurgulamaktadır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'nesî'' kelimesini 'te'hîr' (geciktirme) olarak açıklar. Cahiliye Araplarının, savaşmak istedikleri zaman haram ayları helal kılıp, yerine başka bir ayı haram saymaları uygulamasını ifade eder. Ayetteki bağlamda, bu, Allah'ın belirlediği düzeni bozma ve hükümlerini değiştirme eylemidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nesî'' kelimesinin 'nesâ' fiilinden türediğini ve 'bir şeyi sonraya bırakmak, ertelemek' anlamına geldiğini belirtir. Özellikle haram ayların yerini değiştirmek suretiyle yapılan erteleme uygulamasını ifade eder. Ayette, bu eylemin küfürde bir artış olduğu vurgulanır, zira Allah'ın emrine doğrudan karşı gelmeyi içerir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'nesî'' kavramını cahiliye Araplarının takvim manipülasyonu olarak ele alır. Bu uygulamanın, kabileler arası savaşları sürdürmek veya ertelemek amacıyla yapıldığını ve böylece kutsal ayların kutsallığının ihlal edildiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, bu eylemin Allah'ın koyduğu düzene karşı bir isyan ve küfrün bir tezahürü olduğunu gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ziyâde' kelimesini 'artış' olarak açıklar. Ayetteki 'ziyâdetun fi'l-küfr' ifadesi, nesî' uygulamasının sadece bir hata değil, aynı zamanda küfrün kendisinde bir artış, yani Allah'a karşı gelme ve O'nun hükümlerini hiçe sayma konusunda daha ileri gitme anlamına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ziyâde' kelimesinin 'bir şeyin aslına eklenerek çoğalması' anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki bağlamda, nesî' uygulamasının, zaten var olan küfür üzerine eklenen, onu daha da pekiştiren ve şiddetlendiren bir eylem olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ziyâde' kelimesinin niceliksel ve niteliksel artışı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'küfürde ziyade' ifadesi, nesî' uygulamasının sadece bir günah değil, aynı zamanda inançsızlığın ve Allah'a karşı gelmenin derecesini artıran, onu daha da derinleştiren bir eylem olduğunu gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'küfr' kelimesinin temel anlamının 'örtmek' olduğunu belirtir. Bu, hakikati örtmek, Allah'ın nimetlerini inkar etmek veya O'nun hükümlerini görmezden gelmek şeklinde tezahür eder. Ayetteki 'nesî'nin küfürde bir artış olması', bu uygulamanın Allah'ın açık hükmünü örtme ve inkar etme eylemini daha da pekiştirdiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'küfr' kelimesinin 'nimeti örtmek, nankörlük etmek' ve 'Allah'ın varlığını ve birliğini inkar etmek' gibi çeşitli anlamlara geldiğini ifade eder. Ayetteki bağlamda, nesî' uygulamasının, Allah'ın koyduğu haram ayların kutsallığını inkar etme ve bu hükme karşı gelme şeklinde bir küfür olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'küfr' kavramının Kur'an'da sadece inançsızlık değil, aynı zamanda Allah'ın lütfuna karşı nankörlük ve O'nun emirlerine itaatsizlik anlamına geldiğini açıklar. Nesî' uygulamasının 'küfürde artış' olarak nitelendirilmesi, bu eylemin Allah'ın belirlediği kutsal düzene karşı bir nankörlük ve isyan olduğunu gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'yudallu' fiilinin 'saptırılır' veya 'şaşırılır' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'yudallu bihi'l-lezîne keferû' ifadesi, nesî' uygulamasının inkar edenleri daha da sapıklığa sürüklediğini, onların doğru yoldan uzaklaşmalarına neden olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'dalâl' kelimesinin 'doğru yoldan ayrılmak' olduğunu ve hem kasıtlı hem de kasıtsız sapmayı ifade edebileceğini belirtir. Ayetteki 'yudallu' fiili, nesî' uygulamasının inkar edenlerin zaten var olan sapıklıklarını pekiştirdiğini ve onları daha da derin bir yanılgıya düşürdüğünü gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'dalâl' kavramını 'hidayetin zıddı' olarak tanımlar. Ayetteki 'yudallu bihi' ifadesi, nesî' uygulamasının inkar edenler için bir hidayet vesilesi değil, aksine onları doğru yoldan uzaklaştıran, şaşkınlıklarını artıran bir araç olduğunu açıklar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'yuharrimûnehu' fiilinin 'haram kılmak, yasaklamak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, cahiliye Araplarının Allah'ın haram kıldığı ayları kendi keyiflerine göre helal kılıp, helal ayları haram sayarak Allah'ın hükmünü değiştirmelerini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'haram' kelimesinin 'yasaklanmış, dokunulmaz kılınmış' anlamına geldiğini ve hem şer'î hem de örfî yasakları ifade edebileceğini belirtir. Ayetteki kullanımı, inkar edenlerin Allah'ın şer'î hükmünü kendi örfî uygulamalarıyla değiştirmeye kalkışmalarını ve böylece Allah'ın haram kıldığını helal kılmalarını vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'tahrîm' fiilinin 'bir şeyi yasaklamak, onu başkalarına haram kılmak' anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'yuharrimûnehu âmen ve yuhillûnehu âmen' ifadesi, inkar edenlerin Allah'ın belirlediği haram ayların kutsallığını kendi çıkarları doğrultusunda manipüle etmelerini, yani bir yıl haram saydıklarını başka bir yıl helal sayarak Allah'ın hükmünü çiğnemelerini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'liyuwâtiû' fiilinin 'uygun hale getirmek, denk düşürmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, inkar edenlerin haram ayların yerini değiştirerek, Allah'ın haram kıldığı ayların sayısını kendi belirledikleri takvime uydurmaya çalışmalarını ifade eder. Bu, Allah'ın hükmünü kendi isteklerine göre eğip bükme çabasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'muvâtaa' kelimesinin 'bir şeye uygunluk, mutabakat' anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'liyuwâtiû iddete mâ harrama'l-lâhu' ifadesi, inkar edenlerin, Allah'ın haram kıldığı ayların sayısını (dört ay) koruyormuş gibi görünmek için, aslında bu ayların yerlerini değiştirerek bir aldatmaca yaptıklarını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'muvâtaa' kelimesinin 'bir şeyi diğerine denk getirmek, uyum sağlamak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, cahiliye Araplarının, haram ayların sayısını (dört ay) koruyarak, ancak hangi ayların haram olduğunu değiştirerek, Allah'ın emrine sözde uyum sağlamaya çalıştıklarını, ancak özünde karşı geldiklerini gösterir.
Tevbe Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
İnnemâ-nnesî-u ziyâdetun fî-lkufr(i) yudallu bihi-llzîne keferû yuhillûnehu âmen veyuharrimûnehu âmen liyuvâti-û iddete mâ harrama(A)llâhu feyuhillû mâ harrama(A)llâh(u) zuyyine lehum sû-u a’mâlihim va(A)llâhu lâ yehdî-lkavme-lkâfirîn(e) Haram ayları ertelemek, ancak inkârda daha da ileri gitmektir ki bununla inkâr edenler saptırılır. Allah’ın haram kıldığı ayların sayısına uygun getirip böylece Allah’ın haram kıldığını helâl kılmak için haram ayı bir yıl helâl, bir yıl haram sayıyorlar. Onların bu çirkin işleri, kendilerine süslenip güzel gösterildi. Allah, inkârcı toplumu doğru yola iletmez. (9/37)
Fusûs’ül Hikem de Tehir erteleme hakkında;
Ve onları “nisâ‟” ile isimlendirdi. Ve o, kelimesinde kendisi için tekil olmayan çoğuldur. Ve bundan dolayı Resûl (a.s.) “Dünyânızdan bana üç Ģey sevdirildi; Nisâ‟…” buyurdu. “Mer'e” ya‟nî tekil olarak demedi. Bundan dolayı vücûtta kadınların erkeklerden sonraya bırakılmalarına riâyet etti. Çünkü muhakkak “nüs‟et” te'hîr demektir. Allah Teâlâ “İnnemen nesîu ziyâdetün fîl küfri” (Tevbe, 9/37) ya'nî “Te'hîr, küfürde artıştır” buyurdu. Ve nüs'e ya‟nî veresiye ile satış, te'hîr ile söylemektir. ġimdi bunun için nisâ‟ dedi.
Ya'nî Resûl (a.s.) kadınları "nisâ‟" diye isimlendirdi. Ve "nisâ" kelimesi bir çoğuldur ki, bu kelimeden "bir kadın" ma'nâsı anlaşılmaz, kadınların hepsini kapsar. Bu kapsayıştan dolayı (S.a.v.) Efendimiz: "Sizin dünyânızdan bana üç Ģey sevdirildi: Nisâ‟...“ buyurdu. Nisâ' kelimesi yerine "mer'e" ya‟nî tekil olarak demedi. Bundan dolayı "nisâ"' kelimesini kullanmakla vücûtta kadınların erkeklerden sonraya bırakılmış olduklarını işâreten beyâna riâyet etmiş oldu. Çünkü "nisâ"' keilmesi "nüs'et"ten türemiştir ve "nüs'et" ise "te'hîr ya‟nî sonra- ya bırakmak" ma'nâsına gelir. Nitekim, Allah Teâlâ Hazretleri Kur'ân-ı Kerîm'de “İnnemen nesîu ziyâdetün fîl küfri” (Tevbe, 9/37) buyurmuştur ki: “Te'hîr, küfürde artıĢtır" demek olur. Ve “nüs'e ile satış” derler ki, satılan ma- lın bedelinin tahsîlinin sonraya bırakılması ma'nâsını ifâde eder. Türkçe'de "veresiye satış" denilir. İşte (S.a.v.) Efendimiz kadınların hepsine kapsam ve vücûtta kadınların erkeklerden sonra oldukları ma'nâsını ifâde ettiği için, ka- dınları "nisâ"' ile söyledi, "mer'e" demedi. Çünkü "nisâ"' kelimesinin ifâde ettiği ma'nâyı "mer'e" ifâde etmez.[38]
Nisa-Nüset bağlantısından yola çıkarsak Nisa nefsi küllün üretkenliğidir. Haram aylarıda ertelemek nefsi emarenin azgınlığını arttırmaktadır. Nefsi küll (Nisa) hükmü yerine bu nefsi emmare istikametinde kullanılmaktadır. Şeytan yani vehim onların bu işlerini kendilerine süslü göstermekte ne iyi yaptın demektedir.