Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû mâ lekum iżâ kîle lekumu-nfirû fî sebîli(A)llâhi-śśâkaltum ilâ-l-ard(i)(c) eradîtum bilhayâti-ddunyâ mine-l-âḣira(ti)(c) femâ metâ'u-lhayâti-ddunyâ fî-l-âḣirati illâ kalîl(un)
Ey iman edenler! Ne oldunuz ki, size "Allah yolunda sefere çıkın" denilince, yere çakılıp kaldınız. Yoksa ahiretten vazgeçip dünya hayatını mı seçtiniz? Oysa ahirete göre dünya hayatının yararı, pek az bir şeydir.
Ey iman edenler! Size ne oldu ki, "Allah yolunda cihada çıkın." denilince olduğunuz yere yığılıp kaldınız. Yoksa ahiretten vazgeçip dünya hayatına razı mı oldunuz? Fakat dünya hayatının zevki ahiretin yanında ancak pek az birşeydir.
Bu ayet, müminlerin Allah yolunda cihada çağrıldıklarında gösterdikleri isteksizliği eleştirmekte ve dünya hayatının geçici zevklerinin ahiret karşısındaki değersizliğini vurgulamaktadır. Ayet, iman, cihad ve dünya-ahiret dengesi gibi temel kavramlar üzerinden müminlerin sorumluluklarını hatırlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman kelimesinin kökü olan 'emn', korkunun zıddı olan emniyet ve güveni ifade eder. 'Âmene' fiili ise, bir şeyi tasdik etmek, doğrulamak ve ona güvenmek anlamına gelir. Ayetteki 'âmenû' ifadesi, kalben tasdik edip dil ile ikrar eden ve bu imanın gerektirdiği sorumlulukları üstlenen müminleri kasteder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzitsu'ya göre 'iman', Kur'an'da sadece bir inanç beyanı değil, aynı zamanda Allah'a tam bir teslimiyet ve güveni içeren aktif bir tutumdur. Bu ayetteki 'âmenû' hitabı, müminlerin bu imanın gereği olarak Allah yolunda cihada katılmaları gerektiğini ima eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): 'Nefr' kelimesi, bir topluluğun bir iş için hızla harekete geçmesi anlamına gelir. 'İnfirû' emri ise, Allah yolunda cihad için seferber olmalarını, yerlerinden kalkıp yola çıkmalarını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'infirû' fiilinin mecazi olarak 'cihada çıkın' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu, sadece fiziksel bir hareket değil, aynı zamanda manevi bir hazırlık ve adanmışlık gerektiren bir çağrıdır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'nefr' kökünün, bir yerden başka bir yere gitmek, özellikle de bir amaç uğruna topluca hareket etmek anlamını taşıdığını vurgular. Ayetteki 'infirû', müminlere Allah'ın emriyle cihad için seferber olma çağrısıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): 'Sıklet' kelimesi, ağırlık ve zorluk anlamına gelir. 'İssâkaltüm' fiili ise, bir işi yapmaktan ağır gelmek, tembellik etmek ve isteksizlik göstermek demektir. Ayette, cihad çağrısına karşı gösterilen isteksizliği ve dünyaya meyletmeyi ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'sıklet'in hem maddi hem de manevi ağırlığı ifade ettiğini belirtir. 'İssâkaltüm' fiili, dünya sevgisinin ve rahatlığın ağır basması nedeniyle Allah yolunda cihad etmekten geri durmayı, isteksiz davranmayı anlatır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'issâkaltüm' kelimesinin, Kur'an'da genellikle dünya sevgisi, rahat düşkünlüğü ve cihad gibi zorlu görevlerden kaçınma bağlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette de müminlerin cihad çağrısına karşı gösterdikleri isteksizliği ve dünyaya olan bağlılıklarını eleştirmektedir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): 'Arz' kelimesi, üzerinde yaşadığımız yeryüzünü ifade eder. Ayetteki 'ilâ'l-ard' ifadesi, cihad için yola çıkmak yerine dünyaya, yani dünya hayatının rahatına ve zevklerine meylederek yerlerinde kalmayı mecazi olarak anlatır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): El-Kefevî, 'arz'ın hem somut yeryüzü hem de dünya hayatının kendisi için kullanıldığını belirtir. Bu ayette, 'yere çöküp kalmak' ifadesiyle, dünya hayatının cazibesine kapılıp cihad gibi ulvi bir görevden geri durmak kastedilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): 'Hayat' kelimesi, varoluş ve canlılık anlamına gelir. Ayetteki 'el-hayâtü'd-dünyâ' ifadesi, geçici olan bu dünya hayatını, ahiret hayatının zıddı olarak vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzitsu, Kur'an'da 'hayat' kavramının genellikle 'dünya hayatı' ve 'ahiret hayatı' şeklinde ikili bir karşıtlık içinde sunulduğunu belirtir. Bu ayette, müminlerin dünya hayatının geçici zevklerine aldanarak ahiret için yapmaları gereken fedakarlıktan kaçınmaları eleştirilir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): 'Âhiret', dünya hayatının sonu ve ondan sonra gelen ebedi hayat demektir. Ayette, dünya hayatının geçici zevklerinin ahiret hayatının sonsuz nimetleri karşısındaki değersizliğini vurgulamak için kullanılır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'âhiret' kelimesinin 'sonra gelen' anlamından türediğini ve Kur'an'da genellikle dünya hayatının zıddı olarak, mükafat ve ceza yurdu olan ebedi hayatı ifade ettiğini belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'âhiret' kavramının Kur'an'da müminlerin nihai hedefi ve dünya hayatındaki amellerinin karşılığını bulacakları yer olarak merkezi bir rol oynadığını ifade eder. Bu ayette, dünya hayatına tercih edilen ahiretin üstünlüğü vurgulanır.
Tevbe Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû mâ lekum izâ kîle lekumu-nfirû fî sebîli(A)llâhi-ssâkaltum ilâ-l-ard(i) eradîtum bilhayâti-ddunyâ mine-l-âhira(ti) femâ metâ’u-lhayâti-ddunyâ fî-l-âhirati illâ kalîl(un) Ey iman edenler! Ne oldunuz ki, size “Allah yolunda sefere çıkın” denilince, yere çakılıp kaldınız. Yoksa ahiretten vazgeçip dünya hayatını mı seçtiniz? Oysa ahirete göre dünya hayatının yararı, pek az bir şeydir. (9/38)
"Nefr" lugat anlamıyla heyecan verici bir emirden dolayı fırlayıp ileri çıkmaktır. Ürküp kaçmak demek olan nüfur da bu kökten gelmektedir. Fakat nüfur yalnızca kaçıp kurtulmak için olumsuz anlamda kullanıldığı halde "nefr" düşmana karşı gaza için fırlayıp çıkmak anlamında kullanılır. Böyle evlerinden çıkıp bir yere toplanan cemaate "nefir", onlardan her birine nefer denilir. Önderin, insanları cihada teşvik etmesine de istinfar adı verilir ki, dilimizde buna "seferberlik emri", Frenkler'de "mobilizasyon" denir. Yani halkı yerinden kaldırıp harekete geçirmek demektir. Söz konusu istinfar, yani seferberlik ilanı ya genel, ya özel anlamda olur. Genel anlamda olanına "nefîr-i âm" denilir ki, bu bizim eski dilimizde de aynen kullanılırdı. "Allah yolunda seferberlik edin!" mutlak ve genel anlamda olduğu için her iki şeklini de kapsamı içine almaktadır. Demek ki, Allah yolunda seferberlik emri verilince şekline göre hemen icabet etmek farzdır. Burada işi ağırdan alanlar bile kınanmıştır, azarlanmıştır. Elbette bu ağırdan alma işi müminlerin hepsinde meydana gelmiş değildir. Fakat bir bütünlük meydana getirmesi gereken bir toplum içinden bazılarının ağırdan alması, bütünün hareketini ağırlaştırıp aksatacağından ve seferberliğin vaktinde tamamlanamayıp ordunun gecikmesine de sebep olacağından, bunun da zararının bütün müslümanlara dokunacağı bilindiğinden hitap şekli böyle irad buyurulmuştur.[39]
Bunun bizi ilgilendiren kısmına bakacak olursak… “Tarikat” yol demektir. Şeriat kurallarına olarak yola devam etmek nefis mücahadesi için yola çıkmaktır. Yani “tarikat” oturma yeri değildir. Sadece belirli zikirler ile ki buda hiçbir şey yapmamaktan güzeldir. Ama içinde tefekkür ve ilim olmazsa bir yere ulaştıramayan hayali bir oluşumundan öteye geçmez. Yakub a.s. İsr-ailoğullarına mensubtu… “İsr” Gece yürüyen ve oğullarıdır. Kardeşi ile olan anlaşmazlık neticesinde ailesi ve kavmini terk etmiş. Yakalanmamak için gece hareket etmiştir. Bir dervişte gece yürüyenlerin oğullarındandır. Yapmış olduğu zikir, tefekkür, ilmi çalışmalar ile bu bâtıni sefere çıkmış olur. Ve hedefine varmak için ilerler.
Ve kendisine yapılan tören neticesinde mürşidi tarafından dört sefer ey derviş nereden, gelir nereye gidersin diye sorulur. Dünyadan gelir, ahirete giderim diye verilen cevap neticesinde mürşide yani akl-ı küll mertebesi anlayışına ulaşmış olduğu tescil edilmiş olur. Ahiret “ahir” yani sonuçta gidelecek varılacak yerdir. Yolda bir durak olan dünya hayatı geçici bir handır. Asl olan durak, ahiret yurdudur.