Lâ ta'teżirû kad kefertum ba'de îmânikum(c) in na'fu ‘an tâ-ifetin minkum nu'ażżib tâ-ifeten bi-ennehum kânû mucrimîn(e)
Boşuna özür dilemeyin! Çünkü siz, (sözde) iman ettikten sonra küfrünüzü açığa vurdunuz. İçinizden (tövbe eden) bir zümreyi affetsek bile, suçlarında ısrar etmeleri sebebiyle, diğer bir zümreye azap edeceğiz.
Boşuna özür dilemeyin, iman ettik dedikten sonra küfrünüzü açığa vurdunuz. İçinizden bir kısmını affetsek bile bir kısmını suçlarında ısrar ettikleri için azabımıza uğratacağız.
Tevbe Suresi 66. ayet, münafıkların özürlerinin kabul edilmeyeceğini, imanlarından sonra küfre düştüklerini ve bu durumun sonuçlarını dilbilimsel olarak ele almaktadır. Ayet, 'küfür', 'iman', 'af' ve 'azap' gibi temel kavramlar üzerinden, ilahi adalet ve sorumluluk prensiplerini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): K-f-r kökü, bir şeyi örtmek, gizlemek anlamına gelir. Ayetteki 'kefertüm' ifadesi, iman ettiklerini iddia edenlerin, aslında kalplerindeki inkârı açığa vurarak gerçeği örtmeleri ve Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük etmeleri anlamında kullanılmıştır. Bu, sadece bir inançsızlık değil, aynı zamanda bir ihanet ve gerçeği bile bile reddetme durumudur.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'küfür' kavramının Kur'an'da sadece inançsızlık değil, aynı zamanda Allah'ın lütuflarına karşı nankörlük ve O'nun ayetlerini bile bile reddetme anlamı taşıdığını belirtir. Ayetteki 'kefertüm', münafıkların iman iddiasına rağmen, Allah'ın emirlerine karşı gelerek ve Peygamber'e muhalefet ederek bu nankörlüğü ve reddedişi fiilen ortaya koyduklarını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'küfür' kelimesinin mecazi olarak 'nimeti örtmek' veya 'nankörlük etmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'kad kefertüm ba'de îmâniküm' ifadesi, münafıkların daha önce iman ettiklerini iddia etmelerine rağmen, sonradan yaptıkları eylemlerle bu nimeti örtbas ettiklerini ve nankörlük ettiklerini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): E-m-n kökü, güvenmek, emniyette olmak ve kalben tasdik etmek anlamlarına gelir. 'İman', Allah'a ve O'nun gönderdiklerine kalben tasdik edip güvenmek demektir. Ayetteki 'ba'de îmâniküm' ifadesi, münafıkların bir zamanlar iman ettiklerini iddia etmelerine veya zahiren iman etmiş gibi görünmelerine rağmen, bu imanı koruyamadıklarını ve ondan saptıklarını gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'iman'ın sadece dil ile ikrar değil, aynı zamanda kalbin tasdiki ve amellerle teyit edilmesi olduğunu belirtir. Ayetteki 'îmâniküm' kelimesi, münafıkların bu bütüncül imanı gerçekleştiremediklerini, aksine iman ettikten sonra küfre düştüklerini, yani kalplerindeki tasdiki yitirdiklerini ve amelleriyle bunu bozduklarını ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'iman'ın Kur'an'da sadece bir inanç değil, aynı zamanda bir teslimiyet ve güven ilişkisi olduğunu vurgular. Ayetteki 'îmâniküm' ifadesi, münafıkların bu teslimiyet ve güven ilişkisini bozarak, Allah'a ve Peygamber'e karşı sadakatsizlik gösterdiklerini ve bu nedenle imanlarını kaybettiklerini anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): A-f-v kökü, bir şeyi silmek, izini gidermek veya bir kusuru bağışlamak anlamına gelir. 'Afv', Allah'ın kullarının günahlarını bağışlaması, onlara merhamet etmesi ve cezalandırmaktan vazgeçmesidir. Ayetteki 'in na'fu an tâifetin minküm' ifadesi, Allah'ın dilediği takdirde, münafıklardan bir kısmının günahlarını bağışlayabileceğini, ancak bu bağışlamanın koşullara bağlı olduğunu gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'afv'ın, bir suçun cezasını düşürmek veya tamamen kaldırmak olduğunu belirtir. Ayetteki bağlamda, Allah'ın münafıklardan bir kısmını, belki de tövbe edenleri veya daha az suçlu olanları, ilahi rahmetiyle affedebileceği ihtimalini dile getirir, ancak bu durum diğerlerinin cezalandırılacağı gerçeğini değiştirmez.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): A-z-b kökü, bir şeyi engellemek, alıkoymak ve acı vermek anlamına gelir. 'Azap', Allah'ın, günahkarları dünyada veya ahirette cezalandırmasıdır. Ayetteki 'nu'azzib tâifeten' ifadesi, münafıklardan bir kısmının, işledikleri suçlar ve inkârları nedeniyle ilahi cezaya çarptırılacaklarını açıkça belirtir. Bu, Allah'ın adaletinin bir tecellisidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'azap' kelimesinin, işlenen suçlara karşılık verilen bir ceza olduğunu ve bu cezanın acı verici olduğunu ifade eder. Ayetteki 'nu'azzib' fiili, Allah'ın mücrim olan topluluğa, işledikleri suçlar nedeniyle hak ettikleri cezayı vereceğini ve bu cezanın onların acı çekmesine neden olacağını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): C-r-m kökü, bir şeyi kesmek, koparmak ve suç işlemek anlamına gelir. 'Mücrim', suç işleyen, günahkar olan kişidir. Ayetteki 'bi-ennehum kânû mücrimîn' ifadesi, azap edilecek topluluğun, bu cezayı hak etmelerinin nedeninin, onların sürekli olarak suç işlemeleri, günahkar olmaları ve kötülükte ısrar etmeleri olduğunu açıklar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'mücrim' kelimesinin, Allah'ın emirlerine karşı gelerek günah işleyen ve bu günahları alışkanlık haline getiren kişiler için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'mücrimîn' ifadesi, münafıkların sadece bir kerelik hata yapmadıklarını, aksine suç işlemeyi bir yaşam biçimi haline getirdiklerini ve bu nedenle cezayı hak ettiklerini vurgular.
Tevbe Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Lâ ta’tezirû kad kefertum ba’de îmânikum in na’fu an tâ-ifetin minkum nu’ażżib tâ-ifeten bi-ennehum kânû mucrimîn(e) Boşuna özür dilemeyin! Çünkü siz, (sözde) iman ettikten sonra küfrünüzü açığa vurdunuz. İçinizden (tövbe eden) bir zümreyi affetsek bile, suçlarında ısrar etmeleri sebebiyle, diğer bir zümreye azap edeceğiz. (9/66)