Veminhum men ‘âheda(A)llâhe le-in âtânâ min fadlihi lenassaddekanne velenekûnenne mine-ssâlihîn(e)
İçlerinden, "Eğer Allah bize lütuf ve kereminden verirse, mutlaka bol bol sadaka veririz ve mutlaka salihlerden oluruz" diye Allah'a söz verenler de vardır.
Yine onlardan kimi de Allah'a şöyle ahdetmişlerdi: "Eğer bize lütuf ve kereminden ihsan ederse biz de elbette zekâtı veririz ve kesinlikle salihlerden oluruz." diye söz vermişlerdi.
Bu ayet, Allah'a verilen sözün ve bu sözün içeriğinin dilbilimsel analizini sunmaktadır. Özellikle 'ahd' (sözleşme), 'fadl' (lütuf) ve 'sadaka' (tasadduk) kavramları üzerinden, insanın Allah ile olan ilişkisi ve bu ilişkinin sosyal yansımaları incelenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'ahd' kelimesini bir şeyi korumak, gözetmek ve ona riayet etmek olarak açıklar. Ayetteki 'âhede' fiili, Allah'a verilen bir sözü, bir taahhüdü ifade eder ki bu, kişinin Allah'tan bir lütuf beklentisi karşılığında belirli eylemlerde bulunma sözüdür. Bu, bir tür karşılıklı yükümlülük anlaşmasıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ahd' kelimesini 'söz vermek' veya 'yemin etmek' anlamında kullanır. Ayetteki bağlamda, insanlar Allah'a, O'nun lütfundan kendilerine verilmesi durumunda sadaka vereceklerine ve salihlerden olacaklarına dair kesin bir söz vermişlerdir. Bu, mecazi olarak bir yemin ve taahhüt niteliğindedir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ahd' kavramının Kur'an'da hem Allah ile insan arasındaki antlaşmayı hem de insanlar arasındaki sözleşmeleri ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'âhede' fiili, Allah'a verilen bir sözü, bir taahhüdü ifade eder ki bu, kişinin Allah'tan bir lütuf beklentisi karşılığında belirli eylemlerde bulunma sözüdür. Bu, bir tür karşılıklı yükümlülük anlaşmasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'fadl'ı, bir şeyin fazlası, artığı ve ihsan olarak tanımlar. Allah'ın 'fadlı', O'nun kullarına karşılıksız olarak bahşettiği nimetleri, lütufları ve ihsanları ifade eder. Ayette, insanlar Allah'tan bu bol lütfu talep etmektedirler.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'fadl' kelimesinin 'ziyadelik, bolluk ve ihsan' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'min fadlihi' ifadesi, Allah'ın cömertliğinden ve sınırsız nimetlerinden bir kısmını istemeyi ifade eder. Bu, maddi ve manevi her türlü nimeti kapsar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'fadl'ın Kur'an'da genellikle Allah'ın kullarına yönelik lütuf ve ihsanlarını ifade ettiğini vurgular. Ayetteki bağlamda, insanlar Allah'tan kendilerine bol nimetler vermesini dilemekte ve bu nimetlere karşılık sadaka verme sözü vermektedirler.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'sadaka' kelimesinin 'doğruluk' kökünden geldiğini ve kişinin imanının doğruluğunun bir göstergesi olduğunu belirtir. Ayetteki 'lenassaddakanna' ifadesi, Allah'tan nimet geldiğinde kesinlikle maldan infak etme, yani sadaka verme taahhüdünü içerir. Bu, verilen sözün samimiyetini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'sadaka'yı, Allah'a yakınlaşmak amacıyla verilen mal olarak tanımlar. Ayetteki bu ifade, Allah'ın lütfuna karşılık olarak maldan infak etme, yani sadaka verme sözünü pekiştirir. Bu, kişinin imanının ve Allah'a olan bağlılığının bir göstergesidir.
Ebû'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'sadaka'nın, kişinin Allah'a olan imanının ve samimiyetinin bir delili olduğunu ifade eder. Ayetteki 'lenassaddakanna' ifadesi, Allah'tan nimet geldiğinde kesinlikle maldan infak etme, yani sadaka verme taahhüdünü içerir. Bu, verilen sözün samimiyetini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'salih' kelimesini, 'fesad'ın zıddı olarak, her türlü iyilik ve düzgünlük hali olarak açıklar. Ayetteki 'minessâlihîn' ifadesi, sadece sadaka vermekle kalmayıp, genel olarak iyi ve doğru işler yaparak Allah'ın rızasını kazanma arzusunu ve bu yönde bir yaşam sürme taahhüdünü ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'salih' kelimesinin 'doğru, düzgün ve faydalı' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, insanlar Allah'tan nimet aldıklarında sadece sadaka vermekle kalmayıp, aynı zamanda genel olarak iyi ve doğru işler yaparak salih kullardan olma sözü vermektedirler. Bu, kapsamlı bir ahlaki ve dini taahhüttür.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'salih' kavramının Kur'an'da hem bireysel hem de toplumsal düzeyde 'doğruluk, dürüstlük ve iyilik' anlamlarını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'minessâlihîn' ifadesi, Allah'a verilen sözün sadece maddi bir eylemle sınırlı kalmayıp, kişinin tüm yaşamını kapsayan bir iyilik ve doğruluk hali içinde olma arzusunu yansıtır.
Tevbe Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Veminhum men âheda(A)llâhe le-in âtânâ min fadlihi lenassaddekanne velenekûnenne mine-ssâlihîn(e) İçlerinden, “Eğer Allah bize lütuf ve kereminden verirse, mutlaka bol bol sadaka veririz ve mutlaka salihlerden oluruz” diye Allah’a söz verenler de vardır. (9/75)
Bu âyetin de Sa'lebe b. Hatıp sebebiyle nazil olduğu rivayet edilir. Şöyle ki, Sa'lebe Hz. Peygamber'in huzuruna gelmiş, "Ya Resulallah! Allah'a dua et de bana biraz mal versin." demiş. Peygamber (s.a.v.) de: "Ey Sa'lebe hakkını eda ettiğin az mal, güç yetiremiyeceğin çok maldan daha hayırlıdır." buyurmuş. Sa'lebe tekrar gelmiş ve "Seni hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, bana mal verirse, kesinlikle her hak sahibine hakkını veririm." demiş. Bunun üzerine Resulullah dua etmiş, o da bir davar sahibi olmuş derken o hayvan üredikçe üremiş, onun hayvanlarına Medine dar gelmeye başlamış, bir vadiye gitmiş, önce cemaat namazlarından, sonra da cumalardan kesilmiş. Resulullah onu sormuş, "Malı çoğaldı, vadiye sığmaz oldu." denilmiş. Bunun üzerine "Eyvah, yazıklar oldu Salebe'ye." buyurmuş. Sonra zekât için ona iki tahsildar göndermiş, birçokları bu tahsildarları daha önceden hazırladıkları zekat mallarıyla karşılamışlar. Salebe'ye vardıkları zaman Resulullah'ın belli farzın ödenmesini buyuran fermanını okuyup zekatı istediklerinde, Sa'lebe "Bu cizye de neyin nesi oluyor? Bu istediğiniz şey cizyenin kendisi değilse bile kardeşidir. Hele siz şimdi gidin de ben bir düşüneyim." demiş.[82]