Era-eyte in kâne ‘alâ-lhudâ
(11-12) Ne dersin, ya o (engellenen kul) hidayet üzere ise; ya da takvayı (Allah'a karşı gelmekten sakınmayı) emrediyorsa?
Gördün mü (ne dersin?), ya o (kul) doğru yolda olur,
Alak Suresi 11. ayet, 'görmek/bilmek' fiiliyle başlayarak, 'hidayet' kavramı üzerinden bir sorgulama ve ihtimali dile getirmektedir. Ayet, muhatabın doğru yol üzere olup olmadığını veya hidayeti emredip etmediğini düşünmeye sevk etmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rü'yet' kelimesinin hem gözle görme hem de kalple idrak etme, bilme anlamlarına geldiğini belirtir. Bu ayetteki kullanımı, 'haber ver, düşündün mü, ne dersin' gibi bir anlam taşır ve muhatabı bir durum hakkında düşünmeye ve cevap vermeye davet eder. (el-Müfredât, s. 353)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'erâeyte' ifadesinin Kur'an'da 'ahbirnî' (bana haber ver) anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki bağlamda, 'söyle bakalım, ne dersin' şeklinde bir sorgulama ve muhatabı bir durum hakkında bilgilendirme talebi içerir. (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 2, s. 301)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'rü'yet' kökünün Kur'an'da sadece fiziksel görmeyi değil, aynı zamanda entelektüel kavrayışı ve bir şeyi zihinde canlandırmayı da ifade ettiğini vurgular. Bu ayetteki 'erâeyte' kullanımı, bir durumu varsayımsal olarak ele alıp onun sonuçları üzerine düşünmeye yönlendiren retorik bir sorudur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kevn' kelimesinin varoluşu, oluşu ve bir şeyin belirli bir durumda bulunmasını ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'in kâne' ifadesi, 'eğer olursa, eğer bulunursa' şeklinde şartlı bir varsayımı dile getirir. (el-Müfredât, s. 445)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kâne' fiilinin hem geçmiş zamanı hem de bir durumun sürekliliğini veya varsayımsal olarak gerçekleşme ihtimalini ifade edebileceğini açıklar. Bu ayette, 'eğer o kişi doğru yol üzere ise' anlamında bir varsayımın başlangıcıdır. (el-Külliyyât, s. 780)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'alâ' edatının Kur'an'da farklı anlamlarda kullanıldığını, burada ise 'bir şeyin üzerinde olma, bir şeye bağlı olma' anlamında olduğunu belirtir. 'Alâ'l-hüdâ' ifadesi, 'hidayet üzere olma, hidayete bağlı olma' demektir. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 34)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'alâ' edatının istila (üstünlük, hakimiyet) ve mülazeme (bir şeye yapışma, bağlı kalma) anlamlarını taşıdığını ifade eder. Ayetteki 'alâ'l-hüdâ' ifadesi, kişinin hidayet yoluna sıkı sıkıya bağlı olduğunu ve onun üzerinde bulunduğunu vurgular. (Umdetü'l-Huffâz, c. 3, s. 129)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hidayet' kelimesinin lügatte lütuf ve incelikle yol göstermek anlamına geldiğini belirtir. Kur'an'da ise Allah'ın insanlara doğru yolu göstermesi, onları hakikate iletmesi anlamında kullanılır. Bu ayette, kişinin üzerinde bulunduğu doğru ve hak yol kastedilir. (el-Müfredât, s. 835)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hidayet'in hem maddi hem de manevi anlamda yol gösterme olduğunu ifade eder. Özellikle Kur'an bağlamında, Allah'ın peygamberler ve kitaplar aracılığıyla insanlara gösterdiği doğru inanç ve amel yoludur. Ayetteki 'alâ'l-hüdâ' ifadesi, kişinin bu ilahi rehberlik üzere olduğunu belirtir. (Basâiru Zevi't-Temyîz, c. 5, s. 248)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hidayet'in Kur'an'daki merkezi kavramlardan biri olduğunu ve 'dalâlet' (sapıklık) kavramının zıttı olarak konumlandığını belirtir. Hidayet, Allah'ın insanı doğru yola iletmesi, ona hakikati göstermesi ve bu yolda sabit kılmasıdır. Ayette, bu ilahi rehberliğe uygun bir yaşam süren kişi kastedilir.
Namaz Sûreleri (Cilt 1)
Terzibaba - Necdet Ardıç
-------------------
~~96.11~
اَرَاَيْتَ اِنْ كَانَ عَلَى الْهُدٰى~ ~ ~
(96/11) – E raeyte in kâne alel hudâ.
(96/11) - Baksana o hidayet üzere giderse.
E raeyte. Sen görmedin mi in kâne alel hudâ. Birde hidâyet üzere olan vardı, o hidâyetten men edeni görme-din mi?