Nâsiyetin kâżibetin ḣâti-e(tin)
(15-16) Hayır! Andolsun, eğer vazgeçmezse, muhakkak onu perçeminden; o yalancı, günahkar perçeminden yakalarız.
Hayır, hayır! Eğer o, bu davranışından vazgeçmezse, and olsun ki biz, onu perçeminden, o günahkâr ve yalancı perçeminden tutup cehenneme sürükleriz.
Bu ayet, Allah'a isyan eden ve hakikatten yüz çeviren kişinin perçeminden tutularak cezalandırılacağını ifade eder. Anahtar kavramlar, bu perçemin niteliklerini ve dolayısıyla kişinin ahlaki durumunu ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nâsıye (ناصية), alnın ön kısmındaki saç tutamıdır. Ayetteki kullanımı, kişinin en değerli ve kontrol edici kısmına işaret ederek, onun tamamen Allah'ın kudreti altında olduğunu ve cezalandırılacağını vurgular. Bu, aynı zamanda kişinin izzet ve şerefinin de sembolüdür.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Nâsıye, mecazi olarak bir kişinin idaresini ve kontrolünü ifade eder. 'Nâsiyesinden tutmak', o kişiyi tamamen kontrol altına almak ve istediği yere sürüklemek anlamına gelir. Ayetteki 'yalancı ve günahkar nâsiye' ifadesi, bu kişinin iradesinin ve yöneliminin yalan ve günah üzerine kurulu olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Nâsıye, Kur'an'da bazen bir kişinin şahsiyetini ve onurunu temsil eden bir metafor olarak kullanılır. 'Nâsiyesinden yakalamak', o kişinin tüm varlığını ve benliğini ele geçirmek, onu aşağılamak ve kontrol altına almak demektir. Bu ayette, inkarcının onurunun ve benliğinin yalan ve günahla lekelendiği ve bu nedenle cezayı hak ettiği vurgulanır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Kâzibe (كاذبة), yalan söyleyen demektir. Ayette 'nâsiye' kelimesinin sıfatı olarak gelmesi, bu perçemin (yani kişinin kendisinin) yalan ve inkâr üzere olduğunu, hakikati reddettiğini ifade eder. Bu, kişinin sözlerinin ve eylemlerinin yalanla dolu olduğunu gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Kezib (كذب) kökünden türeyen kâzibe, gerçeğe aykırı beyanda bulunmak, yalan söylemek anlamındadır. Ayetteki 'nâsiyetin kâzibetin' ifadesi, bu perçemin ait olduğu kişinin, Allah'a ve peygamberine karşı yalan söylediğini, hakikati inkâr ettiğini ve bu yalanın onun karakterinin bir parçası haline geldiğini belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kâzibe kelimesi, sadece sözlü yalanı değil, aynı zamanda fiili yalanı, yani kişinin inancına aykırı davranışlarını da kapsar. 'Yalancı perçem', kişinin tüm varlığının, düşüncelerinin ve eylemlerinin yalan üzerine kurulu olduğunu, hakikatten saptığını ve bu sapmanın onun kimliğini oluşturduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hata (خطأ), kasıtlı veya kasıtsız olarak doğru yoldan sapmak, günah işlemek demektir. Hâtıe (خاطئة) ise bu hatayı işleyen kişiyi veya şeyi niteler. Ayette 'nâsiye' kelimesinin sıfatı olarak gelmesi, bu perçemin (yani kişinin) günahkâr olduğunu, Allah'ın emirlerine karşı geldiğini ve yanlış bir yol tuttuğunu ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Hata (خطأ) ile zelle (زلة) arasında fark vardır. Hata, genellikle kasıtlı olarak yapılan yanlış ve günahı ifade ederken, zelle daha çok kasıtsız sürçmeyi ifade eder. Ayetteki 'hâtıe' kelimesi, kişinin bilerek ve isteyerek günah işlediğini, doğru yoldan saptığını ve bu sapmanın onun karakterinin bir parçası haline geldiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Hata kavramı, Kur'an'da genellikle Allah'ın belirlediği sınırı aşma, doğru yoldan sapma ve ahlaki bir kusur işleme anlamında kullanılır. 'Günahkar perçem', kişinin sadece yalan söylemekle kalmayıp, aynı zamanda Allah'ın koyduğu ahlaki ve dini kuralları çiğnediğini, bu günahların onun kimliğinin ayrılmaz bir parçası haline geldiğini ve bu nedenle cezayı hak ettiğini belirtir.
Namaz Sûreleri (Cilt 1)
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~96.16~
نَاصِيَةٍ كَاذِبَةٍ خَاطِئَةٍ
(~ ~ ~
96/16) - Nâsıyetin kâzibetin hâtıeh.
(96/16) - Yalancı, günahkâr olan bir alnı.
Günahkar olan tekrar nasiyesinden tutulur.