Mesnevî-i Şerîf'te el-Basîr
Mevlânâ, Basîr ismini en güçlü olarak bir hadîs-i kudsî üzerinden işler: kul nefsine kör olunca Hak tarafından gören olur. Konuk'un şerhi bu ismi, görüşün yön değiştirmesi — nefisten Hakk'a çevrilmesi — olarak açar.
Nefsine kör olan, Hak tarafından basîr olur. Şerhin Basîr'e dair kalbi, bir hadîs-i kudsînin şerhidir. Cilt 5:
"Kendi tarafıma kör, Hak tarafından basîr olurum. Nefsimin tarafına körüm ve Hakk'ın tanıtması ile basîrim ve görücüyüm hadîs-i kudsîsinin muhatabıyım. Bu sebeple kesret âleminden muaf oldum ve vahdet denizine daldım." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 5)
Demek görmek tek yönlüdür: kul ya kendi nefsine bakar ya Hakk'a. Nefse kör olan, çokluğa (kesrete) da kör olur; o körlük sayesinde vahdet (birlik) denizine dalar ve Hak tarafından gerçek gören olur. Görüş, yön değiştirince hakikat olur.
Hâlık'ın bir Basîr oluşu, inkârcının dahi itiraf ettiği vasıftır. Cilt 10, gökleri yaratanın Allah olduğunu söyleyen kâfirleri (Ankebût, 29/61) anlatırken, o yaratıcının "bir Semî' ve bir Basîr ve bir Hâzır ve bir Murâkıb" olduğunu sayar. Gören, gözeten, her an hazır bir Hâlık fikri inkâr edenin vicdanında bile durur; Basîr, âlemin yaratıcısından sökülemez bir vasıftır.
Füsûsu'l-Hikem'de el-Basîr
İbn Arabî, Basîr ismini hep Semî' ile birlikte ve "Ve O, Semî' ve Basîr'dir" (Şûrâ, 42/11) âyeti üzerinden okur. Bu ortak işleyişin tafsîli kardeş isim semi bölümünde verildi; burada Basîr'e has yönü almak yeter.
"Basîr olan ancak Hak'tır" — görme tek bir sahibe hasredilir. Fusûs Mukaddimesi, Alîm, Semî', Basîr isimlerinin hem Zât'a hem kendi mânâlarına delâlet ettiğini söyler: "'Alîm, Semî', Basîr kimdir?' denildikde 'ahadiyyet-i esmâiyyesi hasebiyle zât-ı ilâhîdir' denir; ve bu sûrette hepsi 'zât'a delâlet etmiş olur." Demek "el-Basîr kim?" sorusunun cevabı doğrudan Zât'tır; gören, isimlerin ardındaki tek hakikattir. Kelime-i İlyâsiyye'nin hasr okuyuşu bunu pekiştirir: belirtme edatıyla gelen "el-Basîr", görmeyi yalnız Hakk'a verir — başka gören yoktur. Kelime-i Îseviyye ise basarı (görmeyi) Hayy isminin kuşattığı bir sıfat sayar: diri olmayan göremez; görüş hayatın içinden doğar.
Terzibaba Külliyatında el-Basîr
Terzibaba, Basîr ismini iki yerde derinleştirir: basar (dış görüş) ile basîret (iç görüş) ayrımı, ve İsrâ Sûresi'ndeki mi'râc sırrı.
Basar dış görüş, basîr iç görüştür — hakikate bakan göz. İsrâ Sûresi şerhi bu ayrımı netleştirir:
"Basar, dış görüş, zâhire şekle bakmak; basîr ise iç görüş, bâtına, her şeyin hakikatine bakıp öyle karar varmaktır. El-Basîr ismi Hakk'a ait olduğundan bütün âlemi zâhir ve bâtın hakikatiyle görüyor demektir. Aslında bu âlemlerin hakikati de O'dur." (İsrâ Sûresi)
Demek Basîr yalnız sûrete bakan göz değil; sûretin ardındaki hakikati gören iç gözdür. Hak âlemi hem dış yüzüyle hem iç hakikatiyle birden görür; çünkü o hakikat zaten O'dur. Mesnevî'deki "nefse kör, Hakk'a basîr olma" hâli, burada bir göz keyfiyetine dönüşür: zâhirden bâtına geçen bakış.
İrfâniyetle açılan basîret, kulun değil Hakk'ın bakışıdır. Aynı şerh, kuldaki görüşün kime ait olduğunu çözer: "Kullardaki basîr esmâsı ne zaman ki irfâniyetle ortaya çıktığında, işte orada olan bakış Hakk'ın basîr isminden kulu indindeki bakıştır. Hadîs-i kudside belirtilen 'gözünde göreni olurum' gibi. 'Mü'minin firâsetinden sakının, zira o Allah'ın nûruyla bakar.'" Demek ârifin basîreti kendi malı değil; Hakk'ın "el-Basîr" isminin o kulda açığa çıkışıdır. Mü'min, Allah'ın nûruyla baktığı için firâseti şaşmaz.
İsrâ âyeti, görüşün tahakkuk ettiği mi'râc sırrını taşır. Dur Rabbın Namazda dersi, İsrâ Sûresi'nin "innehu hüve's-Semî'u'l-Basîr" ile bitişine dikkat çeker: kulu geceleyin Mescid-i Harâm'dan Mescid-i Aksâ'ya yürüten, ona âyetlerini gösteren ve sonunda "O'dur Semî, Basîr" diye biten âyet, "âlemlerde ilk def'a zât mertebesi itibâriyle tahakkuk eden Mi'râc-ı Şerîf'in ilk bölümü"dür. Görmek, mi'râcın gâyesidir: kul, gösterilen âyetleri Hakk'ın basîr isminden temâşâ eder.
Basîr cihetinde tesbîh, varlığın zuhûra çıkıp görünmesidir. İnsân-ı Kâmil dersi ismi bir tesbîh hâline bağlar: "Basîr ismi cihetinde tesbîhleri ise: ona görünmeleridir. Bir varlık, programı gereği kendini zuhûra çıkarması sebebiyle görüntüye gelmesidir; bu ise gören tarafından görülenin tesbîhidir." Demek her varlığın zuhûra çıkıp görünür olması, Basîr ismine karşı bir tesbîhtir — görülen, göreni böyle tenzîh eder.
Değerlendirme
Üç kaynak Basîr'i, görüşün hakikate ve Hakk'a çevrilmesi ekseninde birleştirir. Mesnevî onu "nefse kör, Hakk'a basîr olma" hadîsiyle açar: çokluğa kör olan vahdete dalar ve Hak tarafından gerçek gören olur. Füsûs, "el-Basîr ancak Hak'tır" hasrıyla görmeyi tek sahibe verir; bu ismin doğrudan Zât'a delâlet ettiğini ve Hayy'in içinden çıktığını gösterir. Terzibaba külliyatı ise basar (dış görüş) ile basîret (iç görüş) ayrımını kurar: el-Basîr âlemi zâhir ve bâtın hakikatiyle gören iç gözdür; ârifin basîreti de kendi malı değil, Hakk'ın o kuldaki bakışıdır. Hepsinin ortak hükmü şudur: Basîr yalnız "gören" değil, her şeyi dış sûreti ve iç hakikatiyle birden gören tek göz, kuluna da bu bakışı irfânla açan isimdir. Bu ismi çifti semi ile birlikte; kaynağını hayy ile, iç görüş yönünü alim ile, görüşün varış noktasını ise nur ile okumak gerekir.