Mesnevî-i Şerîf'te el-Vedûd
Mevlânâ, Vedûd ismini Hakk'ın kula olan sevgisi ve kulun bu sevgide eriyişi üzerinden işler; Konuk'un şerhi bu ismin hem can yakan acıyı örten, hem kapıları açan yüzünü gösterir.
Vedûd, esmâ-i hüsnâdandır: "muhabbet edici." Cilt 11 şerhi, ismin sözlük anlamını koyup hemen bir hâle bağlar:
"'Vedûd', esmâ-i hüsnâdandır. Sözlük anlamı 'muhabbet edici' demektir. Yani, benim cismim görünüşte Yahudi'nin vurduğu diken yarasının önündedir. Fakat ruhum, kullarına Vedûd olan Yüce Allah hazretlerinin sarhoşu ve harap olmuşudur. Bu sebeple bu manevî zevk, bedensel acının perdesi olur." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 11)
Demek Vedûd'un sevgisi, bedenin acısını kaldırmaz; ama o acıyı örten bir manevî zevk verir. Kullarını seven Hakk'ın muhabbetiyle sarhoş olan ruh, cismin yarasını artık bir perde ardından duyar. Vedûd, acıyı yok etmez, acının üstüne bir sevgi örtüsü çeker.
Muhabbet, ismin gereği olarak mazharlar arasında akar. Cilt 2, bu ismin yalnız Hak ile kul arasında değil, yaratılmışlar arasında da işlediğini koyar:
"Çünkü 'Vedûd' şerîf isminin îcâbı, mazharlar arasında muhabbet ve te'nîs hükmünün cereyânını gerektirir." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 2)
Yani varlıklar arasındaki yakınlık, ünsiyet, birbirini sevme — bunların hepsi Vedûd isminin âlemde akışıdır. İki gönlün birbirine ısınması, bir başka isimden değil, doğrudan bu isimden gelir. Vedûd, sevgiyi âlemin dokusuna işleyen isimdir.
Vedûd, olmayan bağı var eden sevgidir. Cilt 8, bir görme misaliyle Vedûd'un yaratıcı yüzünü açar:
"Aslında yoğun yağ tabakalarından oluşan göze, görme nurunun hiçbir ilgisi yoktu; fakat Vedûd olan Yaratan, yani, yaratılmışlarını seven Yaratan, böyle bir görme nuru lütfunu o yoğun yağ tabakalarına nispet etti." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 8)
Gözdeki et ile görme nûru arasında özünde bir bağ yoktur; o bağı kuran, kullarını seven Vedûd'dur. Demek sevgi, var olan iki şeyi birbirine bağlamakla kalmaz; aslında bağı olmayana bağ ihsân eder. Vedûd'un muhabbeti, lütfuyla yeni bağlar kuran bir kuvvettir.
Vedûd, en ağır kilidi açan tek el. Cilt 4, bu ismi bir niyâz makamına çevirir:
"Ey Vedûd, bu ağır kilidi senin lütfundan başka kim açabilir? Biz kendimizden senin tarafına baş çeviririz. Zirâ sen bize bizden daha yakınsın!" (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 4)
İnsanın kendi gücüyle açamadığı kapılar — gönlün kapanmışlığı, yolun tıkanması — ancak Vedûd'un lütfuyla açılır. Ve bu sevgi uzak bir yerden gelmez: "Sen bize bizden daha yakınsın." Vedûd, kula kendi nefsinden daha yakın bir sevgidir; bu yüzden kul, kendinden O'na yönelir.
Boğulanın elini tutan sevgi. Cilt 6, Vedûd'a bir başka niyâzla seslenir: "O kimse hakikat denizinin ehli olmadığı halde, boş yere talep etmesinden... o denize gitti ve boğuldu. Ey kulları tarafından sevilmiş veyahut kullarını seven Allah, onun ruhunun elini tut ve imanını bağışla!" Demek Vedûd, isti'dâdını aşan bir yola düşüp boğulanı bile bırakmaz; sevgisiyle elinden tutar, imanını kurtarır. Aynı ciltte Hak "Sadr-ı Vedûd" diye anılır — sevginin başı, evveli, kaynağı; çok arandı, ikincisi bulunamadı. Bütün sevgilerin başladığı tek kaynak Vedûd'dur.
Füsûsu'l-Hikem'de el-Vedûd
Bu isim Füsûs derslerinde müstakil bir başlık olarak işlenmez; el-Vedûd'un asıl yeri Mesnevî ve Terzibaba külliyatındadır.
Terzibaba Külliyatında el-Vedûd
Terzibaba külliyatı, Vedûd'un "seven" ve "sevilen" iki yüzünü açar ve onu İbrâhim (a.s.) hakikatiyle bir "has rab" hâline getirir.
Vedûd: hem çok seven, hem çok sevilen. Bürûc Sûresi dersi, ismin çift yönlü anlamını koyar:
"Vedûd; Sözlükte 'sevmek, muhabbet etmek' anlamındaki vüdd kökünden türemiş mübalağa bildiren bir sıfat olan vedûd 'çok seven, çok sevilen' demektir. Esmâ-i hüsnâdan biri olarak 'sâlih kullarını çok seven ve onlar tarafından çok sevilen' mânasına gelir." (Bürûc Sûresi)
Demek Vedûd tek yönlü bir sevgi değildir: Hak kullarını sever, kullar da O'nu sever — sevgi gidip gelir. Bu ismin kemâli, sevginin karşılıklı oluşundadır: seven ile sevilen aynı isimde birleşir. Aynı ders, bu ismin Kur'ân'da Rahîm ve Gafûr isimleriyle birlikte geçtiğini hatırlatır; yani Vedûd'un sevgisi, merhamet ve bağışlama ile yan yana durur.
Vedûd, İbrâhimiyyet mertebesinin "has rabbi"dir. Sâffât Sûresi dersi, bu ismi İbrâhim (a.s.) hakikatine bağlar:
"Sûret-i ibrâhîmiyye de zuhurda olan esmâ mertebesi itibâriyle İbrâhimiyyet mertebesinin 'rabb-ı hası' olan 'vedûd' ismi başta olmak üzere bütün Esmâ-i ilâhiyye onda zâhir olmuştu... Yâni görünen o bedende Esmâ-i İlâhiyye yi her mertebesi itibariyle faal olacak hâle getirdi." (Sâffât Sûresi)
Demek Halîlullah (Allah'ın dostu) olan İbrâhim'in (a.s.) hakikatini yöneten "has rab", Vedûd ismidir. Dostluk (halîliyyet) bir sevgi hâlidir; İbrâhim'i Halîl yapan, onda başta Vedûd olmak üzere bütün isimlerin faal hâle gelmesidir. Sevgi, dostluğun aslıdır; Vedûd, bu dostluğu yöneten isimdir.
Vedûd, esmâ sıralamasında Hakk'a yakın durur. Doğdular, Yaşadılar hikâyesi, Vedûd'un esmâ dizilişindeki yerine işâret eder: Vedûd ismi, Hakk ve Hamîd isimlerinin civârında, sevginin başladığı ve devam ettiği bir aralıkta görünür. Sevgi, hakikatin (Hakk) yakınında durur; çünkü gerçek sevgi ancak hakikate yöneldiğinde Vedûd'un sevgisi olur.
Değerlendirme
Üç kaynak Vedûd'u bir bütün hâlinde verir — bu isim asıl olarak Mesnevî ve Terzibaba külliyatında işlenir. Mesnevî, Vedûd'u kulun acısını örten manevî zevke, mazharlar arasında akan muhabbete, olmayan bağı var eden lütfa ve en ağır kilidi açan, boğulanın elini tutan sevgiye bağlar; Hak "Sadr-ı Vedûd", yani sevginin tek kaynağıdır. Terzibaba külliyatı ise ismin çift yönünü — hem çok seven hem çok sevilen — açar ve onu İbrâhim'in (a.s.) Halîliyyet hakikatini yöneten "has rab" yapar. Hepsinin ortak hükmü şudur: Vedûd, uzaktan bir hayranlık değil, kula kendi nefsinden daha yakın olan, sevgisiyle yeni bağlar kuran ve karşılığında sevilen bir muhabbet ismidir; sevgi, Hak'tan kula gider, kuldan Hakk'a döner. Bu ismi muhabbet, insan-i-kamil ve er-Rahîm ile birlikte okumak gerekir.