İçeriğe atla
Necdet Ardıç (Terzibaba)
2582 kelime | 0 kaynak

Halvetî-Uşşâkî Yolunun Piri

Terzibaba Necdet Ardıç

Tekirdağ'ın bir terzi dükkânından Halvetî-Uşşâkî yolunun pirliğine uzanan; iğnesiyle kumaşa değil gönüllere esmâ-i ilâhî nakşeden, ilmini ameliyle yürüten bir ârif-i billâhın hayatı.

Necdet Ardıç, 15 Aralık 1938 tarihinde Tekirdağ’da doğdu. Babası Sadık Ardıç Efendi ile annesi Melek (Meliha) hanımın dünyaya getirdikleri üç çocuktan ikincisidir. Ona, “yiğitlik, kahramanlık ve efelik” anlamına gelen “Necdet” ismini verdiler. Tekirdağ’ın yerli eşrafından olan aile, geçimlerini dede mesleği de olan çiftçilikle sağlamaktaydı. Soyadı kanunundan önce ‘‘Küçük Ahmed’’ lakabıyla bilinirlerdi. Necdet Ardıç, henüz 18 yaşında bir genç iken babası Sadık Efendiyi kaybetti (2 Haziran 1957). 24 Eylül 1990’da ise annesi Melek Hanım vefat etti. Necdet Ardıç, 1950 yılında ilkokuldan mezun olduktan sonra çalışmak zorunda olduğu için örgün eğitimini bırakmak zorunda kaldı. Ancak daha ilkokul çağlarında dini hayata duyduğu ilgi ile beş vakit namaz kılmaya başladı. Bu yıllarda derinleşen Kur’ân-ı Kerîm okuma ve Arapça öğrenme şevki ile Tekirdağ’ın tanınmış imamlarından, kayda değer medrese eğitimi olan merkez Çiftlikönü Camii imam-hatibi Ahmet Elitaş Hoca’dan, kıraât ve dinî eğitim almaya başladı.

Dinî eğitiminde ilerleme kaydetmesi üzerine, o dönemde Tekirdağ’ın en tanınmış kıraat imamlarından olan merhum Behçet Toy Hoca’dan kıraât, tashih-i hurûf ve tecvid tahsil etti. Bu derslerine hiç aksatmaksızın askere gidinceye kadar katılmayı sürdürdü. Arapça öğrenmek için Ahmet Elitaş Hoca Efendi’nin derslerine devam etti. Aynı dönemde hafızlık çalışmalarına girişti. Ancak iş hayatının zorunlu kıldığı uzun mesai saatleri nedeniyle hıfzını tamamlayamadı. Kısa bir dönem Bakırcılar Camii imamından kıraât okudu.

12 yaşında ilkokulu bitirdiğinde resmî tahsil hayatını şevkle devam ettirmek arzusundaydı. Ancak ailesinin maddi imkânsızlıkları nedeniyle küçük yaşta çalışma hayatına atılmak zorunda kaldı. Dönemin gözde mesleklerinden olan terziliğe Tekirdağ’da meşhur ustalardan Hüseyin Kuymu’nun (Kara Hüseyin) yanına çırak olarak adım attı. Bu süreçte, kısa zamanda çalışkanlığı, becerisi ve güzel ahlakı nedeniyle hem ustasının hem de müşterilerin takdirini ve sevgisini kazandı. Çıraklık ve kalfalık dönemini üç yıl gibi kısa bir sürede tamamladı. On beş yaşına geldiğinde onda terzilik mesleğine farklı bir şeyler katma arzusu uyandı. Yeni modeller üretebilmek arzusu ile ailesinden de izin alarak 1953 yılında İstanbul’a halasının yanına gitti. Bedelsiz de olsa kendisini geliştirmek için iyi bir terzinin yanında çalışmayı çoktan aklına koymuştu. İstanbul’un meşhur terzilerini araştırmaya koyuldu. Bu girişimleri sonunda Beyoğlu’nda bulunan erkek terzisi Bursalı Ekrem Temelöz’ün atölyesinde çalışmaya başladı. Ekrem Usta, İstanbul’da modanın öncülerindendi. Bir yıl boyunca burada çalıştıktan sonra ustasının yoğun ısrarına rağmen ailesinin de talebi üzerine Tekirdağ’a dönmek zorunda kaldı.

İstanbul’da geçirdiği yaklaşık bir yıllık süre zarfında Bebek’te ikâmet eden halası Rahmiye hanımlar’ın evinde kaldı. Rahmiye Hanımın eşi M. Nûsret Tûra, Necdet Ardıç’taki özellikleri ve muhabbeti keşfedince onu, kendi mürşidine, Fatih dersiâmlarından ve Süleymaniye Kütüphanesi’nin müdürlüğünü de yürüten Uşşaki Şeyhlerinden Hazmi Tûra Uşşaki Efendi’ye gönderdi. Necdet Ardıç, Hazmi Tûra Uşşaki Hazretleri’nin huzuruna, elindeki tanıtım kâğıdıyla gitti ve kabul edildi.

Tarikat-ı Aliye-i Halvetiyye-i Uşşakiye’nin önemli şahsiyetlerinden, âlim, arif ve fazıl kişiliğiyle tanınan Hazmi Tura Uşşaki, Necdet Ardıç’ın tasavvuftaki seyri sülûku’nda önemli bir rol oynadı.

Tekirdağ’a döner dönmez Abdurrahim isimli bir erkek terzisinin yanına girdi. O sırada İstanbul’dan gelerek Tekirdağ’a yerleşen usta terzi Mehmet Arabacı ‘’Nur El’’ adında yeni bir kadın terzi dükkânı açmıştı ki bu dükkân kentin neredeyse bütün kadınları için bir cazibe merkezi haline gelmişti. Necdet Ardıç, iki yıl boyunca burada çalıştı. Bu süreç ona kadın terziliğinin tüm inceliklerini tam anlamıyla öğretti. Ancak Terzi Mehmet Usta, ailevî sebeplerden dolayı terzihanesini kapatmak zorunda kaldı. Necdet Ardıç ise on sekiz yaşına ulaşmış olmasına rağmen askere gitmesine daha iki yıllık bir süre vardı. Kaldı ki, dönemin Tekirdağ’ında kadın terzisine duyulan ihtiyaç çok fazlaydı. Bu nedenledir ki, bir arkadaşıyla ortaklık kurarak küçük bir terzihane açtı.

1958 yılında askere gitti. Yirmi dört aylık vatani görevini Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Karargâh Bölüğünde tamamladı. Askerliği boyunca mesleğini icra etti. Teknik ve beceri açısından kendisini daha da geliştirdi. Bu arada Paris Terzilik Akademisi Mezunu, Bekir Ceyhan ile tanışma ve birlikte çalışma imkânı buldu. Bu çalışmaları süresince ondan herhangi bir ücret talep etmediği gibi, çoğu zaman terzihane masası üstünde uyumayı dahi göze aldı.

1960 yılında terhis olduktan sonra Ankara’da kalması için çok cazip teklifler yapıldı. Buna rağmen onun amacı önce İstanbul’da çalışmak, ardından mesleğini Fransa’da sürdürmekti. Hatta bu uğurda Fransızca derslerine başladı. Ancak manevî duyguları ağır basıyordu. “Hak bildiği yolda ilerlemek için” Tekirdağ’a geri dönerek, tasavvuf çalışmalarına devam etti. Bir yandan da Arapça, Tefsir, Hadis ve Fıkıh alanlarında dersler almayı sürdürdü.

Askerlik öncesi açtıkları küçük işletmedeki ortağı terzilik yapamayacağını beyan etmişti. Bunun üzerine kendi başına küçük bir dükkân kiraladı. Çalışmalarına başlar başlamaz, müşteri sayısında hızlı bir artış gözlendi. Nihâyet daha büyük bir dükkâna geçti. 1960’lı yıllarda kadın terziliğine farklı bir anlayış ve yeni bir işletme sistemi getirecek olan ‘‘Servet Terzisi’’ isimli işletmeyi kurdu. Bekleme salonu, elbise değiştirme odaları, özel prova odaları ve büro esnaflık sistemi gibi özellikleriyle hizmete başladı. Diktiği elbiselerin modelleri ve kalitesi çevre illerden hatta İstanbul’dan birçok müşteriyi cezbeder oldu. Sâdık müşterileri arasında “Tekirdağ’ın Dior’u” lâkabı ile anılmaya başladı. İşletmenin çalışan sayısı kısa sürede on beşe yükseldi. 1964 yılında Hüseyin pehlivan caddesinde kendi yaptırdığı binanın iki katında hizmet vermeye başladı. Ne var ki, yıllar sonra konfeksiyon sektörünün gelişmesi tüm terzileri olumsuz etkilediği gibi Servet Terzisi de bundan nasibi aldı. Nitekim Necdet Ardıç atölyesini küçültmek zorunda kaldı. Sahibi olduğu binanın tek katında mesleğini devam ettirmeye başladı. 1974 yılında İstanbul Bakırköy’de kurulu olan,120 personelin çalıştığı Hasırcılar Tekstil firmasının yönetimine geçerek bir yıl üretim yaptı. Kıbrıs Barış Harekatı nedeniyle ülke ekonomisinde meydana gelen çalkantılar sonucunda firmanın üretimi durdurması nedeniyle Tekirdağ’a geri dönerek terzilik mesleğini kendi yerinde devam ettirdi.

Necdet Ardıç, annesi Melek Hanım’ın ısrarı ve mürşidi Nusret Tura Efendi’nin, tavsiyesi üzerine uzaktan akrabası da olan Nüket Hanım ile 1964 yılında evlendi. Aslen Tekirdağ ilinin Malkara ilçesinden olan Nüket Hanım’ın babası ve dedesi bir fabrikada işçi olarak çalışmak üzere 1945 yılında İstanbul’a yerleşmişlerdi. Nüket Hanım 1 Nisan 1949 tarihinde Bakırköy’de dünyaya geldi. Doğumundan 10 gün sonra annesi vefat etti. Babasının yeniden evlenmesi üzerine, aile büyüklerinin üvey anne ile birlikte yaşamasını istememesi nedeniyle babaannesi ve dedesinin yanında büyüdü. Bakırköy Taş Mektep İlkokulundan mezun olduktan sonra eğitim hayatına devam edemedi. Necdet Efendi ile evlendiğinde 15 yaşını henüz bitirmişti. Ardıç çiftinin bu evlilikten İzzet ve Cemâl Cem adında iki oğulları oldu. Nüket Hanım, Terzi Baba’nın irşat faaliyetlerinde onu hiç yalnız bırakmadığı gibi tüm evlatlarını sevgiyle kucakladı. Sevenlerinin tabiri ile ‘‘Nüket Anne’’ kendine şiar edindiği ‘’Terzi Baba’nın gönül kapısını açtığı on binleri aşan derviş ve muhibban evladımıza benim dergâh kapısını açık tutmak boynumun borcudur’’ ideali ile yaşamını devam ettirdi.

Terzilik mesleği, Necdet Ardıç’ın kişilik yapısı ve karakteriyle son derecede uyum sağlayarak uzun uzun tefekkür etme imkânı ve fırsatı sağlıyordu. Zamanın çoğunu yalnız başına çalışarak geçirdiği için okumak istediği bir âyeti ya da metni veya beyiti çalıştığı yerde bir köşeye koyuyor, bir yandan okuyor, tefekkür ediyor, bir yandan da işine devam edebiliyordu.

Mesleği gereği terzi lakabı ile anılan Necdet Ardıç Efendi’nin “Baba” lakabı ise intisaplılarınca verilmiştir. Mânevî bir rehber olduktan sonra müridleri ona “Efendi Baba”, “Necdet Baba”, “Terzi Baba” şeklinde hitap etmiştir. Zamanla Terzi Baba lâkabı, daha çok kullanılır olmuş ve yer etmiştir. Onun rehberliğinde mânevî yolculuk yapanlar, onu ve eşini, babaları ve anneleri gibi görüp, hürmet ve muhabbet beslediklerinden dolayı bu lakabı vermişlerdir. Özellikle, İdris Peygamber’e (a s.) nispet edilen söz konusu mesleğin, ilâhî hakîkatleri gönüllere nakşetmek ve esmâ-i ilâhiyyeyi insanlara giydirmek gibi bâtınî yönlerinin mevcudiyeti de kendi ifadeleriyle dile getirilmektedir.

Terzi Baba’nın Hazmi Tûra Uşşâkî Efendi’ye intisapı ile; zorlu bir mücadele, çile, fedâkarlık ve riyâzet ihtiva eden Uşşâkıyye yolu ile tasavvufî seyri başlıyordu. O, artık sık sık gündelik mesaisinden fırsat buldukça İstanbul’un Fatih ilçesinde yer alan Keçeciler caddesindeki Bedreddin Dergâhı’nda ikâmet eden mürşidini ziyaret ediyor ve sohbetlerine katılıyordu.

Hazmi Tûra Uşşâkî Efendi, cumartesi günleri ikindi namazının ardından Beyazıt Câmiinde Mesnevi-i Şerîf okur, Necdet Ardıç da fırsat buldukça Tekirdağ’dan gelerek bu derslere katılırdı. 1957 yılında Hazmî Tûra Efendi cumartesi günleri olan mesnevi derslerini Süleymâniye’de yapmaya başladı, caminin kışın soğuk olması sebebiyle bir müddet sonra derslerine Fatih Camii hünkâr mahfili altında devam etti. İcazetli Mesnevîhanlığı bulunan Hazmi Tura derslerini Mesnevinin Farsça aslından vermekte idi. Derslerini takip edenler arasında merhum Mahmud Esad Coşan’ın babası Hafız Halil Necati Coşan’ın da yer aldığı ve kendisinin Hazmî Efendi’nin hemen sol yanında oturduğu, zaman zaman etkilenip ağladığı, ayrıca merhum Mahir İz hocanın da bu derslere devam ettiği akademik çalışmalarda ifade edilmektedir.

1960 senesinde Hazmi Tûra Uşşaki Hazretleri’nin vefatıyla birlikte yerine halife bıraktığı M. Nûsret Tûra Hazretleri’ne diğer sâliklerle beraber intisab etti. Seyr-i sülûku’nun ikinci dönemi de böylece başlamış oldu. M. Nûsret Tûra’ya iltihak ettikten sonra ise hem dünyaya hem de ahrete yönelik çalışmalarını çok sıkı bir şekilde sürdürdü. Sohbet günleri ve kandil geceleri Tekirdağ’dan İstanbul’a giderdi. Mürşidinin hanımı halası olduğundan daha sık ziyaret edip görüşüyor ve sohbetlerine katılma imkânı buluyordu. Yaklaşık yirmi yıl süren seyr-i sülûkun ardından tasavvufi terbiyesini tamamlayan Necdet Ardıç, 1972 yılından itibaren mürşidinin izniyle Tekirdağ'da vekil hâlife olarak irşad vazifesine başladı. 1977 yılında mürşidi Nusret Tura şahitlerin huzurunda yapılan merasimle Tac-ı Şerifi giydirerek mânevî emanetleri kendisine verdi. Böylece Necdet Ardıç hem Tekirdağ’da hem de İstanbul Bebek’te mürşidinin evinde ihvana sohbetlere devam etti. 1979 yılında Nusret Tura’nın vefatı ile birlikte de irşad görevini asâleten üstlendi. Böylece Tarikat-ı Aliyye-i Halvetiyye-i Uşşakiyye silsilesinde 53. sırada yer alan “Terzi Baba (Necdet Ardıç) Dönemine’’ geçildi.

Necdet Ardıç, Halvetî tarikatının Ahmediyye kolunun Uşşâkıyye şubesinin günümüzdeki önemli bir temsilcisi olmasının yanı sıra, hem İslam düşünce ve tasavvuf tarihinde önemli bir yere sahip olan mutasavvıf ve düşünür İbn Arabî’nin meşhur eseri Füsûsü'l-Hikem şârihliği ile hem de Mevlânâ Celâleddin Rumî’nin şâh eseri Mesnevî’yi okuma ve yorumlaması yani Mesnevîhanlığı (Hazmi Tûra Uşşaki’den icazetli) ile de tanınmaktadır. Mezkur mutasavvıflar dışında onun, fikir ve görüşlerini Abdulkerîm el-Cîlî ve Abdulkadir-i Geylânî gibi büyük İslâm mutasavvıflarının yorumlarıyla da desteklediği zikredilebilir. Fakat esasen onun tasavvuf anlayışının temel referansları Kur’ân-ı Kerîm ve Sünnet-i Seniyye olup, bu iki kaynakla çelişen hiçbir bilgiye anlayışında yer vermediği hususunu özellikle belirtmek gerekir.

Terzi Baba 70 yılı aşan tasavvuf yolculuğunda 55 yıldır irşad vazifesini yerine getirmektedir. Kendisi ilmin amelle beraber ileri gittiğinin canlı örneğidir. Yaptığı her işi Allâh için yapmaya gayret eder. Kızması da sevmesi de Allâh içindir. Gelene git, gidene kal demez. Her geleni mutlaka kapıda karşılar, her gideni de mutlaka uğurlar. Kimseyi kırmamaya, incitmemeye özen gösterir. Yardım etmeyi çok sever. Kendi işini kendi yapar, şahsi işlerinin başkaları tarafından yapılmasına izin vermez. Zorluklardan şikâyet etmez her zorluğun hayra açılan kapı olduğunu söyler. Çalışmaktan yorulmaz, bıkmaz. Günde en az on iki saat çalışır.

Kendisini ziyarete geleni dikkat ile dinleyip varsa sorularını alır. En basit veya en alakasız sorulara sabırla cevap vererek karşısındakine değer atfeder. Gelenin Hak’tan olduğu ve Hak’ın emaneti olduğu düsturu ile hareket eder. Muhibban ve dervişlerine Kur’ân-ı Kerîm’i ef’âl, esmâ, sıfat ve zât mertebelerinden anlatır. İmanı ilme’l- yakîn, ayne’l-yakîn ve hakka’l-yakîn mertebelerinden irşad eder.

Terzi Baba, hakka yolculukta kişinin kendi içine bakmasını, taklit ehli değil tahkik ehli olmasını sağlamaya çalışır. Tasavvuf yolunda bir mürşidin rehberliğinin ehemmiyetini dile getirirken, şeyh-mürid ilişkisinin, müridi araştırmaya ve sorgulamaya iten yapıda bir eğitim ilişkisine dayalı ve en önemlisi istismardan uzak olması gerektiğini ısrarla vurgulamaktadır. Başka bir ifade ile hakiki mürşidin, esasen müridini kendisine değil, doğrudan doğruya Allâh’a yönlendirmesi lüzumunu dile getirmektedir.

Hak yolunda söyleyecek sözü olan herkesi dinlemenin, öğrenmenin başlangıcı olduğunu ancak söylenenleri murakabe etmeyi ve sonucunda da gönüle danışmanın gerekli olduğunu ifâde eder. Gönüle danışmayı ise tevhîd inancı temelinde âyetler ve hadis-i şerifler ışığında yapmayı telkin ve tavsiye eder. Dervişlerine tenzîhi de teşbihi de tevhîd sınırları içinde anlamaları gerektiğini öğretmeye çalışır. Terzi Baba’nın yetişmiş “Halife-i şahsiyye” olan yüzden fazla, “Rehber Halife” ünvanlı aktif yirmi civarında, ‘‘Vekil hâlife’’ olarak otuzbeş evlâdı bulunmaktadır.

2026 yılı itibariyle 88 yaşında olan Necdet Ardıç Uşşâki, üzerine aldığı emanetlerle tasavvuf yolundaki çalışmalarına devam etmektedir. İleri yaşına rağmen teknolojiye hakimiyeti hayranlık uyandırmaktadır; Türkiye’nin her köşesinden, Fransa, ABD, Almanya, Hollanda olmak üzere dünyanın bir çok yerinden kendisine ulaşan evlatlarının emaillerine cevap yazmakta, telefonla ulaşanları sabırla dinlemekte ve irfan mektebi isimli youtube hesabı üzerinden sohbet canlı yayınlarını kendisi yapmaktadır.

Her yıl düzenli olarak Tekirdağ, İstanbul, İzmir, Ankara, Adana, Bursa, Edirne, Kütahya, Manisa, Kırıkkale ve Bandırma’yı ziyaret ederek dergâhlarda irşat vazifesine devam etmektedir.

Hazmi Tûra Uşşaki tarafından 73 yıl önce tasavvuf yolculuğuna uğurlanan ARDIÇ KUŞU taşıdığı Ardıç tohumunu 1972 yılında piri M. Nûsret Tûra’nın icazeti ile toprakla buluşturdu. Bu tohum 1979 yılında pirinin tacını taşıyan ‘‘Ardıç Fidanı’’ haline geldi. Bu fidan bugün kocaman bir ‘‘ARDIÇ AĞACI’’ oldu. Terzi Baba/Necdet Ardıç günümüze değin 229 adet kitap, 150 adet “Mektuplar ve Zuhûratlar Dosyasını” bizzat kaleme aldı. 7 eseri İngilizce, İspanyolca ve Fransızca dillerinden bir ya da birden fazlasına çevrildi. Bu yönüyle Cumhuriyet döneminde en fazla eser yazan sûfi müellif konumuna geldi.

Ardıç ağacının dalları uzadı ve meyve vermeye başladılar. Gönül evlatları, onun ilmi ile eserlerini yorumlamaya ve yeni eserler derlemeye başladılar. Ardıç Ağacına bağlı olan dallar olduklarından bu evlatların isimlerinin batınında ‘‘Terzi Baba’’ vardır. ARDIÇ AĞACI’nın gölgesinde 348 adet kitap ve 150 adet “Mektuplar ve Zuhûratlar Dosyası” olmak üzere toplam 498 adet eserden oluşan ‘‘Terzi Baba Külliyatı’’ tezahür etmiştir. Bu külliyattaki eser sayısı halen devam eden çalışmaların tamamlanması ile 500 aşacaktır. Yazımı devam eden eserlerden en dikkat çekeni, 2001 yılında fiilen yazımına başlanan, “Kur'ân-ı Kerîm’de Yolculuk İşârî Te’vîl ve Tefekkürü” isimli eserdir. Bu eser Ardıç Ağacının dallarını oluşturan birçok evladının Terzi Baba’dan aldığı Feyz (Mürşidin kalbinden müridin kalbine akan manevi muhabbet ve bilgi) doğrultusunda yaptıkları ortak bir çalışmadır. Eserde birçok isim gözüküyor ise de aslında tevhidi olarak bakıldığında hepsi birdir. Çünkü bu evlatların her biri Terzi Baba’nın isimlerinin birer zuhuru ve gölgeleridir.

Terzi Baba’nın kitaplarının yazım ve basım sırası bir anlamda kendisinin manevî yolculuğunun ve hayatının iz düşümüdür. Gece ve Kandil, İnsanın Serüveni Hazret-i Adem ve Safiyet, İrfân Mektebi ve Erler Demine isimli dört kitabı (H) Yayınları tarafından, Gökyüzü İnsanları Araştırması 1.ve 2. ciltler Kurtuba Yayınları tarafından yayımlanmıştır.

Prof. Dr. Abdurrezzak Tek’in yazdığı; Hazreti Alî ile başlayıp günümüzde Necdet Ardıç efendi ile devam eden Uşşâki silsilesinin anlatıldığı “Silsile-i Uşşâkıyye” adlı eser son dönemin en dikkat çekici tasavvuf eserlerindendir.

Akademi dünyasında, Terzi Baba’nın hayatı, eserleri, tasavvuf anlayışı ve uygulamalarını konu olarak ele alan iki lisans(bitirme )tezi, üç yüksek lisans tezi ve bir doktora tezi bulunmaktadır.

Fahrettin Avan tarafından hazırlanan, ‘‘Tarikatlarda Mübârek Gün ve Gecelerin Yeri ve Ehemmiyeti’’ başlıklı İlahiyat Fakültesi lisans (bitirme) tezinde, İslam geleneğindeki mübârek gün ve gecelerin tasavvufî yorumu ve tarikatlardaki yeri Terzi Baba’nın görüşlerine atıfta bulunarak incelenmiştir.

Yavuz Burak Kır tarafından kaleme alınan ‘‘İrfan Mektebi Hak Yolunun Seyr Defteri’’, isimli İlahiyat Fakültesi lisans (bitirme) tezinde, Tasavvuftaki seyr-i sülûk (manevi eğitim ve yolculuk) aşamalarını ve Terzi Baba'nın manevi eğitim sistemi incelenmiştir.

Yüksek lisans tez çalışmalarından ilki Serkan Denkçi tarafından hazırlanan Ardıç Efendinin hayâtı, eserleri ve tasavvufi görüşlerini içeren “Uşşâkî Kültürünün Günümüze Yansıması “Necdet Ardıç” Örneği” adlı çalışmadır. Bu tez çalışması daha sonra kitap olarak yayınlanmıştır. İkincisi ise İbrahim Paksoy tarafından hazırlanan, “Salâhaddîn Uşşâkî’nin Mirâtü’l-Esmâ İsimli Eserinin Metin İncelemesi ve Eser Bağlamında Balıkesir ve Trakya Bölgesi Uşşâkilerinin Etvâr-ı Seb’a Uygulamaları” adlı çalışmadır. Bu çalışmada Abdullah Salâhaddîn-i Uşşâkî’nin Hayatı, Eserleri ve Etvâr-ı Sebʻa anlayışı ile bu anlayışın günümüzde Uşşâkî Tarikâtı’nın Balıkesir Kolu şeyhi Sıddık Naci Eren Efendi ve Tekirdağ Tekke Kolu şeyhi Necdet Ardıç Efendinin uygulamaları mukayeseli olarak anlatılmıştır. Üçüncü yüksek lisans tezi ise Canan Çalışkan tarafından hazırlanan, ‘‘Necdet Ardıç/Terzi Baba’nın Tasavvuf Anlayışında Namaz Kavramı’’ başlıklı çalışmadır. Tez çalışmasında Terzi Baba’nın hayatı, eserleri, tasavvuf anlayışı, tasavvufî bakış açısıyla salâd yani namazla ilgili düşünceleri ele alınmıştır.

Cengiz Aydın tarafından hazırlanan doktora tez çalışması,‘‘Uşşâkî Şiirinde Din ve Tasavvuf ’’ başlığını taşımaktadır. Bu tez çalışmasında, şiire en fazla önem veren tarikatlerden biri olan Uşşâkîlerin Necdet Ardıç da dahil olmak üzere birçok şeyhinin şiirleri dinî-tasavvufȋ ıstılahlar çerçevesinde incelenmiştir.

Bunların dışında pek çok akademik çalışmada eserlerinden alıntılar yapılmıştır.

Terzi Baba divanından dokuz şiir; ‘‘Meğer’’, ‘‘Candır Allah’’, ‘‘Canım Allah’’, ‘’Boş çevirme ellerimi’’, ‘‘Çözdüm sırrını’’, ‘‘Nasihattır hep sözlerim’’, ‘‘Hakk-ı ister isen eğer’’, ‘‘Mevlâm seni özlerim’’, ‘‘Neler olmaz’’ Kürşat Eroğlu tarafından ilahi olarak bestelenmiştir.

İnternet ortamında youtube mecrasında İrfan Sohbetleri (@irfansohbetleri) adresinde yer alan binden fazla sohbet videosu, TV Net televizyon kanalında 2016 yılı Ramazan ayı boyunca yayınlanan “Hikmetin İzinde” adlı program serisi de tasavvufa gönül verenler için eserlerini daha geniş izah ettiği bir diğer kaynaktır. Terzi Baba halen sohbetlerini canlı olarak yayınlayarak irşad vazifesini yerine getirmektedir.