Esmâ 15
Kaynak: Esmâü'l-Hüsnâ (Cilt 1), s. 131 — M. Nusret Tura (düz. Terzioğlu Murat Deruni)
EL-GAFFAR
Kullarının günahını örten mağfireti bol günahları çokca bağışlayandır.
Dilediğince çözer bilmeceyi,
Dualarla geçirirsen geceyi,
Günahları örten GAFFAR'dır ancak.
Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Terzibaba'nın Füsûsu'l-Hikem dersleri ve külliyatı ışığında derlenmiştir.
Mesnevî-i Şerîf'te el-Gaffâr
Mevlânâ, Gaffâr'ı (çok bağışlayan, günahı örten) tuhaf bir hakikatle işler: bu ismin zuhûr edebilmesi için kuldan günah sâdır olması gerekir. Konuk'un şerhi bu ismin neden meleklerde değil, ancak insanda tecellî ettiğini açar.
Gaffâr, bağışlayacak bir günahkâr arar. Cilt 10, bu ismin işleyişini açık koyar:
"Gaffâr isminin hükmü zuhûra gelmek için abdden günah sudûru lâzım gelmiştir; ve o günah sudûr edince Hakk'ın Halîm ism-i şerifi izhâr-ı faâliyet edip Hak onu settârlığı ile setr buyurur; ve eğer abd istiğfâr ederse Hak Teâlâ onu mağfiret eder." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 10)
Demek bağışlamanın görünmesi için bağışlanacak bir kusur gerekir; günah, Gaffâr isminin önündeki bir engel değil, onun tecellîsine zemindir. Cilt 3 bunu bir hadîs-i şerîfle koyar: "Eğer siz günah etmeseniz, Allah Teâlâ sizi giderir ve bir kavim getirir ki günah yaparlar, akabinde Allah'a istiğfâr ederler; Allah Teâlâ da onları mağfiret eder." Günahsızlık bile burada bir eksiklik gibidir — çünkü o zaman Gaffâr ismi mahall-i zuhûr bulamaz.
Melekler Gaffâr'a mahall olamaz. Cilt 4, insanın melekten üstünlüğünü tam bu noktaya bağlar:
"Âdem'in nûrundan murâd, kâffe-i esmâ-i ilâhiyyeye olan ilm-i zevkîsidir ki, bu cem'iyyet-i esmâiyye melâikede yoktur. Onlarda Sübbüh ve Kuddüs ve emsâli isimlerin ilm-i zevkîleri vardır; binâenaleyh onlardan ma'siyet sâdır olmaz. Ve binnetice Gaffâr ve Gafûr isimlerinin mahall-i tecellîsi de olamazlar." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 4)
Melekler Sübbûh ve Kuddûs (tenzîh, noksanlıktan uzaklık) isimlerinin mazharıdır; onlardan günah çıkmaz, bu yüzden de Gaffâr'ın tecellîsine mahall olamazlar. İnsan ise bütün isimlerin aynası olduğundan, günah işleyip bağışlanabildiği için Gaffâr'ın da Gafûr'un da tecellî yeridir. Demek insanın düşebilmesi, ona bir başka kapı — affedilme kapısı — açar.
Âdem'e Gaffâr ismiyle tecellî. Cilt 1, ilk mağfireti bu isme bağlar: Hak, Âdem'e "senin mertebenin iktizâsı olarak sana Gaffâr ismimle tecellî ettim ve seni mağfiret eyledim" buyurur. Demek beşeriyete inişin bir hikmeti de, bu mağfiret isimlerinin zuhûra çıkmasıdır; Âdem'in sürçmesi, Gaffâr isminin ilk tecellîsine kapı olmuştur.
Füsûsu'l-Hikem'de el-Gaffâr
İbn Arabî, Gaffâr'ı "örtme" kökünden hareketle işler; ismin kulun hâline göre nasıl iki ayrı şekilde tecellî ettiğini koyar.
Gaffâr, kulun hangi hâl üzere olduğuna bakar. Kelime-i Şîsiyye, bu ismin tecellîsini kulun durumuna bağlar:
"Allah Teâlâ atâyı Gaffâr isminin iki eli üzere verir. Bu hâlde ism-i Gaffâr, mahalle ve abd ne hâl üzere sâbit ise o hâle nazar eder. Meselâ bir mü'minin aybına muttali' olduğumuz vakit, onu setre me'mûruz; Gaffâr, kulun ne hâl üzere sâbit ise o hâle bakar." (Kelime-i Şîsiyye)
Demek Gaffâr gelişigüzel örtmez; kulun mahalline, hâline göre tecellî eder. Aynı yer iki ihtimâli koyar: "Gaffâr ismine mazhar olan kimse iki hâlden uzak değildir: ya cezâyı hak edecek bir hâl üzere olur, yahut cezâyı hak etmeyecek bir hâl üzere bulunur. Eğer cezâyı hak edecek bir hâl üzere olursa, Gaffâr onu cezâdan gizler." Burada örtmek, kulu hak ettiği cezânın görünmesinden saklamaktır. Mü'minin ayıbını örtmekle me'mûr olmamız da, kuldaki bu ilâhî ahlâkın bir yansımasıdır.
"Yâ Gaffâr, irhamnî" — günahkârın duâsı. Kelime-i Zekeriyyâiyye, günahkârın bu isme sığınışını koyar: "Müznib (günahkâr) olan kimse 'Yâ Gaffâr, irhamnî' [Ey pek çok mağfiret edici, bana rahmet et!] diye duâ eder. Hak Teâlâ dahi Şâfî, Rezzâk, Ganî ve Gaffâr isimlerinin iktizâsına göre tecellî buyurup ona rahmet eyler." Demek günahkârın kapısı kapalı değildir; tam da günahı sebebiyle Gaffâr'a yönelir ve "rahmetim her şeyi kuşattı" hükmünce o rahmete erişir.
Terzibaba Külliyatında el-Gaffâr
Terzibaba, Gaffâr'ı hem sözlük kökünden hem de sülûk mertebeleri açısından işler; örtmenin gece-gündüz misaliyle ve "fiil benimdir" vehmiyle bağını kurar.
Gece gündüzü örter gibi. Zümer Sûresi dersi, ismin kökünü ve iki katmanını açar:
"'Gaffâr' ismi 'örtmek, setretmek' mânâsındaki 'ğ-f-r' kökünden gelir. Gece gündüzü, gündüz geceyi nasıl örtüyorsa, Gaffâr olan Allah da kullarının kusurlarını öyle örter. Örtmek iki şekilde anlaşılır: Birincisi, Allah kulun günâhını başkalarından gizler ve onu rezîl etmez. İkincisi, Allah o günâhı sanki hiç olmamış gibi siler." (Zümer Sûresi)
Demek örtmenin iki derecesi vardır: gizlemek ve silmek. Gece ile gündüzün birbirini örtmesi gibi, kusur da Gaffâr'ın perdesi altında ya görünmez kılınır ya da hiç olmamışa çevrilir. Aynı sûrede Gaffâr, zıddı gibi görünen Azîz ile çift okunur: "Elâ huve'l-azîzu'l-gaffâr" — Hakk hem erişilmez egemenliğiyle Azîz, hem kusurları örtmesiyle Gaffâr'dır; izzet ile mağfiret bir arada işler.
Gaffâr ile Gafûr'un farkı. Sâd Sûresi, İmam Gazzâlî'den iki ismin nüansını koyar: "Gaffâr, tekrarlanan günahları defalarca affedeni; Gafûr ise her çeşit günahı bağışlayanı ifade eder." Demek Gaffâr çoklukta — aynı kusurun tekrar tekrar bağışlanmasında — öne çıkar; kul ne kadar düşerse düşsün, bu isim defalarca örtmeye devam eder.
Mağfiretin en ileri derecesi: "fiil benimdir" vehmini örtmek. Sâd Sûresi, Gaffâr'ın mertebelerini koyup en yükseğini ârifin makâmına bağlar: "Daha ileri bir i'tibârda Gaffâr isminin mağfireti, kulun 'fiil benimdir' vehmini örtmesidir. Kul artık bütün fiillerin kendi nefsinden değil, yalnızca Hak Teâlâ'dan sâdır olduğunu görür. Böylece hiçbir hayrı kendine nispet etmez, hepsini Rabbine izâfe eder. Bu hâl, Tevhîdü'l-ef'âl mertebesidir." Demek Gaffâr'ın en derin örtüşü bir günahı değil, bir vehmi — "ben yapıyorum" sanısını — örtmektir. Kul, fiilleri Hakk'a izâfe edince, benlik dâvâsı silinir; bu da ârifin başlangıç makâmıdır.
Değerlendirme
Üç kaynak Gaffâr'ı bir bütün hâlinde verir. Mesnevî onu, zuhûru için kuldan günah gerektiren bir isim sayar: melekler günahsız oldukları için Gaffâr'a mahall olamaz, insan ise düşüp bağışlanabildiği için bu ismin aynasıdır. Füsûs, Gaffâr'ın kulun hâline göre tecellî ettiğini, onu hak ettiği cezânın görünmesinden örttüğünü ve günahkârın "Yâ Gaffâr, irhamnî" ile bu isme sığındığını gösterir. Terzibaba külliyatı ise örtmenin iki derecesini (gizlemek ve silmek) açar, Gaffâr'ı Azîz ile çift okur ve en ileri mağfiretin "fiil benimdir" vehmini örtmek — yani Tevhîdü'l-ef'âl — olduğunu koyar. Hepsinin ortak hükmü şudur: Gaffâr'ın örtüşü bir görmezden gelme değil, kusuru hatta benlik vehmini perdeleyerek kulu rezîl olmaktan ve "ben" dâvâsından kurtaran bir rahmettir; günah, bu ismin önünde engel değil, kapıdır. Bu ismi rahmet, tevhid-i-efal ve insan-i-kamil ile birlikte; celâlî karşılığını ise el-Müntakim ile okumak gerekir.