İçeriğe atla
Esmâü'l-Hüsnâ

Esmâ 14

الْمُصَوِّر

Musavvir

MUSAVVİR Şekil eder her şeyi,Netice için oldurur gayeyi,Her varlığa koyan mayeyî,Varlığı tasfir eden MUSAVVİR'dir ancak.
Şerh

Kaynak: Esmâü'l-Hüsnâ (Cilt 1), s. 130 — M. Nusret Tura (düz. Terzioğlu Murat Deruni)

EL-MUSAVVİR

Tasvir eden her şeye ayrı bir şekil ve hususiyet verendir.

MUSAVVİR' Şekil eder her şeyi,
Netice için oldurur gayeyi,
Her varlığa koyan mayeyî,
Varlığı tasfir eden MUSAVVİR'dir ancak.
Cilt 1 kitabının tamamını oku
Füsûs ve Mesnevî Işığında

Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Terzibaba'nın Füsûsu'l-Hikem dersleri ve külliyatı ışığında derlenmiştir.

Mesnevî-i Şerîf'te el-Musavvir

Mevlânâ, Musavvir'i (sûret veren) cemâlî isimlerin bir kardeşi olarak, yeryüzüne dökülen bir yaratma tecellîsi içinde işler; Konuk'un şerhi bu ismin nasıl durmadan yeni sûretler açtığını gösterir.

Yeryüzüne dökülen cemâlî isimler. Cilt 9, "Elestü bi-rabbiküm" hitâbının ardından Hakk'ın yeryüzüne nasıl tecellî ettiğini koyar:

"Elestü bi-rabbiküm hitâbında bulunan Hak Teâlâ hazretleri, vaktâki kudret-i hâlikânesi altında bulunan arz üzerine Mübdi', Musavvir ve Bedî' ve Fettâh gibi esmâ-i cemâliyyesi ile tecellî buyurdu." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 9)

Musavvir burada tek başına değil, Mübdi' (yoktan var eden), Bedî' (benzersiz yaratan) ve Fettâh (açan) ile bir küme hâlinde gelir. Hepsi cemâlî isimlerdir; çünkü sûret vermek, var etmek, açmak — bunlar varlığa lütufla yönelen yüzlerdir. Çorak toprak, bu isimlerin kudret eliyle dokunulunca dirilir ve biçim alır.

Her kerîm bir kadeh. Cilt 9, bu cemâlî isimleri kadehlere benzetir: "'Kerîmler'den murâd, Mübdi', Muhyî, Musavvir, Latîf, Cemîl, Bedî', Fettâh ve Mün'im gibi esmâ-i cemâliyyedir ki, onların her birisi bir kadehe teşbih buyurulmuştur." Gizli kadeh ezeldeki kenz-i mahfî (gizli hazîne) olan cemâl-i ilâhîdir; Musavvir o cemâlin yeryüzüne dökülen bir kadehidir. Sûret, içilen şarabın değil, onu sunan kadehin adıdır.

Sûretler durmadan yenilenir. Cilt 8, Musavvir'in işleyişini bir doyma hâline bağlar: "Ben bu cennet içinde her zaman yeni bir sûret ve yeni bir cemâl görüyorum; yeni yeni tecellîyât-ı ilâhiyyeyi gördüğüm için bende bıkkınlık ve usanç kalmamıştır." Şârih bunu açar: "Âlem-i şehâdet esmâ-i ilâhiyye muktezâsından olarak ale'd-devâm mevcûd ve ma'dûm olur." Bıkkınlık, bir şeyi tekrar tekrar görmekten doğar; oysa Musavvir aynı sûreti iki kez vermez — her an yeni bir biçim açar, böylece usanç da kalmaz.

Her sanatkâr kendi maddesinin hâkimi. Cilt 10, sûret vermenin bir ölçüye bağlı olduğunu koyar: "Dülger bir sırığın hâkimi olur; ve o musavvir bir güzelin hâkimi olur. Yani kudret sâhibi olan yaratıklardan her biri, ancak kendi sıfatının gerektirdiği bir madde üzerinde hâkim olabilir." Sûret veren, gelişigüzel değil, kendi sıfatının iktizâ ettiği malzeme üzerinde iş görür; biçim, malzeme ile sanatkârın sıfatı arasındaki uygunluktan doğar.

Füsûsu'l-Hikem'de el-Musavvir

İbn Arabî, Musavvir'i sayısız cüz'î ismi içine alan bir küllî isim olarak işler; Terzibaba'nın Füsûs dersleri bunu açar.

Sayısız cüz'î ismi içine alan küllî isim. Kelime-i Îseviyye, Musavvir'in altında ne kadar biçim varsa hepsinin toplandığını koyar:

"'Musavvir' ism-i küllîsinin tahtında lâ-yuad ve lâ-yuhsâ esmâ-i cüz'iyye mündemicdir. Meselâ murabbi', müsellis gibi ne kadar eşkâl-i hendesiyye; ve muhaddib ve muka'ır ve müka'ib gibi ne kadar suver-i muhtelife-i mücesseme var ise, onlar 'Musavvir' isminin taht-ı hîtasındandır." (Kelime-i Îseviyye)

Üçgen, dörtgen, küp, çukur ve tümsek — sayılamaz, hesaba gelmez ne kadar geometrik biçim ve cisim varsa, hepsi Musavvir'in kuşatması altındadır. "Müka'ib" (küp) bir cüz'î isimdir; Musavvir ise bütün bu cüz'î biçimlerin altında toplandığı küllî addır. Sûret veren tek bir isim, sonsuz biçimi bir çatı altında tutar.

Atomdan uzaya kadar onun alanı. Kelime-i Mûseviyye, bu kuşatmayı en geniş ölçekte koyar: "Bu doksan dokuz isimden birisi olan 'Musavvir' ismini alalım; ne kadar sûret ve şekil varsa atomdan tut da uzaya kadar, hepsi bu ism-i küllînin mazharıdır. Âlemde görülen ne varsa bu 'Musavvir' alanı içindedir." Demek görünen âlemin tamamı — en küçük zerresinden en uzak cismine — Musavvir'in zuhûr yeridir. Biçimi olan her şey, bu ismin mazharıdır.

İsim, zât yönünden müsemmânın aynı. Kelime-i İdrîsiyye, Musavvir'in hem zâta hem kendi mânâsına delâletini koyar: "Onun zâta delâleti haysiyetinden, onun için cemî'-i esmâ-i ilâhiyye hâsıldır; ve onunla infirâd eylediği mânâya delâleti haysiyetinden, Rab ve Hâlık ve Musavvir gibi, kendisinin gayrından temeyyüz eder." Musavvir zât yönünden müsemmânın aynıdır; ama "sûret verme" mânâsı yönünden Hâlık'tan, Rab'den ayrılır. Tek bir Zât, bu isimle "biçim veren" yüzünü gösterir.

Terzibaba Külliyatında el-Musavvir

Terzibaba, Musavvir'i ressam misaliyle, kulun kendi sanatında Rabbine kulluk edişiyle açar.

Şehâdet âleminde ayrı varlık algısı. Dur Rabbın Namazda dersi, isimlerin Ahadiyet'teki birliğinden zuhûra çıkışını koyar:

"Her bir esmâ-i ilâhiyye Cenâb-ı Hakk'ın Ahadiyyet mertebesinde kendi bünyesindedir; Vâhidiyyet mertebesinden sonra zuhûra çıkmaya başladığında âdetâ birer mahlûk gibi tesbîhatta olurlar. İlâhî âlemde ayân-ı sâbiteler itibâriyle gayr-i mec'ûl iken, şehâdet âleminde Hâlık, Bârî, Musavvir, Zâhir gibi isimlerle ayrı birer varlıkmış algısı oluştururlar." (Dur Rabbın Namazda, Cilt 1)

Demek Musavvir aslında Zât'ta gizliydi; Vâhidiyet'ten sonra zuhûra gelince âdetâ müstakil bir varlık gibi görünür. Sûretlerin çokluğu, bu zuhûrun bizde uyandırdığı "ayrı varlık" algısıdır; hakikatte sûret veren tektir.

Ressam Rabbine kulluk eder. Bir Ressam Hikâyesi, Musavvir'i bir sanatkârın kendi işiyle Rabbine bağlanması olarak koyar: "Abd, yani Ressamı bulunduğu hâliyle yaşatan onun Rabbıdır. Çünkü Ressamın varlığı, kendisinin Rabbı olan esmâ terkibinin doğal sonucudur. Ressamlık özelliğinden dolayı Rabbi hâs olarak görünen Musavvir esmâsının varlığı ile o esmâya kulluk yapmaktadır." Demek sûret veren her sanatkâr, farkında olsa da olmasa da, kendinde galip olan Musavvir ismine kulluk etmektedir; ressamın elindeki biçim, o ismin bir tecellîsidir.

Çocuğun babasına ihtiyacı gibi. Kelime-i Yûsufiyye dersi, varlığın Musavvir'e muhtaçlığını tabiî bir misalle koyar: "Çocuğun sûrette ve halkta Musavvir ve Hâlık olan Hakk'a ihtiyâcı gibi." Nasıl çocuk varlıkta babasına muhtaçsa, her sûret de biçimini Musavvir'den alır; var olmak için Hâlık'a, biçim almak için Musavvir'e muhtaçtır.

Mânânın sûretleri. Bir Ressam Hikâyesi sûretin ardındaki mânâya işâret eder: "Resimler mânânın sûretleridir." Demek her biçim boş bir kalıp değil, bir mânânın dışa vurmuş hâlidir; Musavvir, görünmez mânâyı görünür sûrete çevirendir.

Değerlendirme

Üç kaynak Musavvir'i bir bütün hâlinde verir. Mesnevî onu Mübdi', Bedî', Fettâh ile bir küme cemâlî isim olarak; yeryüzüne dökülen, durmadan yeni biçim açan bir yaratma tecellîsi olarak işler. Füsûs, Musavvir'i sayısız cüz'î ismi (üçgen, küp, çukur) içine alan küllî bir isim sayar; atomdan uzaya kadar bütün biçimler onun kuşatması altındadır. Terzibaba külliyatı ise Musavvir'i ressam misaliyle indirir: her sanatkâr kendinde galip olan bu isme kulluk eder, her sûret bir mânânın görünür hâlidir. Hepsinin ortak hükmü şudur: Musavvir, dağınık ve gelişigüzel bir biçim verici değil, bütün sûretleri tek bir çatı altında tutan ve onları her an yenileyen cemâlî bir tecellîdir; görünen her şey onun zuhûr yeridir. Bu ismi halik, teceddud-i-emsal ve ayan-i-sabite ile birlikte okumak gerekir.