A'yan-ı Sabite
Sabit hakikatler. Hakk'ın ilmindeki değişmez ilahi suretler.
Tanım
A'yan-ı sabite, mümkin varlıkların (âlemin) Hakk'ın ilmindeki ezelî ve değişmez hakikatleridir. İbn Arabi metafiziğinde her mahlûkun haricî vücut kazanmadan önce Hakk'ın ilminde bulunan sureti/mâhiyetidir. Henüz "mevcut" değildirler fakat "sâbit"tirler.
Etimoloji
"A'yân" (أعيان) "ayn"ın çoğulu; asıl, hakikat, nesne anlamındadır. "Sâbite" (ثابتة) sabit, değişmez demektir. Terkip: "sabit hakikatler".
Özellikleri
- Vahidiyyet mertebesinde Hakk'ın ilminde bulunurlar.
- Yaratılmamış, sadece Hakk'ın ilminde "sabit"tirler; kadîm değildirler.
- Her şeyin "istidâd"ı (kabiliyeti) a'yan-ı sabitesiyle belirlenir.
- "Feyz-i akdes" ile Zat'tan sudur ederler; "feyz-i mukaddes" ile haricî vücut kazanırlar.
- Hakk'ın tecellisi her ayna göre farklıdır — bu yüzden yaratılış çoğulcudur.
İbn Arabi / Tasavvuf Geleneği
İbn Arabi Fusûsu'l-Hikem'de meşhur ifadesiyle belirtir: "A'yân-ı sâbite râyihat-ı vücûdu koklamamıştır" — yani Hakk'ın haricî vücudundan bir şey almamışlardır. Sadreddin Konevi, a'yan-ı sabiteyi "ilâhî isimlerin sûretleri" olarak yorumlar. Bu kavram, kader meselesine de zemin oluşturur: her mahluk kendi a'yan-ı sabitesinin gereğini yaşar.
İlgili Kavramlar
Kaynaklar
- İbn Arabi, Fusûsu'l-Hikem (Fass-ı Âdemî)
- Sadreddin Konevi, Miftâhu'l-Gayb
- Dâvud el-Kayserî, Şerhu Fusûsi'l-Hikem
Bu Kavram'in Gectigi Eserler

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
57x“Sâillerden bu sınıf, bilmezler ki, taleb ettikleri atâyı, ilm-i ilâhîde ayn-ı sâbitelerinin lisân-ı isti'dâd ile vâki' olan talebleri üzerine Hak hükmetmiş midir; ve kendileri hangi zamanda, hangi şeye müstaiddir? İşte bir sınıfın talebi böyle cehil üzerine vâki' olur. ✨ ✨ Sade Türkçe flash Ve isteyenler iki sınıftır: Bir sınıfını istemeye tabiî acelecilik sevk etti.”

Terzibaba - Necdet Ardıç
55x“Herkesin a'yân-ı sâbitesi (ilm-i ilâhîdeki değişmez hakîkati ve isti'dâdı) farklı olduğundan, aynı âyet her okuyanda farklı bir kapı açar. Bir de kişiye mahsûs "Hâss Kitâb" (ilâhî program) vardır: kitâbın indirilmesi, bir yönüyle, "kazâ" adıyla bilinen bu toplu programın "kader" adıyla safha safha zuhûra gelmesidir.”
257 39 8 Zümer Sûresi T.O. Cem Cemâlî (1)

Ahmed Avni Konuk
52x“Nitekim âyet-i kerimede وَ مَا خَلَقْنَا السَّمَاءَ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَاً باطلاً (Sâd, 38/27) ya'nî "Ve biz semâyı ve arzı ve onların arasındakilerini bâtıl olarak yaratmadık" buyrulur. İmdi Hakk'ın küfrü kazâ buyurması, a'yân-ı sâbitenin isti'dâdına nazaran vâki' olur. Binâenaleyh kazâ, Hakk'ın sıfât-ı fiiliyyesindendir ve bu kazâya rızâ farzdır.; fakat bu kazâ makzînin gayridir; makzîye rızâ mutlakā farz...”
Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 2

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
40x“Hani ayan-ı sabite varlık kokusu, vücut kokusu duymamıştır diyor ya, işte onu anlatıyor. İmdi vücudatta suretlerin tekrar tekrar yenilenmesi ile beraber onlar hali üzeredir. Yani ayan-ı sabitedeki sabit ayanlar, vücut değişse de onlar kendi halleri üzeredir.”
122 Fusûsu’l-Hi̇kem

Terzibaba - Necdet Ardıç
38x“Hakk'ın ilminde geçmiş, şimdi ve gelecek yoktur; her şey bir "ân-ı dâim" içerisinde mevcuttur ve O'nun nazarında olup bitmiştir. Âyet, mü'minlerin "a'yân-ı sâbite"lerinin, yani onların ilâhî ilimdeki ezelî hakîkatlerinin "felâh" üzere programlandığını bizlere haber vermektedir. Ancak, burada dikkat edilmesi gereken mühim bir husûs vardır: A'yân-ı sâbiteler ceâl edilmiş (yâni sonradan yapılmış) şeyler (mahlûk)...”
239 23 7 Mu'minûn Sûresi.T.O.Cem Cemâlî

Ahmed Avni Konuk
33x“Yani, Çelebi Hüsâmeddîn hazretleri eşyanın hakikatlerini incelemekten perdelenerek oluş âlemi suretlerine döndüğünde, bir çalgı gibi akortlu ve ahenkli olan Mesnevî-i Şerif şiirine başlandı. “Derya”dan murâd a'yân-ı sâbite, suver-i ilmiyye-i ilâhiyye ve hakāyık-ı eşyâ ta'bîr olunan mertebedir. “Sâhil tarafı”ndan murâd, bu hakāyık-ı eşyâ mertebesinin hicâbı olan suver-i kevniyye âlemidir.”
Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 3

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
33x“Paragraf : Lâkin âdet, hakîkat-i ma'küledir; ve teşâbüh suretlerde mevcûddur. (137) 10.Paragraf: Ayan-ı sabiteyi tedavi edecek ne bir doktor var ne de bir peygamber vardır. (139) 11.Paragraf: Tabibin yaptığı şey hastanın mizacına/tabiatına uygunsa tabiata hadimdir. (144) 12. Paragraf: Resul ile vâris, irâde ile olan emr-i ilâhîye hadimdirler; irâdeye hadim değildirler.”
183 Fusûsu’l-Hi̇kem

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
30x“Yani ayniyet ve gayriyet dendi ya “Ayan-ı sabite“ aynının sabitleri demektir. Yahut aynında sabit demektir. Yani Zat’ının aynının sabit ilmi varlıkları demektir. Hakkın vücudunda ilmi suretlerden ibaret olduğu ve sadece sübut ile yani sabitlik ile vasıflandığı için ayan-ı sabitenin hariçte vücudu yoktur.”
181 Fusûsu’l-Hi̇kem

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
27x“Zira ayan-ı sabite Hakka ne suretle ilim vermişlerse o suretle Hakkın malumu olurlar. Hakka bizim hakkımızda böyle hükmet diye Hakk aleyhinde ne vech ile hüküm etmişlerse Hakk’ın onlar hakkındaki hükmü dahi ona göredir.”
120 Fusûsu’l-Hi̇kem

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
27x“Ya'ni vüs'at-i kābiliyyeti ve isti’dâd-ı küllîsi hasebiy-le sıfât-ı ilâhiyye ile zuhûr, o insân-ı kâmilin hakkıdır. Çünkü mahlûkun hakîkati, kendisinin “ayn-ı sâbite”sidir. Ayn-ı sâbite ise, ilm-i ilâhînin sû-retidir; ve ilm-i Hak ise, Hakk'ın gayrı değildir; ve gayrıdan müstefâd olan ilim değildir. Zîrâ ilim, Hakk'ın sıfatıdır; ve sıfatı, zâtı ile kadîmdir; ve mahlûkun vücûdu ise, Fass-ı Ya’kūbî’nin şerhinde beyân...”

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
26x“Ve “nefes-i Rahmânî” hakkındaki tafsîlâtFass-ı Îsevî’de gelecektir. *** Bu mukaddeme ma’lûm olduktan sonra metnin şerhine mübâşeret edelim: Metn-i sâbıktaki beyânât lisân-ı zâhir üzere vâki’ olmuş idi.”
Sayfa 25

Ahmet Avni Konuk
24x“Bu mertebede müteayyin olan her bir sûret-i ilmiyye, eşyâ-yı hâriciyyeden her birinin hakîkati ve onu terbiye eden Rabb-i hâssıdır. Istılâh-ı sûfiyyede her bir sûret-i ilmiyyeye “ayn-ı sâbite” ve hey’et-i mecmûasına “a’yân-ı sâbite” derler. Mütekellimîn “ma’lûm-i ma’dûm”, hükemâ “mâhiyet” ve Mu’tezile “şey’-i sâbit” derler. Taayyün-i evvel hakîkat-i muhammediyyeden ibâret olduğu cihetle, bu hakîkat-i muhammediyye...”

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
21x“Ve melk ve şiddetin mazharında zuhuru, yani kuvvet ve şiddetin mezahirde zuhur etmiş olanlarda zuhuru esmâ-yı ilâhiyye gereğinden bulunduğundan ve esmâ suretleri olan a'yân-ı sabiteye ıttıla, sırr-ı kadere ıttıla olup, yani ayan-ı sabite sırrını idrak etmek kader sırrını idrak etmekten ibaret olup, bu da Hakk’a mahsus olduğundan ve "rükn-i şedîd" olan Hakk'a iltica eyleyen kimse vücûd-ı Hak'ta fânî, Hak'la bakî...”
187 Fusûsu’l-Hi̇kem

Terzibaba - Necdet Ardıç
20x“Nefes-i Rahman bu aleme nefesini saldıktan sonra o camın üstünde oluşan yoğunlaşma şeklindekiler gibi, her birey kendi programı ayan-ı sabitesi dahilinde şakulesini aldı. İşte gene bu sure içerisinde قُلْ كُلٌّ يَعْمَلُ عَلَى شَاكِلَتِهِ 17/84 Her varlık kendi şakulesine göre amel eder. Güneşin programı ne ise öyle amel eder, güneşte buz bulamazsın, buzun programı ne ise öyle amel eder, buzda sıcaklık bulamazsın,...”
137 5 2001 3 CD Sohbet Aras Sohbetler

Ahmed Avni Konuk
19x“Benim sözlerimden ve nâlemden, onların rûhları da bu ayrılığı tahattur edip ağlarlar." Gördüğüm şerhlerde şârihler, kamışlığı "a'yân-ı sâbite" veyâ "ervâh âlemi" ve erkeği, "suver-i fâile ve müessire" ve kadını da "suver-i münfaile ve müteessire" diye şerh etmişlerdir. 3. Ayrılıktan pâre pâre sîne isterim, ta ki iştiyak derdinin şerhini söyliyeyim.”
Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 1

Abdulkerim Cili
19x“İşte ne zaman ayan-ı sabiteden, ilmi ayanlar olarak dışarıya çıkmaya başlıyoruz, o zaman bizim zuhurumuz başlıyor, ezelimiz, ebedimiz orada başlıyor. Ta ki aynı mertebeye geri dönünceye kadar, ayan-ı sabite hükümlerine geriye dönünceye kadar. İşte yine orada kimliklerimiz yok oluyor ama şu var, her ne kadar bizim orada fiilen ve fiziken kimliklerimiz sona eriyor ise de gerek Rahmani, gerek cismani varlığımız sona...”
166 İ̇nsân-I Kâmi̇l

Ahmet Avni Konuk
18x“tî hallerinin şekilleridir; ve Hak Teâlâ’nın nisbetleri ve zâtî halleri ise, öncesiz ve sonsuz olarak değişme ve başkalaşmadan arınmışlardır. Bu yüzden a'yân-ı sâbite de değişmesi imkânsızdır. Bu açık”
Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 10

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
18x“Bakın iki ruh çıkıyor ortaya, birisi 120. günde programı olan hayat, emri ilahisi, ayan-ı sabitesi, işte o verilen ayan-ı sabite mahluk değildir, ama sureti itibariyle mahluktur. İşte Cenab-ı Hakkın üflediği de aslı halik ama mahluka dönük yüzü var, mahluka dönük yüzü olmasa mahlukata benzemez.”
188 Fusûsu’l-Hi̇kem

Terzibaba - Necdet Ardıç
17x“ARASI Var etti Mevla ezelde Diledi zuhurun görsün İlk tecellisin eyledi Zat ile sıfat arası. Evvela etti de latif Meydana çıkarsın diye Ayan-ı sabite kıldı Ruh ile Nur arası. Maksadından bütün bunlar Olsun onda esma ef’al Tüm zuhurda bulunsunlar Halife ile beşer arası.”
148 16 3 CD Sohbet Aras Sohbetler

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
16x“Eğer biz sadece ruhlar aleminde ayan-ı sabitemizle kalmış olsaydık bugün ne burada birlikte olabilirdik ne bu mevzular konuşulabilirdi ne de herhangi bir insanın yaptığı faaliyetler zuhura çıkabilirdi. Bir insan ister kendini bilsin ister bilmesin yukarıdan baktığımız zaman o Hakk’ın bir zuhurudur.”
191 Fusûsu’l-Hi̇kem

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
16x“Ve halkın taleb eylediği istihkāklarından ibaret olan bu rızkı, Cenâb-ı Hak ancak kader-i ma'lûm ile inzâl eyler. Ma'lûmdur ki, ilm-i ilâhîde her şey, ayn-ı sâbitesinin isti’dâd-ı aslîsi hasebiyle Hak'tan bir hüküm ister. İşte isti'dâdının muktezâsı mûcibince o şey hakkında kazâ olunan hüküm, “kader-i ma'lûm”dur. İmdi o şey, kazâ olunan hükmün halkını ve kisve-i vücûdu iktisâsı indinde kader-i ma'lûm üzere bulunan...”

Ahmed Avni Konuk
16x“Senin yüksek olan himmetin artık bu Mesnevî-i Şerif'i hangi mertebeye ve ondaki esrâr ve hakāyıkı nerelere kadar çekeceğini Allah Teâlâ bilir!" Zîrâ isti'dâdât, a'yân-ı sâbitenin ahvalidir ve a'yân-ı sâbite ahvali ise sırr-ı kader olup, ale'l-kāide ancak zuhûr ettikçe ma'lûm olur ve müstesnâ olarak enbiyâya ve evliyâya Hakk'ın keşf ettiği kadar mekşûf olur.”
Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 7

Terzibaba - Necdet Ardıç
15x“..., hakikatte cehl olan bir ilme müsteniddir; ve kazâ-yı küfür ki hakikatte gerçek ilimdir; bu iki ilim telaffuzda ve surette, "hılm" ve "hilim" kelimeleri gibi, birbirine müşabih ise de, ma'nâ i'tibâriyle asla yekd...”
235 25 29 Kur Ker Yol Furkan Sûresi Murat Deruni

Ahmet Avni Konuk
13x“Ve bu tecellî onun kelime-i vücûdunda mündemic olan “hikmet-i ulviyye” iktizâsıdır; ve bu iktizâ dahi onun ilm-i ilâhîdeki kābiliyyet-i ma’dûmesi ve ayn-ı sâbite-i mevhûmesinden münbaisdir. ب ِلبَــفــي هــذلــى أسْــرُد ُ منهــللّٰــه ُ تعءإن ْ شَــُ فــإن َّ حِكَــم َ مُوسَــى كَثِيــرَةٌ، وأنــ َ شُــوفِهْتأوَّل ُ مــن هــذطِــرِي، فــكإ لٰهِــي ُّ فــي خالأمــراليَقَــع ُ بــهعلــى قَــدْر ِ مــ ُ بِ.”

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
12x“Yani Hakkın varlığında Hakkın vücudunda müessir olan ayan-ı sabite olmamış olsa eser meydana gelmez. Yani ademde olan ayan-ı sabite için eser vakidir. Eğer ayan-ı sabite olmasa yani bu alemde gördüğümüz hiçbir şey ortaya çıkmaz. Yoksa Hakk'ın vücûdu için eser vâki' değildir.”
190 Fusûsu’l-Hi̇kem

Terzibaba - Necdet Ardıç
12x“Gül kokuları burnuna gelince o dükkanın önünde bayılmış, halbuki o kişi tabakanede deri kokularına alışmış mis kokusu o kişiyi vurmuş bayıltmış. İşte ben onun mizacına uygun olanı ona verdim demiş. İşte ayan-ı sabite ile ne kadar ilgili bir hikayedir. [70] “ İz- -T-B- ” “Sen elbette onları sözlerinin ma’nâsından tanırsın” âyet-i kerîmesinin tefsîri Bu âyet-i kerîme sûre-i Muhammed’de vâki’ olup, ibtidâsı budur...”
251 47 28 Kur Ker Yol Muhammed sav Suresi Murat Deruni

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
11x“Mesela Hakk ilminde zahir olan ayan-ı sabitenin batını e smalar, alem-i ervahta zahir olan suretlerin batını yani ruhlar aleminde zahir olan suretlerin batını ayan-ı sabite ve misal aleminde zahir olan suretlerin batını ruhlar, şehadet aleminde zahir olan suretlerin batını dahi suveri misaliyedir. Yani misal alemindeki suretlerdir.”
121 Fu Hi 03 NUH FASSI

Terzibaba - Necdet Ardıç
11x““Ceal” yani kılınma değildir, ayan-ı sabite hatta o kadar açık söylemişler ki “Ayan-ı sabite mahluk değildir” demişlerdir, ayan-ı sabite daha vücut kokusu almamıştır, yani ilm-i ilahide olan bilgiler zuhura çıkmadığı için mahluk hükmüne girmemiş zuhura çıkınca halk edilmiş mahluk ismini almaktadır.”
Nahl Suresi

Ahmet Avni Konuk
11x“Hâl-i îmânı hâl-i mükâfât ve hâl-i küfrü hâl-i mücâzât ta'kîb eder. Bunlar hakîkatte o mezâhirin a'yân-ı sâbitelerinin ahvâlinden birer hâl ve hâl-i evvellerini ta'kîb eden hâl-i sânîlerdir. Bu i'tibâr ile cezâ ve ikābdır; ve bir i'tibâr ile de hâldir; ve tecelliyât-ı esmâiyye hasebiyle mezâhirin tevzî'-i ahvali kutbun kabzasından müsâvâten vâki' olur.”
Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 12

Abdulkerim Cili
10x“Eğer bu kelamı olmasa bunun bu hiç olmayacak zaten, ortada olmayacak. Ana yapısı, o kelamdaki manası, o da onun ruhu zaten. Onun İlminde bulunan bu manalar ise: - Ayan-ı sabite… Tabiri ile ifade edilir Yani burada dediğimiz kolonya bunun ayan-ı sabitesi, özü yani hakikati. Ayan-ı sabitenin zuhura çıktığında aldığı sureti bu, vücudu o.”
117 İ̇nsân-I Kâmi̇l

Ahmed Avni Konuk
10x“Bunlar da, güneş, bu- lut, yağmur gibi hayât-ı dünyeviyyenin bakāsına hâdim olan rızkın sebeple- ridir" demek olur. Bâtını budur ki, her ferdin rızkı, a'yân-ı sâbite mertebesin- den nâzil olur ki, bu mertebe hazâin-i ilâhiyyedir. Nitekim âyet-i kerîmede, وَ إِنْ مِنْ شَيْء الا عندَنَا حَزَاءِنُهُ وَمَا نُنَزِّلُهُ الَّا بِقَدَرٍ مَعْلُومٍ (Hicr, 15/21) ya'ni "Bizim indimiz- de házíneleri olmayan hiçbir şey yoktur.”
Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 4

Ahmed Avni Konuk
10x“Eğer abdin ayn-ı sâbitesi hâl-i şekāvetini muktezî ise, şekāvetle Hakk'ın ma'lûmu olur ve şekāveti hakkında da irâde-i ilâhiyye taalluk eder, Şekāvetin kahr-i ilâhî olmasına gelince: A'yân-ı sâbite esmâ-i ilâhiyyenin zılâlidir. Kahr-ı ilâhîye mazhar olan abdin ayn-ı sâbitesi esmâ-i kahriyyeden birinin zılli olur. Esmâ-i ilâhiyye dahi Hakk'ın zılâlidir. Bundan anlaşılır ki, cemî'-i mevcûdâtın vücûdu zılden başka bir...”
Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 6

Terzibaba - Necdet Ardıç
9x““Ayan-ı Sabite mahlûk değildir” diyor. “Ayan-ı Sabite kevn kokusu, varlık kokusu almamıştır” diyor. Ne müthiş bir tabir. Yani aslımızın. insan denen şu varlık ve içinde şeref duyduğumuz. Cenâb-ı Hakk'ın lütfettiği ve halife olarak halk ettiği bizlerin aslı; İlm-i İlahiye ye, yani program Allah'ın zâtına dayanmaktadır.”
155 23 Sohbet aras sohbetler

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
9x“Yani bu talebi ayan-ı sabitesinin gereği idi. Binâenaleyh vücûd-i aynîde saltanat-ı batine ve zahire ile zuhur etti. Yani ayni vücutta bu meydandaki vücutta zahir ve batın saltanat ile zuhur etti. Ve ma'rifet-i ilâhiyyeden ibaret olan saltanat-ı bâtınesi olmasa idi, saltanat-ı zahiresi kâmil olmaz idi.”
189 Fusûsu’l-Hi̇kem

Ahmet Avni Konuk
9x“" "Pâk olan meşâmm"dan murâd, rûh-ı musaffâ ve "eflâk gülşeni"nden murâd, a'yân-ı sâbitedir. "Ey gâfil, sen çürük reylerini, o musaffâ olan ve a'yân-ı sâbite âlemini mütâlaa eden insân-ı kâmili aldatmak için beyân ediyorsun öyle mi? Şaşarım aklına!" 2081. Onun hilmi gerçi kendisini câhil yaptı, kendini biraz tanımak lazım.”
Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 8

Terzibaba - Necdet Ardıç
9x“Sen Râmîn gibi bir âşık isen Vîse gibi olan ma’şûkunun gayrini arama! Zîrâ senin kalbin ezelde Hakk’ın ayn-ı sâbitene olan tecelliyâtının kesesidir. Ve bu vücûd-ı izâfın ve cismânîn dahi o kesenin heybesi’dir; ve ayn-ı sâbiten mâdemki Hakk’ın ism-i İlâhî-sinin mazharıdır ve isim, müsemmâ olan Hakk’ın gayri değildir, binâenaleyh âfâkta aradığın sendedir ve Hak senin hüviyetindir.”

Terzibaba - Necdet Ardıç
9x““Ayan-ı sabite asla değişmez” Yani ayan-ı sabite’deki ilmi program, değişmeksizin, mutlak bir şekilde tenezzül etmektedir. Sonradan meydana gelecek, hadis varlıkların programı ayan-ı sabite’deki hakikati ne şekildeyse o şekilde zuhur bulur. (Er… Ay…) ------------------- (لَي) LEY (ي ) Y YA HARFİ.”
69 2 Namaz-Sûreleri̇

Terzibaba - Necdet Ardıç
8x“Ulûhiyyet mertebesinde ayan-ı sabiteler ilmi bir program olarak batındayken her bir ayan-ı sabite, esma mertebesinde kendisine uygun bir isim alarak ef’al âleminde faaliyete başladı. Her esma bir Rab hükmündedir. Bu Rabb-i Has’ların her biri kendi faaliyetini beğenir yani kendi Rabb-i Hasları indinde razıdır.”
89 6 her ey merkez nde mi hik yesi

Terzibaba - Necdet Ardıç
8x“(84) Beşeri Anlamdaki Sorumluluk………………………………….. (87) Ayan-ı Sabite ve Esma-i İlahiye İrtibatı………………….. (88) Halife Olmanın Sorumluluğu……………………………………. (90) Sorumluluk ve Miraç………………………………………………”
146 14.cd 2003 Sohbet Arasi Sohbetler

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
8x“Yani gölge vücudun bu ayan-ı sabiteler, bu ayanlar yani açık beyanlar üzerine uzaması evvela ilim mertebesinde vaki oldu. Yani bu gölge evvela ilim mertebesinde başladı. Burada gölgeden maksat tecelliyi ifade etmektedir. Yani bir varlık şöyle durduğu vakit ışık arkasına geldiğinde gölgesi oluyor, yani onun uzaması oluyor, yani onun tecellisi olarak ifade ediliyor.”
184 Fusûsu’l-Hi̇kem

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
8x“Ve kezâ her bir rûhun dahi âlem-i cismânîde bir sûret-i cesedâniyyesi vardır; ve o cesed bu rûhun mazharıdır. Ve ayn-ı sâbite hazretinde, ya'ni hazret-i ilmiyyede, rûhun hâline münasib bir mizâc-ı husûsîsi vardır; ve onun bedeninin sûretine bu mizâc muktezîdir. Ondan sonra ve gerek âlem-i nebâta ve gerek âlem-i hayvâna nüzûlünde bu mizâca münasib o rûh için birer sûret vardır; ve bu rûhun istikmâli hususunda hayvan...”

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
8x“...İLER Önsöz (4) Mukaddime (8) 8.Fasıl 2. Vasl: Ayan-ı Sabite Mec’ul Değildir. (12) 8. Fasıl 3. Vasl:Gayrı Mec’ul İstidad ve Kabiliyet (15) 8. Fasıl 4. Vasl:İlim Ma’luma Tabi’...”
180 Fusûsu’l-Hi̇kem

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
8x“Yani ezeli istidada, ayan-ı sabiteye taalluk eder. Zira Hak Teala Hz.leri ilm-i ilahisinde sabit olan ayan-ı sabite istidadı ile talep ettikleri ahvali ita eder. Yani ayan-ı sabiteler kendilerindeki programı ortaya koymak için ilm-i ilahiden hangi ismin zuhurunu faaliyete geçirecekler ise hangi isimle görevlendirilmişlerse o görevi yapabilmek için kabiliyetlerine göre istihkak talebinde bulunurlar.”
192 Fusûsu’l-Hi̇kem

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
8x“*** İmdi a’yân-ı sâbite ilm-i ilâhîde ne sûretle sâbit olurlarsa o sûretle Hakk’ın ma’lûmu olurlar. Binâenaleyh ilim, ma’lûma tâbi’ olmuş olur.”
Sayfa 31

Terzibaba - Necdet Ardıç
7x“Birde “Ayan-ı Sabite” mertebesi itibariyle “Emr-i İstidadi” yani kulun rabbinin (bireysel) istediği doğrultusunda hareket etmesi onun hadiliği yani programa göre doğruluğu olmaktadır. Yalnız bu nefsi ile teklife karşı yapmış olduğu yanlışlığı, doğru hale getirmez. Bu konu hakkında (78) Ayan-i Sabite – Kaza ve Kader kitabında geniş malumat vardır.”
Ala ve Gaşiye Sreleri

Terzibaba - Necdet Ardıç
6x“...mine 89) Bir Hikâye Bir Çok Yorum: (6) Her Şey Merkezinde Mi? 90) Abdülkerim Cîlî - İnsân-ı Kâmil Cilt (1-Kitap-1) Şerhi 91) Terzi Baba (7) Biismi Has, Selâm (13) 92) Abdülkerim Cîlî - İnsân-ı Kâmil Cilt (2) Şerhi...”
263 57 46 Ku Ker Yol Hadid Sûresi Murat Derûni

Terzibaba - Necdet Ardıç
6x“..." üzerine bir te'sîri yoktur; belki "ma'lûm"un âlim üzerine te'sîri vardır. Çünkü ma'lûm, hâl dili ile âlime: "Ben şu hâl üzerine sâbitim. Sen beni bu sâbit olduğum hâl üzerine bil!" der. Ve nefsinden, aynında sâbi...”
244 35 37 Ku Ker Yol Fatır Sûresi Murat Derûni son

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
6x“İşte cümle eşyanın, henüz zuhura gelmeyip, “İlahî ilim” deki suretleri “mahiyet” lerdir... “Mahiyet”lerin diğer bir adı da “ayan-ı sabite” dir... Hakkın ilmi “Zat”ının aynıdır... “İnsan-ı Kamil” için de bu hal böyledir... Ve bu itibarla ilim, Zat’ın aynasıdır .”
111 4 “özün Özü” VE “sirrin Sirri”

Terzibaba - Necdet Ardıç
6x“Bunların bu mertebede vücûd-ı kesîf-i hâricîleri olmadığından Zât-ı Hak’dan ayrı olarak bir zuhûrları yoktur. Bundan sonra o vücûd-ı hakîkî, bu "a'yân-ı sâbite" hasebiyle gayriyyet libâsına bürünerek, mertebe-i ervâha tenezzül etti. Ondan sonra yine bu suver-i ilmiyye hasebiyle "mertebe-i misâl"e ve ondan sonra da " esfel-i sâfilîn " olan " âlem-i şehâdet" e tenezzül eyledi; ve " âlem-i şehâdet "de zâhir olan her...”
78 A’yân-I Sâbi̇te

Terzibaba - Necdet Ardıç
6x“Her şey onun iznine ve ayan-ı sabite programından esmâ-i ilâhiyyenin ifaza edilmesine bağlıdır. ---------------- وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِ وَهُوَ الْحَكِيمُ الْخَبِيرُ {الأنعام/18} “Vehuve-lkâhiru fevka ‘ibâdihi vehuve-lhakîmu-lhabîr(u)” O, kullarının üstünde mutlak hâkimiyet sahibidir. O, hüküm ve hikmet sahibidir, (her şeyden) hakkıyla haberdardır.”
En'âm Sûresi

Ahmet Avni Konuk
6x“Vücûdât-ı izâfiyyede olan maddî ve ma'nevî tahâretlerin hiçbirisi onların kendi sıfatları olmayıp hakikatlerinin ve a'yân-ı sâbitelerinin tabîatı îcâbınca Hakk'ın sıfat-ı kuddûsiyyetinden gizlice aldıkları birer sıfattır. Nitekim الطبيعة سارقة ya'ni "Tabîat sârıktır" denilmiştir. 211. Yahud bir bitmiş ot üzerine dökülür.”
Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 9

Ahmet Avni Konuk
6x“O rûhun rengi ister sidk ve takvâ ve yakîn rengi gibi iyi bir renk olsun, ister şek ve küfür ve nifâk gibi kötü olsun. Zîrâ o rûhun rengi ayn-ı sâbitelerinin aksidir; ve a'yân-ı sâbite ise sıfât ve esmâ-i ilâhiyyenin sûretleridir; ve sıfat ve esmâ-i ilâhiyyenin cümlesi ise güzeldir. Nitekim âyet-i kerîmede لَهُ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَى (Tâhâ, 20/8) ya'nî "Allah'ın güzel isimleri vardır" ve sûre-i Bakara'da dahi صبغة...”
Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 13

Terzibaba - Necdet Ardıç
6x“(22/14) ---------------- Allah, Uluhiyet mertebesi gereği Ayan-ı Sabitede ilmi ilahi program neticesindeki Hakk’tan olan programı tatbikatını kullukları ile yerine getirenlere Şeriat mertebesinden tatbikata altından su akan ırmaklar, Tarikat mertebesinden tatbikata altından süt akan ırmaklar, Hakikat mertebesinden tatbikatta altından tertemiz şarab [20] akan ırmaklar ve Marifet mertebesinden tatbikatta altından bal...”
234 22 27 Kur Ker Yol Hac Sûresi Murat Deruni

Terzibaba - Necdet Ardıç
6x“Ayan-ı sabiteler gerçek varlıklar o gerçek varlıkların suretleri de onların gölgeleridir. Böyle olunca kelimât-ı gaybiyyeden İbaret olan a'yân-ı sabitenin Ilm-i ilâhîde sübûtu cihetinden, sabitliği yönünden onlara "kıdem" nisbet olunur. Ve a'yân-ı hârlciyyede. ya'nî bu kesîf olan âlem-i an��sırda, dört unsurda hava su toprak ateş bunların vücûdu ve zuhuru cihetinden onlara "hudûs" yani hadiseler nisbet olunur.”
233 21 26 Kur Ker Yol Enbiya Sûresi Murat Deruni

Terzibaba - Necdet Ardıç
5x“Kitap ayan-ı sabite kaza ve kader kitabımızdan ilgisi dolayısıyla küçük bir bölüm de aktaralım. Bismilahirrahmanirrahim Muhterem okuyucularım insan sınıfından olan bizleri en çok ilgilendiren konu olan ayan-ı sabite kaza ve kader mevzuu hakkında çok yazılar yazılmış birçok konuşmalar yapılmıştır.”
Saf Suresi

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
5x“Yani ayan-ı sabitelerimizin özelliği içerisinde bu bedene binmişiz. Veya ayan-ı sabite esmasına binmişiz, veya bu beden ayan-ı sabitemiz hükmüyle vücuda getirilmiş biz de ona binmişiz. Yani ayan-ı sabitemiz burada zuhura çıkmaktadır. Ayan-ı sabite bunun süvarisi olmuş oluyor.”
186 Fusûsu’l-Hi̇kem

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
5x“e ma’zûrdur. Zîrâ şuûnât-ı ilâhiyyeden bir şe’n olan onun ayn-ı sâbitesi lisân-ı isti’dâd ile Hak’tan bu sûretle zuhûru istemiştir. Hak dahi ifâza-i vücûd ile onu o sûretle izhâr buyurmuştur. Şu hâlde kâfir ve müşrikten sâdır olan fiil, bir i’tibâra göre emr”

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
5x“Hakikat-i Muhammediye denilen bu program ayan-ı sabite O’na ait ayan-ı sabite bil cümle taayyünatın evvelidir. Yani bu âlemlerde görünen görünmeyen ne varsa bütün bu alemler geçmişler bizler dahil gelecekler dahil bütün alemlerde ne varsa taayyünatın evvelidir yani bütün onların kaynağı Hakikat-i Muhammedi’dir.”
Fusûsu’l-Hi̇kem

Terzibaba - Necdet Ardıç
5x“Dolayısıyla böyle kemalat ehli olarak kamil olarak varlık olarak ortaya çıktı ayan-ı sabite olarak daha sonraki ayetlerde de insanı çamurdan halk etti cinleri ateşten halk etti diye ikinci halk edilişini fizik beden halk edilişini de böylece bildirdi yukarıdaki halk ediliş ruh ayan-ı sabite program ilahi varlıktaki yeri itibariyle sonra bunun zuhura çıkması da fizik itibariyledir.”
145 13 9 2003 11 Cd Sohbet Aras Sohbetler

Ahmed Avni Konuk
5x“Ma'lûm olsun ki, niam-i ilâhiyye iki nevi'dir: Birisi insanın vücûd-i izâfi- si çeşnisini henüz tatmazdan evvel, a'yân-ı sâbite mertebesinden a'yân-ı hâ- 330. O seni cüz' ve muttasıl gördü; onun tedbîri, muttasılı munfasıl etti. ✨ ✨ Sade Türkçe flash 330. O seni cüz' ve bitişik gördü; onun tedbiri, bitişiği ayrık hâle getirdi.”
Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 5

Terzibaba - Necdet Ardıç
4x“Her bir ayn ( hakikati, aslı, ayan-ı sabite) kendi vücudunda terbiye edicisi olan Rabb-ı Has’tan zahir olan şeyle o Rabbinin efalinden razıdır. Bu efal “raziye”dir. Zuhur etmiş olan, kendisinde zuhur ettirenden razıdır.”
156 24 Soh. ara.sohbetler

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
4x“[15/53] Hâlbuki kable'l-kemâl sâir efrâd-ı insâniyye misillü onun dahi erbâb-ı müteferrikadan bir Rabb-i hâssı var idi. Bu Rabb-i hâs ise onun hakîkatidir; ve ayn-ı sâbitesi de o is- min sûretidir. Ve لَا تَبْدِيلَ لِخَلْقِ الله (Rûm, 30/30) [Allâh'ın yaratışında tebdîl yoktur!] âyet-i kerîmesi mûcibince kalb-i hakāyık mümkin değildir. Binâe- naleyh ism-i câmiin mazharı olan insân-ı kâmil, kendi Rabb-i hâssının...”

Abdulkerim Cili
4x“Ayan-ı sabiteler mahluk değil ise o zaman biz nasıl mahluk oluyoruz? Ayan-ı sabite mertebesinde yani ilm-i ilahide, zatın varlığında zat ile mevcut iken ayan-ı sabite programlarımız, zuhura daha henüz çıkmadığından varlık kokusu da almış değil.”
113 1 İ̇nsân-I Kâmi̇l

Terzibaba - Necdet Ardıç
4x““Ceal” yani kılınma değildir, ayan-ı sabite hatta o kadar açık söylemişler ki “Ayan-ı sabite mahluk değildir” demişlerdir, ayan-ı sabite daha vücut kokusu almamıştır, yani ilm-i ilahide olan bilgiler zuhura çıkmadığı için mahluk hükmüne girmemiş zuhura çıkınca halk edilmiş mahluk ismini almaktadır.”
142 10 CD 2002 Sohbet Aras Sohbetler

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
4x“Ve sizden biriniz eğer bu makāmda gördüğü sûretin kendi nefsi olduğunu ve mir'ât-ı Hak'ta kendini veyâhud kendi mir'âtında Hakk'ı müşâhede ettiğini bilse, o kimse âriftir. Zîrâ Hak her- kesin ayn-ı sâbitesinin husûsiyeti hasebiyle tecellî eder; ve abdin ma'rifet-i sahîhası ayn-ı sâbitesinin sûretinde olan nefsinin maʼrifetidir. Binâenaleyh o ârifin müşâhede ettiği kendi nefsidir. Ve ayn-ı sâbitesi ise esmâ-i ilâhiy-...”

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
4x“Eğer Hak mükellefe bir şey- le emreder ve o şeyin vukūuna ilm-i ilâhîsi bulunduğundan, irâdesi de taalluk eyler; ve o mükellef-i meʼmûrun ayn-ı sâbitesi dahi onu iktizâ eder ise, bu “emr-i irâdî”dir. Ve eğer Hak, mükellefe, vukūuna irâdesi taalluk etmediği ve me'mûrun ayn-ı sâbitesinin de iktizâ eylemediği bir şeyle em- rederse, bu da [7/27] “emr-i teklîfî”dir.”

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
4x“Binâenaleyh tecellî-i gaybî ile, kalb-i ârif, vücûd-ı aynîsinden evvel ayn-ı sâbitesinde nasıl bir isti'dâd üzerine idiyse, Hak o isti'dâd-ı zâtîyi atâ eyler; ve o tecellî dahi, hakîkati, gayb-ı mutlak olan tecellî-i zâtîdir; ve tecellî-i gayb, Hakk'ın müstahak olduğu hüviyyet-i ilahiyyedir.”

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
4x“Vahidiyet isimlendirilmesi bil cümle esmanın Allah ismi küllisi tahtında birleşmesiyle meydana gelmiştir . İlim mertebesinde müteayyin olan bu sûretlere “ayan-ı sâbite” derler. Sâbit a’yânlar; her varlığın sabit projesi sabit programıdır. Bunları ilâhi hakikatler diye de tabir ederler.”
119 Fu Hi 01 ADEM FASSI

Terzibaba - Necdet Ardıç
4x“Ve de Zat-ı Hakkın aynıdır ve bu rahata ancak ayan-ı sabite ervah-ı misal ve şehadet gibi vücud-u suri ile vasıl oldu. Yani suret vücudu yoluyla ulaşıldı, yani Zat-ı Mutlak mertebe-i letafetten yavaş, yavaş bu mertebelere tenezzül edip her bir mertebenin icabına göre esma suretleriyle meydana gelmek suretiyle bu rahat husule geldi.”
238 26 39 Ku Ker Yol Şu'ara Sûresi Murat Derûni

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
4x“...uma isti'dâd-ı gayr-i mec'ûlü olmadığından onlara eğitim abestir. İşte her insanın isti'dâd-ı gayr-i mec'ûlü nisbetinde maârif-i ilâhiyye tahsili ile esrâr-ı rabbâniyye ve vukuf peyda edebilmesi ve bi'n-netîce suv...”
182 Fusûsu’l-Hi̇kem

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
4x“5] Eğer Belkîs, bu vücûd-ı kevnîde muvaffak olduğu îmâna, ayn-ı sâbitesinin ilm-i ilâhîde sübûtu hîninde ezelen muvaffak olmasa idi, o da Kisrâ’nın yaptığını yapardı. İşte bu tafsîlâttan anlaşılır ki, ulemâ-i zâhireden ba’zılarının zannettikleri vech ile, Sü”

Terzibaba - Necdet Ardıç
4x“Mudill isminin gereği de dalâlet olup, onun görünme yerleri de kâfirler, günahkârlardır. Bu ilmî sûretlere "a'yân-ı sâbite ya’ni sâbit aynlar" derler. Bunların bu mertebede harici kesîf bir vücûtları olmadığından Hakk’ın Zât’ından ayrı olarak bir açığa çıkışları yoktur.”
Enfal Suresi

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
4x“Bu zikrettiğimiz [22/31] maʼrifet-i Hakk'a vusûl yolunda, belâlara sabreyle! Zîrâ senin vücûdun ve nefsin ayn-ı sabitenin sûretidir. Ve ayn-ı sâbiten ahadiyyet-i zâtiyye âyînesinde müteayyin olan bir ismin zıllıdır; ve ism-i hâssın dahi şuûnât-ı zâtiyyeden bir şe'ndir; ve şuûnât ise zâtın “ayn”ıdır. Binâenaleyh zât, senin hakîkatindir.”

Terzibaba - Necdet Ardıç
4x“Tek tek varlıkların ilmî programına ise ayn-ı sâbite denir. Her bir “ ayn ”ın kendine has bir isti’dâdı ve kâbiliyyeti vardır. Bu isti’dâd ve kâbiliyyetler ceâl edilmemiştir (sonradan yapılmamıştır); bunlar, şuûnât-ı Zâtiyyeden (Zâtın iç halleri, nitelikleri) olup, Zât ile berâber kadîmdirler.”

Terzibaba - Necdet Ardıç
4x“...yoktur." Bu mu'cize hakkındaki rivâyete göre ay, Mekke-i Mükerreme'deki Hirâ Dağı’nın arkasından henüz doğmakta idi. Kureyş'den ba’zıları Resûl-i Ekrem Efendimiz'den mu'cize istediler. İsimleri tefsîrlerde geçen...”

Terzibaba - Necdet Ardıç
3x“biliyetine göre kendilerine ağır gelmez. “Tâir"den murâd, ayn-ı sâbitesinin mazhar olduğu ism-i hâssın hazînesinden uçup, bu âlem-i kesâfette kendi mazharı olan şahsın boynuna konan hükümlerdir. Bu beyt-i şerîfde sûre-i Benî îsrâil’de olan (İsrâ, 17/13) “H”

Terzibaba - Necdet Ardıç
3x“Sen Râmîn gibi bir âşık isen Vîse gibi olan ma’şûkunun gayrini arama! Zîrâ senin kalbin ezelde Hakk’ın ayn-ı sâbitene olan tecelliyâtının kesesidir. Ve bu vücûd-ı izâfın ve cismânîn dahi o kesenin heybesidir; ve ayn-ı sâbiten mâdemki Hakk’ın ism-i İlâhîsinin mazharıdır ve isim, müsemmâ olan Hakk’ın gayri değildir, binâenaleyh âfâkta aradığın sendedir ve Hak senin hüviyetindir.”

Terzibaba - Necdet Ardıç
3x“İşte cümle eşyanın, henüz zuhura gelmeyip, “İlahî ilim” deki suretleri “mahiyet” lerdir... “Mahiyet”lerin diğer bir adı da “ayan-ı sabite” dir... Hakkın ilmi “Zat”ının aynıdır... “İnsan-ı Kamil” için de bu hal böyledir... Ve bu itibarla ilim, Zat’ın aynasıdır .”
Lübbül Lüb

Terzibaba - Necdet Ardıç
3x“İşte biz dışımızdan ne kadar inkarcı olursak olalım 03-İLİM اَعُوذُ بِالَّلهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ﴿١﴾ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ Bu akşam 19/04/2001 Perşembe akşamı İzmir’deyiz mevzumuz yine kader hakkında ve istidadlar hakkında ve ayan-ı sabiteler hakkında olacaktır. Cenab-ı Hakk’tan her birerlerimize en geniş manada akılımızı kullanma yeteneği ve en güzel şekilde de idark hasleti vermesini...”
139 7 4 CD 2001 Sohbet Aras Sohbetler

Muhyiddin İbnü'l-Arabi & Terzibaba - Necdet Ardıç
3x“Belki onun “ayn”ının sübûtunda na- zar eder. Bunun için i'tikādâtta mahlûk olan Hakk'ı uyûn-i sâbitede ayn-ı sâbite gördü. İmdi Hakk'ın kendi nefsine rahmeti îcâd iledir; ve işte bundan dolayı biz "Tahkîkan i'tikādâtta mahlûk olan Hak, mer- hûmînin îcâdına taallukda kendi nefsine rahmetinden sonra, mer- hûm olan şeyin evvelidir" dedik.”

Terzibaba - Necdet Ardıç
3x“İşte biz dışımızdan ne kadar inkarcı olursak olalım 03-İLİM اَعُوذُ بِالَّلهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ﴿١﴾ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ Bu akşam 19/04/2001 Perşembe akşamı İzmir’deyiz mevzumuz yine kader hakkında ve istidadlar hakkında ve ayan-ı sabiteler hakkında olacaktır. Cenab-ı Hakk’tan her birerlerimize en geniş manada akılımızı kullanma yeteneği ve en güzel şekilde de idark hasleti vermesini...”
138 6 2001 4 CD Sohbet Aras Sohbetler

Fahrettin Avan
3x“Regâib ise; mânâ âleminde var olan varlıkların bireysellikleri/ferdiyetleri ve kendi varlıklarıyla şehadet âleminde zuhûra çıkmalarını şiddetle istemeleridir. Cenâb-ı Hak ezelde bütün bu alemler yok iken, azamet ve kibriyâsıyla kendinde gizli olan cümle varlığın, "a'yân-ı sabitelerini" ferdi/bireysel varlıklar hâlinde âlem sahnesine çıkarmaya 53 Buhârî, “Edeb”,101; “Tefsir”, 45/1; “Tevhid”, 35; Müslim, “Elfâz”, 2-4...”
Mübarek Geceler Bitirme Tezi

Terzibaba - Necdet Ardıç
3x“...Şey Merkezinde Mi? 90) Abdülkerim Cîlî - İnsân-ı Kâmil Cilt (1-Kitap-1) Şerhi 91) Terzi Baba (7) Biismi Has, Selâm (13) 92) Abdülkerim Cîlî - İnsân-ı Kâmil Cilt (2) Şerhi 93) İslâm, Îmân, İhsân, Îkân - İngilizce 94...”
265 59 48 Ku Ker Yol Haşr Sûresi Murat Derûni

Terzibaba - Necdet Ardıç
3x“Yukarıda ayan-ı sabite Uluhiyet mertebesinde ayan-ı sabite dedikleri sabit ayanlar var, bir tecelli ettiğinde hep zuhura doğru yaklaşmış oluyor. Orasıda işte alem-i melekut Ruhlar alemi, Ruhlar Alemi de iki bölüm, birisi Misal Alemi, biri Melekut alemi diye iki bölümü var, Misal Alemi bizim bu şehadet aleminin bir üstünde rüyaların kaynağı orasıdır işte.”
134 2 2000 1 CD Sohbet Aras Sohbetler

Terzibaba - Necdet Ardıç
3x“Yukarıda ayan-ı sabite Uluhiyet mertebesinde ayan-ı sabite dedikleri sabit ayanlar var, bir tecelli ettiğinde hep zuhura doğru yaklaşmış oluyor. Orasıda işte alem-i melekut Ruhlar alemi, Ruhlar Alemi de iki bölüm, birisi Misal Alemi, biri Melekut alemi diye iki bölümü var, Misal Alemi bizim bu şehadet aleminin bir üstünde rüyaların kaynağı orasıdır işte.”
136 4 CD 2000 Sohbet Aras Sohbetler

Terzibaba - Necdet Ardıç
3x“Ne diyordu, خُذُوا مَاۤ اَتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ 2/63 bakın buraya kadar bir ayrı mevzu, size daha evvelce vermiş olduğum ayan-ı sabitedeki hallerinizi sımsıkı tutunun yani o programı uygulamaya çalışın içten batından vermiş olduğumuz programı ama hangi mertebe Museviyet mertebesi itibariyle verdiği programı burada Hz Musa’dan Beni İsrail’den bahsediyor, Tenzih mertebesinden bahsediyor, tenzihi hakikatler içerisinde...”
141 9 2002 5 CD Sohbet Aras Sohbetler

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
3x“limde ulemâ, âlim ve a’lem olarak mütefâzıldır. Ya’ni sen ayn-ı sâbiteni tanı ki, o Hakk’ın şuûn-i zâtiyyesinden bir şe’n ve onun ma’lûmâtı sûretlerinden bir sûrettir. Ve sen “hüviyet”ini bil ki, sen ayn-ı sâbitenin husûsiyetinde zâhir olan Hakk’ın vücûdusun”

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
3x“Çünkü tecellî, [6/30] tecellî olunan kimsenin isti'dâdının sûreti üzerinedir; ve isti'dâdımızın sûreti ise ayn-ı sâbitemizin sûreti ve ayn-ı sâbitemizin sûreti dahi ism-i ilâhînin sûretidir; ve ism-i ilâhî tagayyür etmeyince, elbette onun sûreti olan ayn-ı sâbite ve isti'dâd dahi tagayyür etmez. Binâenaleyh âhirette olan rü'yet, dünyâda hâsıl olan isti'dâda mütevakkıftır.”

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
3x“Bununla birlikte, her bir kuvvetten ayrı ayrı hâsıl olan ilimlerin toplamı, insan hakikatine döner ve orada toplanır. O hakikat ise birdir ve ilmin sahibi olan şahsın ayn-ı sâbitesidir; ve ayn-ı sâbitenin içinde görünen de ilahi hüviyettir; veya mutlak hüviyettir. Bu sebeple, farklı ilimlerin hepsinin kaynağı Hak'tır. Ve ehlullahtan (Allah dostlarından) her bir ferdin vücudunda hâsıl olan ilahi ilimler, onların...”

Terzibaba - Necdet Ardıç
3x“İşte cümle eşyanın, henüz zuhura gelmeyip, “İlâhî ilim” deki sûretleri “mahiyet” lerdir... “Mahiyet”lerin diğer bir adı da “ayan-ı sabite” dir... Hakkın ilmi “Zât”ının aynıdır... “İnsân-ı Kâmil” için de bu hâl böyledir... Ve bu itibarla ilim, Zât’ın aynasıdır .”
35 1 Fâti̇ha-Sûresi̇

Terzibaba - Necdet Ardıç
3x“...Yekün (86) ise oluş yani iniştir. Peki (86) numaralı sûrenin iniş sırası nedir. 36 dır. Tarık sûresinin ilk ayetinde semâya ve tarık’a and olunmaktadır. O zaman Semâ da olan yola yani Mirac’ın dikey boyutuna and o...”
131 Kur n Ker mde yolculuk 53 Ayetleri ve Tezi Baba

Terzibaba - Necdet Ardıç
3x“Eğer Hakk mükellefe bir şeyle emreder ve o şeyin yapılmasına ilâhî ilmî olduğundan, irâdesi de bağlanır ve onu yapmaya me'mûr olan mükellefin ayn-ı sâbitesi de onu icâb ettirir ise, bu "irâdî emir"dir. Ve eğer Hakk, mükellefe, yapılmasına irâdesinin bağlanmadığı ve onu yapmaya me'mûr olanın ayn-ı sâbitesinin de icâb ettirmediği bir şeyle emrederse; bu da "teklîfi emir"dir.”

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
2x“...-İ GAYBİYYE BEYÂNINDADIR] Ma'lûm olsun ki, Eyyûb (a.s.)ın ayn-ı sabite-i gaybîsi iktizâsınca, bu âlem-i şehâdette vücûdunda zâhir olan marazın zevâli için Hak Teâlâ أُرْكُض بِرِجْلِكَ هَذَا مُغْتَسَلٌ بَارِدٌ وَشَرَابٌ (Sâd, 38/42) [Ayağınla yere vur, bu muğtesel- dir; ya'ni soğuk sudur.”

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
2x“Çünkü a'yândan en evvel "feyz-i akdes” ile müfâz olan şey, onun ayn-ı sâbitesidir; ve en evvel ekvândan hâriçte “feyz-i mukaddes” ile mev- cûd olan şey, onun rûh-ı mukaddesidir. Binâenaleyh emr-i vücûd onunla bed' ve emr-i risâlet, en sonra onunla hatmolundu. Ve nev'-i Adem âb ve kil arasında bulunmakta iken (S.”

Terzibaba - Necdet Ardıç
2x“...him hatta yetebeyyene lehüm ennehül Hakk’u” Meâlen; 53. Yakında onlara ufuklarda ve kendi nefslerinde olan âyetlerimizi göstereceğiz, tâki, onlar için O'nun hakk olduğu ortaya çıksın. Hâli: Bu mertebenin hâli ile...”

Terzibaba - Necdet Ardıç
2x“Elmalılı Hamdi Yazır: 15/21 Hiç bir şey yoktur ki bizim yanımızda hazineleri olmasın, fakat biz, onu ancak ma'lüm bir mıkdar ile indiririz ------------------------ Âyet-i Kerime’de açık olarak bildirildiği gibi, varlık aleminde bulunan her şeyin kaza aleminde (ayan-ı sabite) bir hazinesi vardır. “ Biz onu ancak belirli bir ölçüyle indiririz” Yani madde alemine bir ölçü miktar ile, bir konum, bir vakit içerisinde,...”
246 34 5 Kur Ker yolculuk Sebe Suresi Ç.H.U.

Terzibaba - Necdet Ardıç
2x“Esma mertebesidir, Ayan-ı Sabite biraz daha yukarısıdır, Rahmaniyet mertebesidir, Rububiyet mertebesi melekut mertebesidir, meleklerin mertebesidir melek kuvvet demektir melek deyince kanatlı vatif varlık düşünmeyin her faaliyeti ortaya getiren bir melek var her melek de o faaliyeti ortaya getirirken gerektiği şekle bürünerek onu ortaya getiriyor. Yağmur damlası dahi bir melek tarafından indiriliyor, o yağmur...”
236 24 24 Kur Ker Yol Nûr Sûresi Murat Deruni

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
2x“Her ne kadar mezîd-i ilimde ise de, ancak mahallin hükmündedir. Halbuki mahal, ayn-ı sâbitenin “ayn"ıdır. Binâenaleyh Hak, onunla meclâda mütenevvi' olur. Böyle olunca onun üzerine ahkâm tenevvü' eder. Şu hâlde her hükmü kabûl eder. Hâlbuki onun üzerine ancak tecellî eylediği "ayn” hükmeder; ve vâki' olan ancak budur.”

Ahmet Avni Konuk
2x“Mâdemki bu tabîat âleminin haricinde olan başka âlemlerin enbiyâ ve evliyâ taraflarından bizlere bildirilen haberleri vardır ki, onlar da misal, berzah, ervâh ve a'yân-ı sabite âlemleridir. Binâenaleyh bu tabîat âlemine mahsûs olan hayvânî ve cismânî olan rûhlar bu zikrolunan âlemler meydanında cemâd hükmündedirler.”
Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 11

Terzibaba - Necdet Ardıç
2x“...-ı sabitelerinin bu marifete istidatları olmamasındandır. Yani bazı ilim adamları bu hakikatin böyle olduğunu bilmezler. Onların bilmemeleri de yine ayan-ı sabitelerindendir...”
242 30 36 Ku Ker Yol Rûm Sûresi Murat Derûni (1)

Terzibaba - Necdet Ardıç
2x“Nusret Tura 78) A'yân-ı Sâbite: Kazâ Ve Kader 79) Terzi Baba (4) İstişare Dosyası 80) Terzi Baba (5) İstişare Dosyası 81) Hayâl Vâdîsi'nin Çıkmaz Sokakları 82) Mektuplarda Yolculuk - M. Nusret Tura 83) Terzi Baba Umre Dosyası (2013) 84) Nusret Tura - Vecizeler Hikâyeler 85) Nusret Tura - Tasavvufda Aşk ve Gönül 86) Terzi Baba (6) İstişare Dosyası 87) Terzi Baba - İlâhiler Derleme 88) Nusret Tura Divanı - Erler...”
259 45 CÂSİYE SURESİ Abdürrezzak Tek (son)

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
2x“İmdi mahall-i müsevvâda feyzi kabûl eden kābilden gayrı hadd-i îcâddan hariç bir şey bâkî kalmadı; ya'ni âlem taht-1 îcâda dâhil oldu; ve taht-ı îcâda dâhil olmayan ancak kābilin vücûdu kaldı; ve kābil ise ancak Hakk'ın feyz-i akdesinden vâki' olur. Zîrâ mahall-i müsevvâda feyzi kabûl eden şey, onun ayn-ı sâbitesinde olan isti'dâd-ı zâtîsidir; bu da gayr-ı mec'ûldür, ya'ni taht-ı îcâda dâhil olmuş bir şey değildir....”

Terzibaba - Necdet Ardıç
2x“Zîrâ tabîat, merâtib-i vücûdun esfel-i sâfilînidir ve ayn-ı cehennemdir; ve “cehennem” gâyet derin kuyu ma’nâsına olan “cihnâm”dan müştakdır. Ve onun bu kuyuya düşmesi, kendi günâhıdır. Ya’ni onun ayn-ı sâbitesinin lisân-ı isti’dâd ile hazret-i Hak’dan bunu taleb etmesindendir; Ve isti’dâdının şeâmeti hasebiyle Hâdî’nin hidâyetini kabûl edememesindendir; ve isti’dâd ise mec’ûl olmadığından, bu husûsda cebir ve zulüm...”

Terzibaba - Necdet Ardıç
2x“” Eğer mertebe-i azhar olan hazret-i şehâdette irsâl-i rusül olunup marzî olan sırât-ı müstakim ile mağzûb olan sırât-ı müstakîm ta’rîf olunmamış olsa, her ayn-ı sâbitenin isti’dâd ve kâbiliyyet-i zâtiyyesinden ibâret olan hüccet-i bâliğa fiilen zâhir ve şühûd ile tevessuk edememiş olurdu. Nitekim Hak Teâlâ buyurur: (Nisâ, 4/41) ya’ni “Her ümmet, peygamberlerini şâhid getirdiğimiz vakit onlann hâli nasıl olur?”

Terzibaba - Necdet Ardıç
2x“Bu da önce gördüğümüz ile son gördüğümüz sûretin aynı olmadığını açık olarak göstermektedir. Ancak değişmeyen bir şey vardır ki, o da bir insân’ın (âyan-ı sâbite) si olan öz hakikatidir, ancak bu da görülemez. O halde gerek şehâdet âleminde, gerek manâ âleminde görülenlerin hepsi o öz hakikatin, lâtif veya kesif, benzer görüntüleridir.”
Dur Rabbın Namazda Cilt 1

Nusret Tura
2x“...(ب) Be: İlâhi bast (açılım, genişleme) (ا) Elif: Esmâ-i İlâhinin açılımı, genişlemesi, (س) Sin: İnsân, (ط) Tı: Bast’ın tahakkuku, hakîkate açılım genişleme… (Düzenleyen.) ↑ Karanlık. Zulmet… ↑ 1) mâmur, şen, bayın...”
163 1 Esmâ’ül Hüsnâ

Terzibaba - Necdet Ardıç
2x“Nusret Tura 78) A'yân-ı Sâbite: Kazâ Ve Kader 79) Terzi Baba (4) İstişare Dosyası 80) Terzi Baba (5) İstişare Dosyası 81) Hayâl Vâdîsi'nin Çıkmaz Sokakları 82) Mektuplarda Yolculuk - M. Nusret Tura 83) Terzi Baba Umre Dosyası (2013) 84) Nusret Tura - Vecizeler Hikâyeler 85) Nusret Tura - Tasavvufda Aşk ve Gönül 86) Terzi Baba (6) İstişare Dosyası 87) Terzi Baba - İlâhiler Derleme 88) Nusret Tura Divanı - Erler...”
262 56 Ku Ker Yol Vâkıa Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç
2x“...ntiler – Necdet ARDIÇ – 6 Peygamber (2) Hz. Nûh a.s. - Tasavvuf Serisi 21 – Sayfa 63… ↑ Elmalılı Hamdi Yazır Meali… ↑ Gönülden Esintiler – Necdet ARDIÇ – 6 Peygamber (3) Hz. İbrâhim a.s. - Tasavvuf Serisi 24 – Sayf...”
237 29 35 Ku Ker Yol Ankebût Sûresi Murat Derûni

Mahmûd-ı Şebüsterî
2x“Yani en azından bize verilmiş olan Levh-i Mahfuz nereye kadar genişleyecekse o genişliği tutturmak. Ayan-ı Sabite budur işte. Geniş manada Ayan-ı Sabite burçlar sistemidir. Burçlar akıldan ibarettir. Aklı kül dedikleri bütün alemde sari olan akıldan ibarettir.”
123 GÜLŞEN-İ RÂZ ve ŞERHİ

Terzibaba - Necdet Ardıç
2x“...3) Terzi Baba Umre Dosyası (2013) 84) Nusret Tura - Vecizeler Hikâyeler 85) Nusret Tura - Tasavvufda Aşk ve Gönül 86) Terzi Baba (6) İstişare Dosyası 87) Terzi Baba - İlâhiler Derleme 88) Nusret Tura Divanı - Erler...”
266 60 49 Ku Ker Yol Mümtehine Sûresi Murat Derûni

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
2x“Çünkü âlemde vâki' olan emr, a'yân-ı kevniyyeden her birinin hakîkati olan ayn-ı sâbitesinin lisân-ı isti'dâdı ile Hak'tan taleb ettiği hâl ne ise, onun üzerine taalluk eden meşiy- yet-i ilâhiyye hükmüncedir. Ayân-ı sâbitenin ilm-i ilâhîde sûret-i sübûtu ve isti'dâd bahisleri Fass-ı Üzeyrî'de tafsîl olunmuştur.”

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
“Belki şek ve hilâf, matlûbun ecrindedir ki, onun temennî-i vukūu, vü- cûdda onun adem-i vukūu ile müsâvî olur mu, yoksa olmaz mı? [26/6] Ya'ni Hâlid (a.s.) ayn-ı sâbitesi i'tibariyle resûl ise de, vücûd-ı kevnîde henüz risâletle meb’ûs olmadığından, tebliğe meʼmûr olmadığı hâlde, hakkında وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ (Enbiyâ, 21/107) [Biz seni ancak âlemler için rahmet olarak gönderdik.”

Terzibaba - Necdet Ardıç
““ hani deniyor ya bir sene içerisinde alemde neler yapılacaksa o program ayan-ı sabite programı denilen Dünyanın ayan-ı sabitesi, alemin ayan-ı sabitesi de var, bizlerin olduğu gibi ilmi manada bir senelik süre bir sene sonraki Berat gecesinin içerisinde olacağı zamana kadar bu program indirilmekte ve tatbikata geçmektedir. 2-Kıblenin yönü bu gecenin ertesi günü Kudüs’ten Mekke’ye Kabe’ye döndürülmüştür....”
161 29 Muhteli̇f Sohbet Arasi Sohbetler

Terzibaba - Necdet Ardıç
“...ürlü mana bünyeme neler iliştirdi künyeme Zıt isimlerde birleşti hadi ile mudil arası Başlamışım koşturmaya öğrenmişim yürümeyi Seneleri aştırma çocukluk ile gençlik arası Demişer adıma Necdet necat olmuş Kur’an i...”
135 3 2000 2 zmir rfan Sohbetleri CD 2

Terzibaba - Necdet Ardıç
““ hani deniyor ya bir sene içerisinde âlemde neler yapılacaksa o program ayan-ı sabite programı denilen Dünyanın ayan-ı sabitesi, alemin ayan-ı sabitesi de varDIR, bizlerin olduğu gibi ilmi manada bir senelik süre bir sene sonraki Berat gecesinin içerisinde olacağı zamana kadar bu program indirilmekte ve tatbikata geçmektedir. 2-Kıblenin yönü bu gecenin ertesi günü Kudüs’ten Mekke’ye Kabe’ye döndürülmüştür....”
159 27 Muhtelif Sohbet aras shbetler

Nusret Tura
“(21-107) Bu iki ayetten ilkinde İnsanın programının yapılmadığı zulmette yani karanlıkta olduğu, ikincinde ise gönderdik ama göndermedik ile Ayan-ı Sabite İlmi ilahi programında beklemekte sükun halinde olduğu görülmektedir. Ne Demek’ e tersten bakarsak Ke-Med ve En…”
164 2 Esmâ’ül Hüsna

Terzibaba - Necdet Ardıç
“Ve melk ve şiddetin mazharında zuhuru, yani kuvvet ve şiddetin mezahirde zuhur etmiş olanlarda zuhuru esmâ-yı ilâhiyye gereğinden bulunduğundan ve esmâ suretleri olan a'yân-ı sabiteye ıttıla, sırr-ı kadere ıttıla olup, yani ayan-ı sabite sırrını idrak etmek kader sırrını idrak etmekten ibaret olup, bu da Hakk’a mahsus olduğundan ve "rükn-i şedîd" olan Hakk'a iltica eyleyen kimse vücûd-ı Hak'ta fânî, Hak'la bakî...”
260 51 31 Kur Ker Yol Zariyat Suresi ve Hazmi Tura hz. Murat Deruni

Terzibaba - Necdet Ardıç
“Bu da önce gördüğümüz ile son gördüğümüz sûretin aynı olmadığını açık olarak göstermektedir. Ancak değişmeyen bir şey vardır ki, o da bir insân’ın (âyan-ı sâbite) si olan öz hakikatidir, ancak bu da görülemez. O halde gerek şehâdet âleminde, gerek manâ âleminde görülenlerin hepsi o öz hakikatin, lâtif veya kesif, benzer görüntüleridir.”
108 3 Ru ya Mana Alemi Terzi Baba ile ilgili zuhuratlar

Terzibaba - Necdet Ardıç
“...gördüm nice kamiller ile görüştüm Bunları birlikte yaşadım şeyh ile derviş arası Mahbub-u ezeli buldum hem peygamber muhabbeti Hazzımdan Şaduman oldum can ile canan arası Boşaldı bir gün tenden ev dolmuş şeyhimin...”
133 1 1998 2000 1 zmir rfan Sohbetleri CD 1

Terzibaba - Necdet Ardıç
“Ayan-ı sabite denilen şey aslında geniş mânâda bu burçlar sistemidir ve burçlar akıldan ibarettir. Aklı küll denilen ve bütün âlemde sârî olan akıldan ibarettir ancak bunların bazılarında aklın bazı yönü birikmiştir ve çok şiddetlidir ki zâten onun özelliği odur.”
75 GÜLŞEN-İ RÂZ ve ŞERHİ

Terzibaba - Necdet Ardıç
“İşte bu miktar olarak Ayan-ı Sabitimizde, hakikati inniyyetimizde olan ki, ona kaza ismi de verilir. Ayan-ı Sabite, inniyetimiz bizim bakın, hüvviyetimiz de onun sahaya çıktığı, kader, yaşandığı sahadır, var mı başka soru?”
157 25 sohbet aras sohbetler

Terzibaba - Necdet Ardıç
“...uvvetli, bu yüzden de ikilik bakış açısı devam ediyor. Esma alnımızdan tutuyor ve biz de onu takip ediyoruz. Zuhuratlarımızın tamamı Rabbimizin zahiri; işlerimiz ibadet ettiğimiz yönü ayan beyan gösteriyor. Mesela...”
169 10 bretlik bir hik ye daha Usta dan ra na tavsiyeler

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
“Yâ'nî Fütûhât-ı Mekkiyye nâmındaki eser-i cesîm-i münîfin yani o yüce eserin yetmiş üçüncü babında mastûr olan yani satırlanmış olan yirmi ikinci ve yirmi üçüncü ve yirmi dördüncü suallerin cevâbında; ve keza beşyüz elli sekizinci babında îzâh buyruldugu üzere: "Eser" vücûd-i Hak'ta müessir olan a'yân-ı sâbite-i ma'dûme için vâki'dir; yani bir şeyin eser olabilmesi için meydana gelebilmesi için vücud-ı Hakkta...”
Sayfa 73

Terzibaba - Necdet Ardıç
“) a üflemiş olduğu Rûhu; daha sonra ebeveyn kanalından baba → anneye nefh eder; daha sonra anne karnında iken bir melek gelip ona “ayan-ı sabite” (program rûhunu) 120 inci günde üfler. Böylece belirli süre sonra bu alemin en müstesna var-lığı, “zahir – bâtın”, her yönüyle techiz edilmiş olarak dün-yaya teşrif etmiş olur.”
Vahiy ve Cebrâîl

Terzibaba - Necdet Ardıç
“İşte bu aşamada yani ahadiyyet mertebesinden vahidiyyet mertebesine geçişte bütün bu âlemde var olan ve var olacak olan varlıkların programlarını yaptı ve ilmi İlâh-î olarak meydana getirdi çünkü programı olmayan işlerin neticesi düzgün olmaz ve bu programlara “ayân-ı sâbite” dendi ve her bir “ayn” kendi kabiliyetine göre açığa çıktı. Bundan dolayı her bir “ayn” işlediği fiilini veya ortaya koyduğu özelliğini kendi...”
38 17 İ̇sra-Sûresi̇

Terzibaba - Necdet Ardıç
“) esmaü-l hüsna (ruh-u azam,gayb-ı muzaf) (ruh-i izafi,ayan-ı sabite) İSİM---------------melekut----------------akl-ı kül ( misal âlemi) ( hayal âlemi ) ( emir alemi ) ( taayyün-ü sani ) ( sidre-i münteha) ( ruh-u külli ) ( küçük berzah ) EF’AL--------şehadet (nâsut)----------akl-ı cüz, akl-ı mead AHADİYYET: Esmâ ve sıfatların yokluğunu ister. Ahadiyyet tecellisi cihetinden bakılınca ne isim ne de vasıf kalır....”
41 (İnci tezgâh-ı)

Terzibaba - Necdet Ardıç
“...Ayan-ı sabite, alemin özüdür. Allah’ın ilminde sabittir. Sabitlik haline “mümkün” denir. Olması ile olmaması eşittir. Var desek dışta zuhur etmemiş, yok desek yok değil. Var...”
Hud Suresi

Terzibaba - Necdet Ardıç
“Akıl aynasından nefis aynamasına yansıma ile oluşan bir “evliya” kavramı vardır. Akl-ı küllden gelen ayan-ı sabite programı ile salih amel programını uygulayan nefs birbinin dostu velisi olmaktadır. Veli-evliya-velayet ne demek İz-Terzi Baba birlikte anlamaya çalışalım…”
Tevbe Suresi

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
“HakTeala bir kimseyi kendi ayan-ı sabitesinin ahvaline muttali kılınca yani kendi ayan-ı sabitesinin özelliklerini ona bildirince bu keşif sahibi o inayeti bilir.”
Sayfa 48

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
“Şimdi her bir insanın hatta her bir varlığın ilm-i ilahide yani ilm-i ezelide bir programı var, bu programın diğer bir ismi de ayan-ı sabitedir. Sabit olan ayanlardır.”
Sayfa 89

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
“Bu ikinci taayyün mertebesinde zahir olan ilmi suretlere AYAN-I SABİTE adı verilmiştir. Yani ilmi sabitler, ayan-ı sabite yani Zat’ının aynı sabit olanları. Zatında ayn sabitlik.”
Sayfa 37

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
“HakTeala bir kimseyi kendi ayan-ı sabitesinin ahvaline muttali kılınca yani kendi ayan-ı sabitesinin özelliklerini ona bildirince bu keşif sahibi o inayeti bilir.”
Sayfa 48

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
“Şimdi her bir insanın hatta her bir varlığın ilm-i ilahide yani ilm-i ezelide bir programı var, bu programın diğer bir ismi de ayan-ı sabitedir. Sabit olan ayanlardır.”
Sayfa 89

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
“Bu ikinci taayyün mertebesinde zahir olan ilmi suretlere AYAN-I SABİTE adı verilmiştir. Yani ilmi sabitler, ayan-ı sabite yani Zat’ının aynı sabit olanları. Zatında ayn sabitlik.”
Sayfa 37

Terzibaba - Necdet Ardıç
“A’yân-ı Sâbite (Değişmez ayn’lar, hakikatler, özler, asıllar.) Varlıklar, Allah’ın kelâmıdır. O’nun ilminde bulunan bu mânâlar ise, “a’yân-ı sabite” tabiri ile ifade edilir. A’yân-ı Sâbite için tabir çoktur.”
A’yân-ı Sâbite

Terzibaba - Necdet Ardıç
“A’dem (yokluk), zûlmet ve zûlm kelimelerinin gerçek mânâlarını anlamaya çalıştıktan sonra yukarıda geçen “a’yân-ı sabite” ifadesini de kısaca anlatmaya çalışalım. A’yân-ı Sâbite (Değişmez ayn’lar, hakikatler, özler, asıllar.)”
Sayfa 16

Terzibaba - Necdet Ardıç
“بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ Kaldığımız yerden devam edelim, kaza kader bölümü Üzeyir fassı sayfa 84 Sual: A'yân, yani a’yân-ı sâbite hem yokluk (a’dem) halinde de bulunuyor ve hem de sâbit oluyorlar.”
Sayfa 246

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
“Yani a’yân-ı sâbite kendileri, kendi üzerlerine hüküm vermişlerdir. Zeyd’in a’yân-ı sâbitesi ne ise, Hakk’tan onu taleb etmiş, Amr’ın a’yân-ı sâbitesi ne ise Hakk’tan onu talep etmiştir.”
Sayfa 172

Abdulkerim Cili
“Çünkü: ayan-ı sabite Hak'tır; halk değildir… Yani o kelimeler ayan-ı sabitededir, ayan-ı sabitede Hakk'tır, halk değildir. Çünkü ayan-ı sabiteler mahluk değildir ve varlık kokusu almış değillerdir.”
Sayfa 135

Terzibaba - Necdet Ardıç
“Bu yüzden Allah, aynı tecellîyi iki farklı kişide tekrarlamaz. Hz. Süleyman’ın ayn-ı sâbitesinin istidâdı bu idi ve ona bu şekilde bir tecellî nasip oldu. Aslında her insan kendi kabiliyetiyle, Süleyman gibi, “benden sonra kimseye nasip olmayacak bir mülk” ister. Ama bu mülk herkeste farklı genişlikte veya darlıkta gerçekleşir.”

Terzibaba - Necdet Ardıç
“– Sayfa 263… ↑ Necdet Ardıç – Gönülden Esintiler - A'yân-ı sâbite-kazâ ve kader-Kontrol-asıl – Tasavvuf Serisi 78 – Sayfa 161… ↑ Necdet Ardıç – Gönülden Esintiler - Ölüm hakkında – Tasavvuf Serisi 64 – Sayfa 52… ↑ Burada Kureyş’in D”

Terzibaba - Necdet Ardıç
“A’yân-ı sâbite dediğimiz şeyde fiil yoktur, ayn için sâbit olmayıp yani fiil ayn için yani hakikati özü bir şey için sabit olamayıp ancak aynda mütecelli ve zâhir olan yani aynda mütecelli ve zâhir olan Rabb-ı Has için sabit olduğuna ve onun aynı dahi ancak kendisinden zâhir olan şeyi kabiliyet ve istidadı ile Rabbından talep ettiğine ıttılayı sebebiyle Yani İsmail (a.”
Sayfa 28

Terzibaba - Necdet Ardıç
“Ve ondan sonra onun hâzıra ve bâdiyesini ya’ni kalbini ve a’zâsını imâm cânibine teveccühe ve makamı olan “âlem-i illiyyîn”e tergîb eder. Ondan sonra da abdin ayn-ı sâbitesi ve hakikati iktizâsı üzere, mergûb olan hayırdan ve onun gayrı mezmûm olan şerden, her ne emrolunmuş ise onu zikreder. Ebû Yezîd-i Bistâmî hazretlerine, ‘Ârif isyan eder mi?’ diye sordular; (Ahzâb, 33/38) âyetinin kırâatıyla cevap verdi.”

Terzibaba - Necdet Ardıç
“" “Âlem-i ervâhda herkesin rûhu zerreler hâlinde mütemessil olup (A’râf, 7/172) [“Ben sizin Rabb’iniz değil miyim?”] hitâbıma muhâtab oldukları vakit, ben sizin ayn-ı sâbitenize bakıp, ayağı bağlanmış ve baş aşağı olmuş ve süflî bir halde görmüşümdür. 4531. “ Direklersiz göğün hudûsundan evvel bilmiş olduğum, şey ziyâde olmadı." “Umud”, “imâd’in cem’idir. İmâd, direk demektir.”

Terzibaba - Necdet Ardıç
“biliyetine göre kendilerine ağır gelmez. “Tâir"den murâd, ayn-ı sâbitesinin mazhar olduğu ism-i hâssın hazînesinden uçup, bu âlem-i kesâfette kendi mazharı olan şahsın boynuna konan hükümlerdir. Bu beyt-i şerîfde sûre-i Benî îsrâil’de olan (İsrâ, 17/13) “H”
Terzibaba - Necdet Ardıç
“A’yan-ı sabite hangi ilâhî ismin gölgesi ise o ilâhî ismin hazinesinde meknuz bulunan ahkâm ve asar bu âlemi kevn’de kendisinin gölgesi olan nefste zâhir olur. Ve kazâ-yı ilâhî abdin ayn-ı sâbitesinin lisan-ı istîdâd ile vaki olan talebi üzerine nâzil olur,” diyerek bizlere bir ve bir’e ait hakîkati ihbar etmektedir. Küçük bir not; Zât’ın gölgesi olan a’yan-ı sâbite, 5 derya olarak tesmiye olunan Hazarât-ı Hamse’nin...”

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
“Yâ'nî Fütûhât-ı Mekkiyye nâmındaki eser-i cesîm-i münîfin yani o yüce eserin yetmiş üçüncü babında mastûr olan yani satırlanmış olan yirmi ikinci ve yirmi üçüncü ve yirmi dördüncü suallerin cevâbında; ve keza beşyüz elli sekizinci babında îzâh buyruldugu üzere: "Eser" vücûd-i Hak'ta müessir olan a'yân-ı sâbite-i ma'dûme için vâki'dir; yani bir şeyin eser olabilmesi için meydana gelebilmesi için vücud-ı Hakkta...”
Sayfa 73

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
“İmdi üzerine azâb-ı uhrevî gelmesi vâcib olan kimseye zamânının peygamberi tarafından ne kadar âyât ve mu'cizât gösterilse hepsini birer sûretle te'vîl edip azâb-ı elîmi görmedikçe, ya'ni azâb-ı uhrevîyi tatmadıkça îmân etmez. Zîrâ bu kimsenin ilm-i ilâhîde sübût bulan ayn-ı sâbitesi, mazhar olduğu ism-i ilâhî muktezâsınca şekā-vet üzerinedir. Vücûd-ı kevnîde zuhûr eden ve o ismin âyînesinden ibâret olan bu kimsenin...”
Bilgiler
- era
- klasik
- arabic
- الأعيان الثابتة
- domain
- tasavvuf
- related_to
- vahidiyyet,vahdet-i-vucud,tecelli