Esmâ 13
Kaynak: Esmâü'l-Hüsnâ (Cilt 1), s. 129 — M. Nusret Tura (düz. Terzioğlu Murat Deruni)
EL-BARİ
“Ber, bür veya Bürû‟ mastarlarından türeyen el-Bârî ismi; halketmek, yontmak, tesviye etmek, beri etmek anlamlarına gelmektedir.
Her şeyi yerli yerinde bulan,
Bütün zamanlara hemen dolan,
İşleri yerince yürüten BARİ'dir
ancak.
Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Terzibaba'nın Füsûsu'l-Hikem dersleri ve külliyatı ışığında derlenmiştir.
Mesnevî-i Şerîf'te el-Bâri'
Mevlânâ, Bârî ismini çoğunlukla "şerîk-i Bârî" (Bârî'ye ortak) tabiriyle, yani Hakk'ın ortaksızlığını anlatmak için anar. Konuk'un şerhi bu ismi varlığın hakikatini sınırlayan bir ölçü olarak işler.
Şerîk-i Bârî, hakikî yokluğun misalidir. Şerhin Bârî'ye dair en açık teması, bu isme ortak koşulan şeyin mutlak yokluk oluşudur. Cilt 3:
"Hakikî yokluk ise ne kuvvede ne de sûrette vücûdu olmayan şeydir, şerîk-i Bârî gibi. Çünkü hakikî vücûdun hudûdu yoktur." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 3)
Demek Bârî'ye bir ortak — başka bir yaratıcı — düşünmek, hiç olmayan bir şeyi düşünmektir; ne kuvvede (isti'dadda) ne de görünüşte yeri vardır. Kusursuz yaratanın yanına konulacak ikinci bir yaratıcı, varlığın en katıksız yokudur. Bârî tektir; yaratışında ne ortağı, ne de eksiği bulunur.
Bârî Teâlâ'nın hakikati, ancak Hakîkat-i Muhammediyye'den okunur. Cilt 2, Mevlânâ'nın bir sözünü nakleder: "Bütün peygamberler ve velîler Bârî Teâlâ Hazretleri'nin hakikatinden bahsetmediler; ben ise Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimiz'in ruhunun sîretinden bahsediyorum ki, bütün zevkin gıdasıdır." Yaratanın zâtı doğrudan anlatılamaz; ona ancak en kâmil mahlûkun — yaratışın kusursuz meyvesinin — sîretinden bakılır. Bârî'nin kusursuzluğu, en iyi onun en tam eserinde görünür.
Füsûsu'l-Hikem'de el-Bâri'
İbn Arabî'nin esmâ tasnifinde Bârî, esmâ-i ef'âl — fiil isimleri — arasında, kuldaki sıhhat ve güzel endâmı meydana getiren isim olarak işlenir.
Bedenin sıhhati ve güzel endâmı Bârî'nin mazharıdır. Füsûs'un Bârî anlayışının kalbi, hamdin gizlice fiil isimlerine yönelmesidir. Kelime-i Şîsiyye:
"Sıhhatine ve hüsn-i endâmına hamdettiğin vakit, onlar Bârî ve Hâfız isimlerinin mazharı olduğu için, esmâ-i ef'âlden olan bu isimlere hamdetmiş olursun. Binâenaleyh 'elhamdülillah' dediğin zaman, lafzen mutlak olan bu hamdini, mânen bu işlerin fâili olan isimlere hamdetmiş olmakla takyîd edersin." (Kelime-i Şîsiyye)
Demek bedenin düzgün, sağlam, uyumlu oluşu doğrudan Bârî'nin işidir; rızka şükür Rezzâk'a nasıl dönerse, sağlığa şükür de Bârî'ye döner. "Elhamdülillah" mutlak görünür ama mânen o nimetin fâili olan isme bağlanır. Bârî, varlığı yalnız var etmez; onu pürüzsüz, yerli yerinde, kusursuz kurar.
Füsûs'un öbür pasajları Bârî'yi daha çok "Bârî Teâlâ" (Cenâb-ı Hak) tabiriyle, kulun talebine icâbet bahsinde anar — yaratıştaki kusursuzluktan çok ilâhî dileyişin serbestliğini gösterir: "Bârî Teâlâ, dilerse, kendisinden taleb ettiği şeyde onun hâcetini kazâ eder; ve dilerse imsâk eyler" (Kelime-i Süleymâniyye). Burada Bârî, talebi karşılarken bile dilemesinde hür olan, hiçbir şeye mecbur kalmayan yaratıcıdır.
Terzibaba Külliyatında el-Bâri'
Terzibaba, Bârî ismini yaratılışın aşamaları içinde, Hâlık ve Musavvir ile bir zincir hâlinde işler.
Yaratılışın her merhalesi Hâlık, Bârî, Musavvir ve Hakîm'in tecellîsini taşır. Câsiye Sûresi şerhi, insanın bir damla sıvıdan kâmil sûrete erişini bu isimlere bağlar:
"Allah Teâlâ basit bir sıvıda gizli olan hayat cevherini şekillendirir, ona rûh üfler, onu dilediği sûrete koyar. Dolayısıyla her bir merhale, O'nun 'Musavvir', 'Hâlık', 'Bârî' ve 'Hakîm' isimlerinin tecellîsini taşır. Aynı şekilde yeryüzünde yayılan her canlı, O'nun kudretine, hikmetine ve iradesine şahitlik eden birer âyettir." (Câsiye Sûresi)
Demek yaratış tek bir vuruşta değil, mertebe mertebe olur: Hâlık ölçüyü takdir eder, Bârî o ölçüyü kusursuz var eder, Musavvir ona sûret giydirir, Hakîm hepsini hikmetle düzene koyar. Bârî bu zincirde "var etme" halkasıdır — yokluktan, pürüzsüz ve birbirine uygun bir varlığa geçiş onun işidir. Bu hakikati kalp gözüyle gören yakîn sahibi, "kün" emrini her canlının her safhasında müşâhede eder.
Yaratış, dört unsurun yağmurla, toprakla, havayla birleşmesinde görünür. Gülşen-i Râz Şerhi, Bârî'nin işleyişini tabiattaki bir döngüde resmeder: "Havada eder onu yağmur Bârî. Çeker o buhârı toprak ondan… Karışınca yağmur ve toprak ve hava; başlar yeşil ve taze bitkiler çıkmaya." Dört unsurun birbiriyle münâsebeti âlemdeki olayları meydana getirir; buharı yükselten, yağmuru indiren, topraktan taze bitki çıkaran o görünmez Bârî'dir. Kusursuz yaratış, en sıradan bir yağmur-toprak döngüsünde bile iş başındadır.
Şerîk-i Bârî, ezelen ve ebeden vücûdu kabul etmeyen mutlak yokluktur. Kelime-i Yahyâviyye dersi, Mesnevî'deki ölçüyü sohbet diliyle tekrar eder: "Adem-i mahzdır ki, ezelen ve ebeden vücûdu kabul etmez; şerîk-i Bârî veyâhut iki vücûd-i sonsuz gibi. Mutlak hâlis yokluk vücûdu kabul etmez; yok ki zaten alamıyor, böyle bir şey mümkin değildir." Bârî'ye ortak da, iki sonsuz vücûd da olamaz; çünkü tek ve kusursuz yaratanın yanında yer, ancak yokluğun yeridir.
Değerlendirme
Üç kaynak Bârî'yi iki yüzüyle açar. Mesnevî onu daha çok ortaksızlık tarafından okur: "şerîk-i Bârî" mutlak yokluktur, çünkü kusursuz yaratanın yanına ikinci bir yaratıcı konamaz; hakikati de ancak en kâmil mahlûkun sîretinden görünür. Füsûs, Bârî'yi esmâ-i ef'âlden sayar — bedenin sıhhati ve güzel endâmı onun mazharıdır; sağlığa şükür gizlice Bârî'ye döner. Terzibaba külliyatı ise ismi yaratılışın zincirine yerleştirir: Hâlık takdir eder, Bârî kusursuz var eder, Musavvir sûret verir, Hakîm düzene koyar; bu işleyiş bir yağmur-toprak döngüsünde bile sürer. Hepsinin ortak hükmü şudur: Bârî yalnız "yaratan" değil, yarattığını pürüzsüz, birbirine uygun ve ortaksız var eden isimdir. Bu ismi halik ve musavvir ile birlikte bir yaratış zinciri olarak; ortaksızlık yönünü ahad ve vahid ile okumak gerekir.