İçeriğe atla
Esmâü'l-Hüsnâ

Esmâ 04

الْمَلِك

Melik

MELİK'tir mülkünü eyledi bina,Her yönden kendini etti sena,Acaba dersenki ne oldu bana,Mülkünün sahibi MELİK'tir ancak.
Şerh

Kaynak: Esmâü'l-Hüsnâ (Cilt 1), s. 95 — M. Nusret Tura (düz. Terzioğlu Murat Deruni)

EL-MELİK

Allah, kullarından vergi almayan mülk sahibidir. Hayat verir, yaşamak için icap eden şeyleri verir, kendi sıfâtlarından birer miktar verir, ceza aramadıkça, saldırmadıkça hiçbir işimize karışmaz.

Onun vergisi ile meydana geldik ve onun memleketinde yaşar ve feyzyâb oluruz. Vergi almaz, sultanların sultanıdır O… Eğer bizden cüz'i bir ibadet istiyorsa, itaat istiyorsa, bizim iyiliğimiz içindir.

MELİK' tir mülkünü eyledi bina,
Her yönden kendini etti sena,
Acaba dersenki ne oldu bana,
Mülkünün sahibi MELİK'tir ancak.
Cilt 1 kitabının tamamını oku
Füsûs ve Mesnevî Işığında

Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Terzibaba'nın Füsûsu'l-Hikem dersleri ve külliyatı ışığında derlenmiştir.

Mesnevî-i Şerîf'te el-Melik

Mevlânâ, Melik ismini "pâdişâh, kâdir, mutasarrıf, sâhib" mânâlarıyla işler; Konuk'un şerhi gerçek mülk sahibinin yalnız Hak olduğunu, beşerî saltanatların ise O'na göre birer hiç kaldığını açar.

Melik: kâdir, mutasarrıf, sâhib. Cilt 10 ismin anlam alanını koyar: "'Melik', kâdir ve mutasarrıf ve sâhib mânâsınadır." Demek Melik yalnız "hükümdar" değil; bir şeye kâdir olan, onda dilediğince tasarruf eden ve onun gerçek sahibi olan demektir. Mülk, sahibinin elinde dilediği gibi evrilen şeydir.

Pâdişâh-ı hakîkî yalnız Hak'tır. Cilt 11, esmânın mazharları olmasaydı Hakk'ın kullarını hangi isimle çağıracağını sorar:

"Yukarıda beyân olunan esmâ-i ilâhiyyenin mezâhiri olmasa idi, pâdişâh-ı hakîkî olan Hak Teâlâ kullarını hangi isimler ile tesmiye ve hangi sıfatlar ile tavsif buyurur idi?" (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 11)

Hak, "pâdişâh-ı hakîkî"dir — gerçek hükümdar. Fakat bu saltanatın görünmesi için mazharlara, yani üzerinde isimlerin tecellî edeceği kullara ihtiyaç vardır. Melik, hükmedeceği bir mülk istemekle kendi saltanatını izhâr eder.

Kulun vücudu, Melik-i mutlak'a nispetle hiçtir. Cilt 1, insân-ı kâmili deryâ ile balığa benzettikten sonra bir sınır koyar:

"Deryâ ile vücûd-ı abd, melik-i mutlak olan Hak Celle ve Alâ Hazretleri'ne nisbeten birer hiçten ibârettir." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 1)

Kâmilin vücudu ne kadar geniş olursa olsun — deryâ kadar bile sayılsa — gerçek mülk sahibi olan Hakk'ın yanında bir hiçtir. Bütün saltanatlar O'ndan ödünçtür; mutlak mülk yalnız O'nundur.

Beşerî melikler — gelip geçen saltanat. Cilt 13, Mesnevî'nin kıssalarında "melik"i çoğu kez bir dünya hükümdarı olarak anar: Tebük hükümdarı İmruü'l-Kays'a "Ey güzel yüzlü melik!" diye seslenilir; bir melik hırsızlara merhamet eden polisi tehdit eder; Dâvûd (a.s.) ise "melik olan Dâvûd" diye anılır ve kuşlar onun yârenliğinde cik ciki terk eder. Bu kıssalarda melik, bazen kahreden bir güç, bazen kuşları bile dile getiren bir nebî-hükümdardır. Fakat hepsinin üstünde, asıl Melik'in saltanatı durur; beşerî melikler o saltanatın birer gölgesidir.

Füsûsu'l-Hikem'de el-Melik

İbn Arabî, Melik ismini iki yönde işler: âlemin gerçek sahibi olan "melik-i hakîkî" ve cismi idare eden "melik" mahiyetindeki ruh. Terzibaba'nın Füsûs dersleri bu iki yönü açar.

Melik-i hakîkî ve onun mührü: insân-ı kâmil. Kelime-i Âdemiyye, âlemi bir yüzük taşına benzetir:

"Âlemden maksat, melik-i hakîkînin ismi olan 'Allah' ism-i câmiinin mahall-i nakşı bulunan insân-ı kâmildir; ve melik-i hakîkî hazâin-i esmâiyyesini bu alâmetle hıfzeder." (TB. Kelime-i Âdemiyye)

Pâdişâh hazinelerini mührüyle korur; mührün üstündeki nakış, hazinenin kime ait olduğunu gösterir. Aynı şekilde melik-i hakîkî olan Hak, isimler hazinesini insân-ı kâmil mührüyle korur: kâmil insan, "Allah" isminin nakşedildiği taştır. Demek mülkün gerçek sahibi Hak, mülkünü kâmil insan üzerinden mühürler.

Melik olan ruh, cismi idare eder. Kelime-i Mûseviyye, Melik ismini insanın iç idaresine taşır: "Her ne kadar melik olan rûh cismin müdebbiri ise de, cismi yine cisim ile tedbîr eder. Zîrâ kuvâ-yı zâhire ve bâtıne cisimdendir. Cismin müdebbiri, melik mâhiyetinde olan rûhdur." Ruh, beden mülkünün hükümdarıdır; bedeni yöneten odur, fakat yönetimini bedenin kendi kuvvetleri üzerinden yürütür. Melik, mülkünü mülkün içinden idare eder.

Hil'atin kadri, giydirenin kadrini gösterir. Kelime-i Mûseviyye, melik-i mutlak'ın ihsânını bir hil'at (kaftan) temsiliyle koyar: "Melik-i mutlak olan Hak cânibinden gelen hil'atin kadrine bakılır; o hil'atten, giydirilmiş olan zâtın kadri bilinir. Çünkü her nebînin ve velînin hil'ati mesâbesinde olan kelâmı kendi isti'dâdı kadardır." Hak, her kuluna isti'dâdı kadar bir hil'at — yani bir mertebe ve bir söz — giydirir. Kulun değeri, melik-i mutlak'tan giydiği bu hil'atin değerinden okunur; saltanatın kaynağı yine O'dur.

Terzibaba Külliyatında el-Melik

Terzibaba, Melik ismini tenezzül mertebeleri içinde belli bir basamağa — ef'âl âleminin zuhûr yerine — yerleştirir.

Melikiyyet — ef'âl âleminin zuhûr hâli. Namaz Sûreleri dersi ismin mertebesini koyar:

"Melikiyyet, ef'âl âleminin zuhûr hâlidir; yani ef'âl âlemini meydana getiren hükümlerin ortaya çıkması için Melik isminin faaliyeti gereklidir. Dünya yaşamında kimin elinde bir malım dediği şey varsa, o ona Melik isminin karşılığı olarak gelmiştir; bu nedenle yönelişimiz bu mülkü verene olmalıdır." (Namaz Sûreleri)

Melikiyyet, fiiller âleminin — gördüğümüz mülk dünyasının — ortaya çıktığı mertebedir. Elimizdeki her mülk, Melik isminin bir tecellîsidir; o yüzden mülke değil, mülkü verene yönelmek gerekir.

Tecellînin Rab'dan Melik'e geçişi. Terzi Baba külliyatı, ilâhî tecellînin mertebe mertebe inişini bir zincir hâlinde gösterir: "Aynı tecellî — Tecellî-i Vâhid — Rahmân'dan Rabb'a, yani esmâya geçer; geçerken Rahmân'ı, Vâhid'i, Ehad'i ve A'mâ'yı oraya taşır. Yine aynı tecellî, Rab'dan Melik'e geçer; geçerken Rabb'ı, Rahmân'ı, Vâhid-i Ehad'i ve A'mâ'yı Melik'e taşır." Bendeki Terzi Babam bunu bir şemayla tamamlar: "Rab-Rubûbiyyet → Nûr-u ilâhî, esmâ âlemi; Melik-Melikiyyet → ışık, gölge, zaman, mülk ve şehâdet âlemi." Demek Melik, esmâ âleminden (Rab) sonra gelen, mülk ve şehâdet âleminin kurulduğu basamaktır; tecellî üst mertebelerin hepsini yüklenerek bu basamakta görünür hâle gelir.

Melik, en çok hâkim olan esmâ. İstişâre Dosyası, ebced hesabıyla Melik'i şerîat-tarîkat-hakîkat-marifet mertebelerinin sahibi sayar ve "Melik, en çok hâkim olan esmâ" der. Câsiye Sûresi dersi de Hâ-Mîm harflerinde Hayy ve Melik isimlerinin kasdedildiğini nakleder. Demek Melik, mülk âlemi üzerinde en geniş hükmü yürüten, mertebelerin tamamını elinde tutan isimdir.

Mâlik ve Melik olmakla sorumlu olmayan. Bir Ressam Hikâyesi, mülk ile sorumluluğun nasıl ayrıldığını koyar: "Hak Teâlâ, Mâlik ve Melik olmakla emrinden sorumlu olmadı; abd ise irâdesini beyan ile kabul ettiğinden sorumlu oldu." Mülkün gerçek sahibi Hak, mülkünde dilediğince tasarruf eder ve kimseye hesap vermez; kul ise kendi cüz'î irâdesini kabul ettiğinden mes'uldür. Melik olmak, mutlak tasarruf ve sorumsuz hükümranlıktır — ki bu yalnız Hakk'a yakışır.

Değerlendirme

Üç kaynak Melik'i bir bütün hâlinde verir. Mesnevî onu "kâdir, mutasarrıf, sâhib" diye tanımlar; gerçek pâdişâh yalnız Hak'tır, kulun vücudu O'na nispetle hiçtir, beşerî melikler ise bu saltanatın gölgeleridir. Füsûs, melik-i hakîkîyi isimler hazinesini insân-ı kâmil mührüyle koruyan sâhib olarak; bir de bedeni idare eden "melik mahiyetinde ruh" olarak işler — ve her kula isti'dâdı kadar bir hil'at giydirildiğini söyler. Terzibaba külliyatı ise Melik'i bir mertebeye yerleştirir: Rab'dan (esmâ âlemi) sonra gelen, ef'âl ve mülk âleminin kurulduğu, mertebeler üzerinde en geniş hükmü yürüten melikiyyet basamağı. Hepsinin ortak hükmü şudur: Melik, mülkün gerçek sahibi ve onda mutlak tasarruf edenidir; elimizdeki her mülk O'nun bir tecellîsidir, ve yöneliş mülke değil mülkü verene olmalıdır. Bu ismi mulk, rububiyyet ve insan-i-kamil ile birlikte; üst mertebe karşılığını er-Rab ve er-Rahmân ile okumak gerekir.