Esmâ 05
Kaynak: Esmâü'l-Hüsnâ (Cilt 1), s. 96 — M. Nusret Tura (düz. Terzioğlu Murat Deruni)
EL-KUDDÛS
Hislerin duyduğu şevlerden münezzeh, noksan sıfâtları olmayan, katı gelebilen bütün yüceliklerden yüce, her varlıktan mukaddes olan. Kulların bir defa beş duygusu vardır. İç âlem duyguları da beştir. Yani dış duygularına mütenazırdırlar.
Görmek, işitmek, tatmak, yoklamak, koklamak dış âlemin duygulan olduğu gibi, hakîkat gözü, hakîkat kulağı, meşâmı hakîkat ve göze ait duygulardır.
Gözlerle karşınızdakinin ilim derecesini anlamak kabildir. Eğer onun ilim derecesi mahdut ise renginize boyarsınız. Yani, "evet efendim, çok doğrusunuz, haklısınız" der nazikâne uzaklaşırsınız. Şayet ilim derecesi sizden fazla ise, onu söyletmek ve deşmek üzere söyletirsiniz. O sözlerden zevk alırsınız, ibret tadını, hikmet neşesini tadarsınız.
İşte Cenâb-ı Hakk hazretleri bunlardan mukaddestir. Bunlardan başka bir de, altına his, idrak hissi, seziş hissi vardır. Ki on adet hissin kumandanıdır. Hariçten ve dahilden alınan haberler bu onbirinci hisse gelir, ruhun neş'esi buradadır. Hayvanlarda iç duygular yoktur. İnsanlar da bu duyguları vasıtası ile Cenâb-ı Haktan haber alırlar, haber verirler. Dış âlemde, gönlümüzün derinlikleri sonsuzdur. Orada da güneş vardır. O nur-u muhammedîdir. Ay vardır, zamanın kutbudur. Büyük yıldızlar vardır, üçler, beşler, yediler, kırklar, binbirler vardır. Nihayet bunlar insanların a’yan-ı sabite dedikleri varlıkların aslıdır.
Çok âlimler, Kûr'ân-ı Kerim'deki (Marecel bahreyni yeltekıyan beynehuma berzahun Lâyebgiyan) âyet-i şerifesinin şerhinde bunu hatırlamazlar.
İki deniz, sûret ve ma’nâdır. Âdemde birleşirler. Fakat aralarında öz bir berzah vardır ki, aşılmayan dağlar gibidir. Gece ile gündüz de birer denizdir. Bunları fecir veya gurup ayırır. Hazreti Mevlana ile hazreti Şems'in birleşmeleri Bahr-i Rum ile Bahr-i Acem'in birleşmeleri gibidir.
İyi kimseler fenalarla bilmecburiye arkadaşlık ederler. Fakat arkadaşlık zamanı geçti mi biri süflî âlemine dönerken, diğeri âlem-i lahutîye döner. İç âlemden gelen haberlere varidat derler. Varidat sahiplerine ise zekî, dahî, hiss-i kabl el vuku'u kuvvetli derler.
Dünya ve dış âlemlerine kapılanlara akıllı, kurnaz derler ama bunlar kargalar nasıl gagalayacak şeyler arayıp bulurlarsa öyledir. İnsanlık namına keşiflerle uğraşanlar muvaffak olurlar. O da Hakk vergisidir. Bunlara da fedakâr derler. Kendisini o işe, o keşfe satmıştır, harcamıştır, feda etmiştir.
Bu dışımızdaki beş duyunun birisi cereyan ederse diğerleri de oraya gider. Dima, akıl, Medine şehridir. Başvekil makamıdır, orası haber alma ve verme merkezidir.
İç âleme doğru yükselmeye mi’rac derler. Akıl, benlik bir dereceye kadar gider daha fazla gitmez. "Yanarım" der.
Muhterem Peygamberimiz "Yanarsam ben yanayım ey kardeşim" dedi fakat yanmadı. Kûr'ân-ı Kerîm bu sûret ile sonsuzluktan geldi, nazil oldu. O âleme aşk âlemi derler. Âşıklar, veliler oraya dalarlar, ilim ve irfan incilerini yüklenir gelirler. Herkes oraya dalamaz. O âlem-i akdese ruh-u kutsi sahipleri derler, bu âlem aslî âlemdir, vatan-ı aslî dedikleri yer orasıdır. Ölmeden evvel ölüp oraya gitmek lazımdır. Burada çokluk, orada birlik vardır. Mûsâ ile Firavun'un, Nemrut île Îbrâhim'in bir olduğu âlemdir… Gönül denen o âlemin kendisidir. İki tarafı camidir. Dünyadaki Kâ’be ne ise, gönül denilen iç âlem de odur. Onların lisanına kuş dili derler. Bu âlemde herkes para kazanmaya bakar. O âlemde varını yoğunu dağıtmaya bakarlar. Gönülde en ufak bir toz bulunursa, oraya Hakk'ın tecellisi olmaz. Cenâb-ı Allah insanların işlerinden ziyade gönüllerine bakar derler ya işte orada hüsn-ü niyetten başka birşey olmaz. Tasarruftan da geçen ariflerin aynası tertemizdir.
Hakk'ın huzurunda daim oldukları için kendilerinde değillerdir. Niyetin iyisi olsun.
Bîr şeyh efendiye bir derviş gelmiş, "Efendi hazretleri ben derviş olmak istiyorum, buyurun şu tapu on dönümlük arazimin tapusudur, o da sizin olsun ki gönlümde Hakk muhabbetinden başka bir şey kalmasın" diyor. Şeyh efendinin kabul ettiği bu adama tekkede vazife veriyorlar. Şeyh efendi namaza dururken şeytan her seferinde o tarlayı hatırına getirirmiş, "Acaba tarlaya kaç araba gübre lazım, bu sene ne ekmeli, gelecek sene ne ekmeli" diye bir düşünce alırmış. Gönüle öyle şeyler girince, ona put derler, namazı bozar. Birkaç gün sonra, şeyh efendi tapuyu dervişe verir, "Tarla senin olsun, yine ne yaparsan yap, yalnız yine tekkemizin dervişisin, üzülme" der.
Bir de evliyaullahdan meşhur Muhyiddin-i Arabî hazretleri var, ömründe beş cilt kitap yazmış, kendi ağırlığı da kitaplarının ağırlığı kadarmış. Birisi ona bir konak bağışlar, o da anahtarları eline alır, konağın kapısını açar, içeri girer, dolaşırken bir fakir kapıyı çalar, "Hiçbir şeyim yok Allah rızası için bir şey" der.
Sultan-ül Evliya hazretleri evin anahtarlarını fakire verir. "Buyurun" der. "Bundan başka bir şeyim yok ki size vereyim." Veliler hazeratı, ne gelene sevinirler, ne gidene yerinirler, gönüllerinde at oynatırlar. Onlar bilirler ki veren de O alan da O…
Ruhu kudsiden gelir bu ses,
Derununa çeker ondaki heves,
Özünün varlığı KUDDÜS'tür ancak.