Esmâ 06
Kaynak: Esmâü'l-Hüsnâ (Cilt 1), s. 101 — M. Nusret Tura (düz. Terzioğlu Murat Deruni)
ES-SELÂM
Ayıplardan salim olan enbiyâ ve evliyasını selâmete sevk edici, azaplarından salim kılıcı, acı ve zararlı görülen işlerin bile sonunda hayır halk edici olan Zât-ı Akdes. Ayıp olabilecek vasıflar, peygamberlerinde ve velilerinde bile bulunmaz.
Her ne kim işlenir Ehad işler Sorma "kim işleye bu devranı" Sille-i seli asiyab gör Anla sırr-ı dakik-î devranı Dedikleri gibi, Marifetnâme'sinde İbrahim Hakkı hazretleri de
Oldu ise inad etme
Haktandır o reddetme
Mevlâm görelim neyler
Neylerse güzel eyler
buyuruyorlar.
Gaipten bir olay tecelli etti mi, evvela zuhur etse dahî sonu muhakkak hayırdır. Hayır ve şer ve istemeden gelenleri erbab-ı edep Haktan gelir kabul eder. Ana-baba evlatlarının iyi olmasını isterler, fakat arzuları tahakkuk etmeyebilir. Bunların sebebi vardır. Müslüman besleme, helâl rızık, dinî terbiye olmalı ki çocuk da iyi olsun.
Sultan da maiyetindeki kimselerin iyi kimseler olmasını ister, fakat kimi dağın, kimi bağındır. Cenâb-ı Allah nasıl olur da kullarını iyi olsunlar istemez ki? Fakat her gördüğü şeye imrenenler, fena kimseler, gayrı meşru da olsa ona sahip olmak isterler. Bu kadar peygamberler, veliler âleme doğru yolu, selâmet tarafinı göstermek için kitaplar ile sahifeler ile gönderilmişlerdir.
Cenâb-ı Hakk beşere hürriyet verdi, kesinlikle, hürriyetini suistimal ederek kendi menfaatini başkalarının zararında aramak arzusunda olmamaktır. İslâm dini diğer dinlere nazaran selâmet dinidir. Âşıklar için de evvela yol gösteren bir pîr'e teslim olmak lâzımdır. O da elinden tutar, peygamberimize kadar götürür ve nihayet o kimse Hakk’a teslim olmuş olur. Bu teslimiyetin son dereceside râziyye, marziyyedir ki sen Haktan ve dolayısıyla o da senden razı olacaklar. Elinle, dilinle kimseyi incitmeyeceksin ve kimseden de incinmeyeceksin.
Kimsenin harekâtı sana fena gelmeyecek. Hepsini affedeceksin. Altın gibi saf olacaksın, yüreğinde en ufak leke, altınında en ufak bir bakır olmayacak. Ahlâkında birisini gözle dahî incitemeyecek kadar hassas ve zarif olacaksın.
İşte "Allah'ın rengine boyan, Peygamber'in huyları ile huylan" diye verdikleri emir ve nasihat budur.
Yaradan hazretleri senin nasıl selâmetini istiyorsa, sen de herkesin dost ve düşmanın selâmetini ve saadetini iste. Benim gibi yap; ben beni kızdıranlara, kalbimi kıranlara "Allah seni âşık etsin" diyorum. Çünkü âşık olmak gözü haktan başka kimseyi görmemek demektir. Herkesi de sen görmek demektir. Âşık olan namazını, orucunu bırakmaz. Herkesin iyiliğini ister. Gece kuşu gibi sabaha kadar yâri peşindedir. Hiçbir şeye iptilası, ihtirası yoktur.
Sevdiğim kimselere "Allah seni âşık etsin" derim. Çünkü, âşığın emeli maşukta fani olmaktadır. Gürül gürül akan suların, kayalardan dökülen şelalelerin, denize dökülürken olan vasıflarıdır. Denize vasıl olduktan sonra suların sesi kalmaz, maşuka erişen âşıkların da iniltisi kalmaz. İşte İslâmiyet'in sonu budur, aşık olmak ve nihayet maşukta gaip olmak.
Sofradaki ekmeklerin, sebzelerin, meyvaların, sende gaip olmaları gibi… Buna gaip olmak denmez, seninle beraber yaşıyorlar denir. Bu işte muvaffak olanlara ne mutlu, sen de Hak’ta fani ol, yani onunla ebedî ol demektir.
Dünya ve ahiret işlerinden sevgililerini emin kılan Zât-i Vacib-ül Vücud hazretleridir. Cenâb-ı Allah bütün kulları için aynı selâmeti, aynı emniyeti ister, fakat beş parmak bir olmuyor. Onun sevdiği kimseler, onun yap dediğini yapanla, yapma dediğini yapmayanlar ve ona koşa koşa gidenlerdir.
Bırakmaz ortada hiç darlığı,
Kendi kendinde bulunca yarlığı,
Seni sana bulduran SELÂM'dır ancak.
BİİSMİ HAS
Bismillâhirrahmânirrahîm:
-------------------
(14 İrfan mektebi ve şerhi sayfa 76)
………………………………..Şimdi; mühim bir mevzua daha dikkat çekmek istiyorum.
Buraya kadar ki, gerek ferdi gerek tüm itibariyle özet olarak (12) mertebe seyr’imizi görmüş olduk. Genelde bu mertebeler tarif edilirken, “elif” harfinden misal verilir. “Elif” gerçekte (7) si Nefs (5)i Hazret mertebelerini ifade etmektedir, toplam (12) mertebedir. Bunlar zâhiri mertebelerdir, bu mertebelerin/noktaların her birerlerinin zikir esmâları kendi bölümlerinde belirtilmiş idi.“Elif” in bir de (13) üncü bâtın mertebesi/noktası, vardır ki; bütün âlemlerin kaynağıdır. Bunun kişiye özel olan esmâsının tayini Hakk’a aittir. Kişi bu esmâ zikrini müşahedesinde aracısız olarak ancak Hakk’tan alır.
Bu oldukça gizli bir sırdır, ehline açılır. Bazı tevhid ehli kimselerin (sükûn) devrelerinde ki devamlı virdleri Kelime-i Tevhid, salâvat ve kendilerine müşahede ile belirtilen o özel esmâları olur, ender ulaşılan yaşamlardan biridir.
Seyahatlerimin birinde Şam’da böyle bir kimse ile karşılaşmıştım. O bu hali şöyle anlatıyordu! (Cenâb’ı Hakk benden bütün esmâ zikirlerini aldı ve bundan sonra senin zikrin sadece Kelime-i Tevhid ve Huuu, ismidir, dedi.) Diye bir sohbet esnasında bu hâli belirtmiş idi, o tarihte yaşının (92) olduğunu bildirmiş idi ve sık sık, gönlünün derinliklerinden (Lâilâhe illâllah ve Huu Huu) diye zikrediyordu. Bu temiz ifadelerin hayal ve vehim olmadığı açık olarak belli idi. Bu zât-ı muhterem, Türk asıllı ve nakşiyye büyüklerinden Hamdi. Arabi idi…
Bazı gerçek tasavvuf kitaplarında da bu tür menkıbelere rastlamıştım. Bu hususta on üçüncü isim olarak “bize de verilen bir esmâ vardır” ne olduğu “bazı yakınlarımın dışında” şimdilik bizde kalsın. (demiştim) Bu oluşumlar özeldir, genel değildir.
Bu oluşumların ışığında insân’ın aklına şu soru gelebilir! On ikinci derste kişi (Allah) Esmâsı’na ulaştığı halde, neden on üçüncü derste esmâ-i ilâhiyye’den her hangi bir isim onun özel ismi olsun?
El cevap. Mutlak ma’nâ da (Allah) ismi Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimize ait bir isimdir, o ismi husûside kimse kullanamaz, bütün kullanımlar, genel ve zâhirendir, işte bu yüzden Cenâb-ı Hakk bazı sevdiği kullarına esmâ-i ilâhiyyeden bir ismi özel olarak o kuluna lütfeder. Bu isim de onun husûsi’de özeli olur. Bunlar gayb sırlarındandır…
-------------------
(Selâm) ismi Dârüsselâm.
(10/11/2013) Pazar.
Bundan bir müddet evvel, bir kardeşimiz, (Be…….) Dergâh’ın iç kapısının üstüne asmak için bir “hat” levha getirmişti, Üzerinde şunlar vardı, (İlâ darisselâm /Selâmet/kurtuluş evine giriniz) (/10/25) yazılı idi. O günlerde dergâhta tamirat olduğundan paketi açmamış öylece uygun bir yerde muhafaza etmiştim. Tamirat bittikten bir müddet sonra yerleşmeye başladık, daha sonra bahsettiğim arkadaş geldiğinde o tabelânın yerini tespit ettik ve sonra onu iç giriş kapısının üstüne asmak için gene uygun bir yere koymuş idim. Daha sonra asmıştık. Bunun gerçeğinin ne olduğunu o günlerde anlamamıştım ancak bu bir Âyetti ve çok anlamlı idi.
… Birkaç ay sonra ne olduğu anlaşılmış oldu. Hat şöyle idi…
İzmir de bulunduğumuz zamanın son günlerine doğru idi (12/10/2013/) (11) Cuma gününün akşamı Cumartesi gecesi saat (05,30) Bir zuhurat görüyorum, zuhurat şöyle idi.
Camide namaz kılıyoruz, namaz bitip selâm verdikten sonra dua ediyoruz, en sonun da İmam efendi bana seslenerek! (Selim) kalk devamını sen oku der gibi işaret etti. Bende (Fetih Sûresi 48 âyet 10 İnnelezine………) i okuyup uyandım. Sonra ne olabileceğini düşünerek unutmamak için hemen not almaya başladım.
Zuhuratın türü, “Keşfi mücerret” yani anlamı oldukça açık olan bir zuhurat idi. Kısaca yorumuna geçelim.
(Selâm isminin özelde, bâtınen tescili idi.)
(Nefsi benlik, İzâfi benlik, İlâh-î benlik) in birleşmesi idi.
İnnellezine….) ne nin tatbikatı. Abdiyyet ve risâletin, Ulûhiyyete biat etmesi tâbi/dahil olması, bu üçlerin bir olması ve bunların böylece gerçek (Selim, Sâlim, Selâm) olmasıydı.
Namazdaki hâl, tahiyyatta ki gibi diz üstü oturuyor idik imam dahil herkesin sırtında siyah elbise vardı, bu husus “A’mâ’iyyet” mekân olarak gizli hazineyi ve içindekileri temsil etmesiydi.
İmam’ın temsil ettiği makam risâlet idi. “Bana bakan Hakkı görür” hükmü ile aslında orada var olan Ulûhiyyet idi.
Bu durumda cemâat, “abdiyyet/nefsi benlik” imam “Risâlet/izâfi benlik” imam’ın batının da mevcut “Ulûhiyyet ise İlâh-î benlik” idi.
Allah zât ismi yönünden, kendi isimlerinden olan genel ma’nâ da (Selâm) ismini fakire hususide tahsis ma’nâsında, oradakilerin şehadetiyle, (Selim) diye işaret etmişti.
Bu hususun tescili için bir merasime ihtiyacı vardı, o da okuduğum (İnnelezine…………... /48/10) Âyeti ile üç mertebeden “abdiyyet, Risâlet, Ulûhiyyet) tatbikatı idi.
Bunları kendi varlığında birleyerek üç makamı bir bedende tevhid etmekti. Zâten kalktığımda sabah namazı vakti idi namazımı kıldıktan sonra bu Âyeti kerîme’yi üç makamın hakkı olarak üç defa okudum ve Fatiha dedim böylece selâm ismi tahsisi ayrıca zâhiren de tasdiklenip tahakkuk etmiş idi…
”Daha evvelce bildiğim halde” genele açmayıp tasdik beklediğim bu husus, böylece levha ile zâhiren, zuhurat ile de bâtınen, tasdiklenip açığa çıkmış oldu.
-------------------
Bu gecenin gündüzü Cum’a Cem günü idi ve Cum’a namazından sonra ve sohbet (ismi a’zam) üzerine idi. “İleriki sayfalarda gelecektir” gecesi’de genel ma’nâ’da kişinin kendisini tanıma ve mertebeler hakkında güzel bir sohbet olmuştu. (aşağıda gelecektir.)
-------------------
Gene aynı gece, sabaha doğru bir zuhurat, şöyle zuhur ediyor idi.
Yakın bir kardeşimizin evindeyiz. Uzunca set üstü gibi arkasında dayanma yeri olmayan üstü kapaklı uzunca içi dolap gibi olan bir eşya var. İçinde gizlenmiş rezervuar sistemleri gibi su dolaşım sistemi var. Ancak oturma dolabının etrafında su sızıntıları var, ne olduğunu anlamak için oturma yerinin üst kapağını açtım içeride olan su vanasını kapattım tamirini yaptım vanayı tekrar açtım daha sonra baktım dışarıya su sızmıyordu, düzelmişti.
-------------------
(Küçük bir Yorum yapalım) kardeşimizin evi kendi beden mülküdür, üstünde oturulacak dolap gönlüdür, içi ve dışı ile görev yapmaktadır. İçinde hayat olan suyu gizleyip barındırmaktadır. Ancak bazı bağlantılarında… İlmi mevzuların birbiri ile olan bağlantılarında bazı uyumsuzluklar vardır yani bağlantılar tam sıkılmamış biraz boşluk kalmıştır.
Bunu düzeltmek ilim akışını ve depolanmasını sağlamak için, dolap kapağını açıp, yani konunun içine girip, nerede eksiklik var ise orayaı sıkıp/izah edip, ilmin akışı tekrar temin edilmiş olduğundan, dolabın kapağı kapandıktan sonra, yani o ilim gönüle indirildikten sonra, gönülde yolu açıldığından, ve sistemde mutmein olunduğundan, artık dışarıya sızmadan, kendi iç âleminde hem suyun/hayatın devamı ve hemde rezervi/depolanması temin edilmiş oldu. Yani hem beden evi selâmete çıkmış hemde ilmi konular gönülden akıp giderek ziyan olmamış ilimde selâmete çıkarılmış olduğundan burada da “selâm” ismi tahakkuk etmiş idi.
-------------------
(Selim) Lügat ma’nâsı: Sağlam, kusursuz, refah ve selâmet üzere bulunan.
(Sâlim) Lügat ma’nâsı: sağlam sıhhatli, sağ, noksansız, her türlü tehlikeden uzak olan, emin ve korkusuz olan.
(Selâm) Lügat ma’nâsı: Ayıplardan, âfetten sâlim oluş, selâmet, emniyet, sulh, asayiş, bütün korktuklarından emin olma, Allah’ın (c.c.) bir ismi. (Esmâül hüsnâ) Allah’ın güzel isimleri sıralamasında Allah Cami, isminden sonra, beşinci, Hazarat-ı hamse, sırasındadır.
-------------------
SELÂM, SELİM, ABDÜSSELÂM MÜŞAHADESİ
25 Şubat 2019, 28 Şubat 2019 tarihleri arasında eşim ile Afyon seyahatimiz oldu. Dönüşümüzü, Eskişehir üzerinden İstanbul’a yapmayı planladık. İlk önce Seyitgazi ilçesinde bulunan Battalgazi türbesine ziyaret amaçlı uğradık.
Eşim içeride Battalgazi türbesinde Kûr’ân okurken fakirde Camii giriş kapısında sol tarafa asılmış gördüğüm üzerinde “SELİM” yazan ayakkabı çekeceğine (Kerata) bakmaya çıkmıştım. Bu ara bir hanım kapı önünde duruyordu. Dışarıda çalan ney sesi nereden geliyor diye sordu bilmiyorum dedim… Battalgazi türbesinde kendisinin eşi olduğu söylenen Elenora yatmaktadır.
Efendi Babam zuhurat yorumunda;
Allah zât ismi yönünden, kendi isimlerinden olan genel ma’nâ da (Selâm) ismini fakire hususide tahsis ma’nâsında, oradakilerin şehadetiyle, (Selim) diye işaret etmişti. T.B.
Diye, (Selâm)ın işaretinin ma’nâda (Selim) olduğunu bizlere bildirmiş.
Kûr’ân (Zât-ı) okuyan fakirin eşi Nefsi küllü yani hususi ma’nâsıdır. Zâhir’de ismi Serpil, genişlemektir yani (Selim) hakîkatin açılmasıdır. Bâtın-i ismi “mahlası” oluşan müşahadelerimiz ile “Gülşen” dir. Bunun ma’nâsı ise Gülbahçesi’dir. Bunun da hakîkati Hazreti Muhammed’in bahçesi yani Cennet bahçesidir.
Birde burada yatan hanım kişi Elenora veya Elanora zâhirde anlamı Işık, Işk (Aşk) Işık bâtini Nûr ise Efendi Babamın fakire teveccüh gösterek tasdik ettiği “Rabb-i Has”dır. Yani bununla birlikte (“abdiyyet, Risâlet, Ulûhiyyet) tatbikatlarıdır.
“Elân” Hazreti Ali (k.v.c.) şimdide öyledir dediği gibi Cenâb-ı Hakk’ın a’maiyetine işarettir. “El-En-Hu-Ra” “En” de ismin anlamı ışık (Nur) olduğu için “Enne” yani Hakikaten, Gerçekten ifadesi vardır. Bu şekilde Enne-Hu olur. “Gerçekten O” ile A’maiyyet mertebesine işarettir. Diğer geri kalan ise “Elif-Lam-Ra” hurufu mukattalarıdır.
“Selim” ismi Camii yani Cem makamı giriş kapısını soluna yani Nefsi Küll tarafına aslılmıştır. Ayakkabının ma’nâsı; Ruh pabucu olan Nefis’tir. “Kim Nefsine arif oldu, Fakad Rabbine Arif oldu” hakikati mevcuttur. Ve bu hakikat-i “kalb-i selim” ve akli selim” ile çekebilecek yani taşıyabilecek hâle gelmektir. Aynı zamanda Ker-ata olması, Efendi Babamın Necdet harfleri arasında bulunan “Ced” Ata olması ile evlatlarının çoğalmasına işarettir. Üzerinde bulunan Telefon numarasında 2 adet 13 ve Eskişehir şifresi ile 26 dört mertebeden 13’e ve 13x4= 52 ile Nusret Babama Nusret ismi ortasında bulunan “SR” ile Sırra işarettir. (52) Hamd ve kemâli Ahmed ismi şerifidir.
52 Hamd, Işık Nur ve Nuru Muhammedi ile Elif-Lam-Ra hurufu mukattaları “Aziz’ül Hamid” Aziz ve Hamid olan sistemi Îbrâhim sûresi 14/1 âyete işarettir. Bunun hakkında açıklama bu kitabın ikinci bölümünün sonunda yapılmıştır.
Kapı dışında bulunan hanımın ney nereden çalıyor? Fakirin zâhiri olarak bilmiyorum demesi…
Zâhiri olarak hopörlerleden çalıyordu. Bâtini olarak ise Mevlânâ yani Efendimiz, Selim ismi ile Sencer görüntüsünden, Nc 53’ün (Ser-Başı) arşından üflemekteydi…
Ne okunduğu ise Öğle namazından önce kahvelerimizin yanında fal adı ile verilen Mevlânâmızdan gelen altındaki notlardaydı…
Zâhirde görülen bu ifadeler ile ma’nâlanmasına bakalım. Solda Nefsi küll yönünden verilen fal ya da pusula ile;
Ez cüdâyîhâ şikâyet mîkoned
Ayrılıklardan nasıl şikâyet eder.
İlk onsekiz beyit içinde ilk iki beyite zâhir ve bâtın olarak işaret vardır. 18 tersi yani bâtını ile toplanırsa 18+81= 99 Esmâ’ül Hüsnâ sayısını verir.
Şikâyetçi kötü hu-y-ludur. İyi hu-y-lu şikâyet etmez ile Celâl ve Cemâl esmâ ve zuhur mahallerinden bahsedilmektedir. İyi Hu, yani Cemâl-i olan Hu’nun zuhurunun-kulunun artı özelliği “Tahammül” etmesi olduğuna göre; Ta-Hamm-Mül, Ta; Tahakkuk-Enne-Hu, Ha-mim; Hakikat-i Muhammedi, Mül; Şarab, Enne-Hu olan gerçek Rablerinden, Hakikat-i Muhammedi kanalı ile İnsân-ı Kâmil sohbeti ile tertemiz şarab içerler nerede ve ne ile içerler, Aşk sohbetini, dergah olan meyhanede, İnsân-ı Kâmilin zuhur mahallinin lebisinden, kulakları ile içerler. Şarab ırmağı, sıfât- hakîkat ırmağıdır.
Sağ tarafta Akl-ı küll kanalından gelen pusula ise;
Ümitsizlik ise, Üm-itsizliktir. Ümm-Ana; yani Enne-hu ile olma, İtsizlik; nefsi emmarenin vuhşiyat yönü ile olmama hâlidir. İşte nefsi emmaresini terkeden bu hâldedir. İşte bundan sonra NİCE (Güzel) 53’ler Ahmed’ler yani Ahmed’in güzel övgüsü Hamd’i vardır. Yani Makam-ı Mahmud vardır. Karanlık bir bakıma Fenâfillah bir bakıma A’ma hâlidir. NİCE (Güzel) 53’ler Ahmed’ler yani Hakikât-i İlâhi güneşinin şuunları vardır. Aslında Ahmed, Ahad Tek’tir. “Mim” ile Vahidiyyet taayyününe girip “Vahid” ile birin tekrarı gibi görünür. İşte silsilemizde bulunan Muhammed (s.a.v.) den ışıklarını ışklarını alan 53 büyüğümüz pirimiz bu bir güneşin parıltılarıdır.
İkinci resmin müşahadesi Eskişehir merkezde otopark ararken olmuştur.
Araba, tarikat mertebesi yani Esmâ mertebesi ma’nâlanmasıdır. “Yıldız-Necm” Efendi Babamın 53 numaralı sıra sûresidir.
Selâm Efendi Babamın Rabbi hassı olduğuna göre Abdüsselâm’da nokta zuhur mahalli, dünya âleminde Necdet kisvesi ile görünmesidir.
Abdüselâm isminin altında bulunan balaban Kebap Eskişehir 26 şifresi ile Museviyet Esmâ-i İlâhiyye Ke-Kün ve Bap ile Celâl ve Cemâl kapılarıdır. Balaban o yöreye ait İskender gibi yoğurt, salça ve pide ile köfte ve kuşbaşı ilavesi ile yapılan bir et yemeğidir. Kurb’an bayramına işarettir. Bal; Marifet, Aba; Elbise; Ne-Nun; Nur ve Nar’dır… Bal, Ab-Su ile Bal ırmağı, marifet ırmağıdır. An; Zaman yani An ile olma kemâli Hakk ile olma hâlidir.
Alta bulunan Oto –Yıkama ile yani temizlik, tenzih ile bütün bu teşbih edilenlerinde mutlak tenzihinde olmasıdır.
Hoşgeldiniz; H-Ha; Hakikat, Oşk; Aşk, El, Din, İz… Aşk dininin hakikati “İz” mahlası ile bu kapıya gelen misafirleri karşılamaktadır.
Gerçekten bu kapıda olduğumuzu ve Selâm ismi ile muhafaza olduğumuzu İstanbul’a dönünce anladık. Aracımızda oluşan arıza anlaşılamamıştı. Ama İstanbul’a eve dönüşümüze birkaç kilometre kala yanan Akü arıza ışığı lambası aracın şarj dinamosunda sıkıntı olduğunu ortaya çıkardı. Yaklaşık 1500 km yolculuğumuzda, yolda kalmak belki aracın yanması dahil sorunlar olabilirdi. Şu an sokağımızdan geçen ama geçmekte zorlanan 110 itfaiye aracının sinyalleri ve acı acı çaldığı korna bunun olabileceğini ama sağ - salim Selâmet ile evimize ulaştığımızı-ulaştırıldığımız gösteriyor. Haze min fadli Rabbihi…
SELÂM İSMİNİN HARFLERİ.
(سَلَمْ) (Selâm) Görüldüğü gbi “selâm” kelimesi, aslen, “sin” “lâm” “elif” “mim” harflerinden meydana gelmektedir. Bunların kısaca sayı değerlerini inceliyelim.
(س) (Sin) Ya-sin’in sinidir. İnsân-ı Kâmil’in sinidir. Hakîkat-i insaniyye’nin sinidir. Her insanın sinidir. Sayı değeri (60) dır. Görüldüğü gibi üç harfle ifade edilmektedir.
(ل) (Lâm) Ulûhiyyet lâmıdır. Ululuk yüceliğin ifadesidir. Ehadiyyetin işaretidir. Adeta Ehadiyyetten âlemi şehadete uzatılan ve bu âlemleri tutan askı gibidir. Sayı değeri (30) dur. Bu harfte üç harfle ifade edilmektedir.
(ا) (Elif) Harflerin başbuğu… Bütün ma’nâların kaynağı. Nazenin naz ehli… Onüç noktadan meydana gelmiş bütün makamları ihata edici. Bütün varlıkta var olucu Lâm’ın kucağına oturunca (لا) (Lâ) olarak bütün âlemleri bir çırpıda kaldırıcı sadece kendi neş’esini bırakarak beşeri neş’e leri yok edici Sultan Elif… Sayı değeri, (1/13) tür. Bu harfte üç harfle ifade edilmektedir.
(م) (Mim) Muhabbet kaynağı... Hakk âşıklarının sığındığı liman. Gariplerin dayanağı. Âlimlerin âlimi. Nur-u Muhammedinin şifresi. İnsanların İlâh-î senedi. Muhammed Mustafa (s.a.v.) Sayı değeri (40) tır. Bu harfte üç harfle ifade edilmektedir. (Selâm)ın Lâm-ına birde ikili (ﻻ) (Lâmelif) olarak bakalım. Lâm olan Ulûhiyyet, Elif olan Ehadiyyeti kucağında tutmuş Lâ olan ben yok, bende var olan Ehadiyyettir, dercesine onu sinesine basmıştır. Ehadiyyet ise Ben bâtındayım görünen sensin diyerek kendini gizlemeye çalışmaktadır. Bu birliktelik sarmaş dolaş olan bu hal kendinden kendine muhabbetir.
Baştaki selâm da devreye girip sizleri ben anlatacağım merak etmeyin böyle gizli kalmayacaksınız diyerek mim-i Muhamediyyeye akarak bazen beşereriyyeti ile bazen hakikatiyle insanlarla beraber olmaktadır. Onu ancak bu hakikatleri bilenler tanımakta diğerleri ise sadece beşeriyetine bakıp falan kimse zannetmektedirler. Aslında o zannettiği gibi sadece beşer yönlü değil, aynı zamanda Hakîkat-i ilâhiyye yönüylede âleminin içinde gizli bir hazine olarak dolaşmaktadır.
(Selâm)ın sayı değerlerini toplarsak. (60/30/1/40=131) ederki, sayı bellidir. (13) ve (1) Özetlersek;
(س) (Sin) İnsân-ı Kâmil.
(ل) (Lâm) Ulûhiyyet.
(ا) (Eif) bir Vâhidiyyet.
(م) (Mim) Hakikat-i Muhammed-î dir.
İşte selâm bütün bu âlemlere Ehadiyyetinden gelen tecelli-i İlâhiyyeler ile âlemlerin her bir noktasına selâmetle rahmeti Rahmaniyyenin akmasıdır.
Ayrıca selâm-ı (اَلسَّلَامُ) lâmı tarif olarak, tahsis (El selâm/Es selâm) olarak okursak. O zaman.
(ا) Baştaki (Elif) Ahadiyyet.
(س) İkinci (Sin) ise Selâm isminin zuhuru olan İnsân-ı Kâmilin gölgesidir. Böyle olunca sayı (192) olmakta oda zaten (12) dir. Yani hakikat-i Muhammed-î dir. Ayrıca (19) dur, o da İnsân-ı Kâmil’dir.
-------------------