İçeriğe atla
Esmâü'l-Hüsnâ

Esmâ 03

الرَّحِيم

Rahîm

RAHİM'dir gizli sırlar faş eder,İçerden bir zaman dışını yeder,Sırrına erince şüphelerin gider,Gizliye erdiren RAHİM'dir ancak.
Şerh

Kaynak: Esmâü'l-Hüsnâ (Cilt 1), s. 91 — M. Nusret Tura (düz. Terzioğlu Murat Deruni)

ER-RAHİM

Müminlere has olan hususi bir rahmettir. Aşıklara ait olan rahmete de rahmet-i hassa derler. Hidâyet ve rahmetin birincisi İslâm bir anadan ve babadan hasıl olmamızdır. Mahallemizdeki komşularımızın, mekteplerdeki arkadaşlarımızın, ahlâk ve din telakkilerimiz üzerinde hayli tesirleri vardır. Bu meyanda memleketimize de girmiş bulunan kolejler ve yabancı kültür teşkilatlarının lisandan başka bir faydası yoktur. Bu okullarda dinî terbiye ve ahlâk telakkileri başkadır. İslâm usullerine benzemez. Hıristiyan çocukları evlerinde ana baba tesiri ile kiliseyi bilirler. Maalesef bazı aileler oralardaki eğitimi beğenirler. Serbest büyüdükleri için çocuklar da memnundur hallerinden fakat çocuğun kâmil bir insan olmasını temin edecek dinî malumat ise sıfırdır.

Bugünkü dinî terbiye noksanlığını orada aramak lâzımdır. Tahsil çağındaki çocukları kemâle ermiş biri telakki ederek terbiye baskısını kaldırmak şımarıklığa davettir. Sonu, sessiz yürüyüştür. İsyandır, grevdir. Bunlar ise memleket dahilinde terakki hamlelerini köstekler, frenler kanaatındayım.

O çocukların kalpleri ölmüştür. Bundan da ana-baba mesuldürler. Dinî malumat ve terbiye verebilecek komşudan veya hocadan mahrum bir muhitte bulunmak çok acı bir talihsizliktir.

RAHİM' dir gizli sırlar faş eder,
İçerden bir zaman dışını yeder,
Sırrına erince şüphelerin gider,
Gizliye erdiren RAHİM'dir ancak.

RAHMİYE ANNEM

Senin misâfirin yeğenin Necdet (k.s.),
Bilince soyunun devâmı Hazret,
Gözümün nûrunun devâsı Nusret (h.z.),
Evimin sahibi Rahmîye Annem.
Rahatsız etmesene benim oğlumu,
Yakalayıp sıkınca aşktan kokumu,
Durmadan yorulmadan anlat doğumu,
Merhamet dağıtır Rahmîye annem.
Seferden dönerdi deryâlar Mûşâsı,
Sabırla beklerdi gençti Yuşası,
Haber verirdi gönül paşası
Hakîkati dinlerdi Rahmîye Annem,
Tûr dağına çıktı babamız gayret,
Tecelli edince Rabb-imiz hayret,
Baygın düşüverdi ma’şûku seyret,
Huzûru sendin Rahmîye annem.
İnince Tûr’undan Hakkı velâyet,
Bebekte satardın aşkı velâdet,
Makamı sâdıktan yanar selâmet,
Hizmetler ederdin Rahmîye Annem.
Mescid’ül Harâmı sahilde Harem,
Pirimiz kalınca kendimi bilmem,
Geldiğin yollara altınlar sersem,
Durmadan yürüdün Rahmîye Annem.
Hakk’a vuslat etti bayram belledik,
Ma’nâ otobüsü sefer eyledik,
İlâhiler zikirler çoştuk söyledik,
Yayalar mekânın Rahmîye Annem.
Cilt 1 kitabının tamamını oku
Füsûs ve Mesnevî Işığında

Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Terzibaba'nın Füsûsu'l-Hikem dersleri ve külliyatı ışığında derlenmiştir.

Mesnevî-i Şerîf'te er-Rahîm

Konuk'un şerhinde Rahîm, Rahmân'ın umumî rahmetinden ayrı, kula dönük husûsî bir merhamet olarak görünür; çoğu yerde Kerîm ismiyle yan yana, kulun isyânına rağmen iş gören bir isimdir.

Her ismin hâssıyeti başkadır. Cilt 10, esmânın birbirine indirgenemeyeceğini söylerken Rahîm'i de bu sıraya koyar:

"Rahmân Rahîm'e, Rahîm Gafûr'a, Gafûr Şekûr'a delâlet etmez; ve Dârr isminin hâssıyeti Nâfi' isminin hâssıyetinden başkadır." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 10)

Demek Rahîm, Rahmân'ın bir başka söylenişi değildir; kendine mahsus bir tecellîsi, ayrı bir hâssıyeti (özelliği) vardır. Rahmân varlığa karşılıksız vücud verirken, Rahîm o varlıktan sonra hak edene dönen merhamettir.

Rahîm, kul hak etmeden ihsân edendir. Cilt 5, sâlikin Hakk'a yakarışını bu isim üzerinden kurar:

"Bizim a'mâl-i sâlihamız vâki' olmazdan ve istihkâk kesb etmezden evvel, bize ihsanlar etmiş ve bu ni'met ve ihsânlara mukâbil de, bizden şükür yerine hep küfrân ve isyân görmüş olan Kerîm ve Rahîm!" (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 5)

Burada Rahîm'in merhameti, kulun amelinden önce gelir; iyi işler ortaya çıkmadan, hak edilmeden ihsân başlamıştır. Üstelik bu ihsâna karşılık kuldan nankörlük gelse bile isim iş görmeye devam eder. Bu yüzden sâlik darda kalınca "Ey ebedî olan Kerîm ve Rahîm!" diye seslenir; sığınılan kapı, kulun istihkâkına bakmayan kapıdır.

Günahı affeder, fakat takvânın makâmını vermez. Cilt 10, Rahîm'in affını bir ölçüyle koyar: "Muhakkak Allah Teâlâ bütün günahları mağfiret eder; O muhakkak Rahîm olan Gafûr'dur." Hak Teâlâ kulun fenâlığına iyilikle mukâbele eder, affeder. Ama şerh hemen ekler: "Günahkâr olan kul affa mazhar olur, fakat takvâ sâhibi olan kulların ihrâz ettiği makâmdan mahrûmdur." Rahîm'in affı kapıyı kapatmaz; ama af ile takvânın kazandırdığı haşmet-i ma'nevî ayrı şeylerdir.

Rahîm olan Rab cebren kâfir yapmaz. Cilt 10, ismin hükmünü bir adâlet ölçüsüne çevirir: "Kullarına rahîm olan Hak Teâlâ böyle bir kulunu cebren kâfir yapsın, sonra da 'Niçin kâfir oldun?' diye gazab etsin! Bu akıl ve mantığa sığar bir şey değildir." Rahîm olan bir Rab, kulu zorla küfre sürükleyip sonra cezalandırmaz; ismin merhameti, böyle bir cebri baştan dışlar.

Cennette perdesiz selâm Rahîm'dendir. Cilt 10, Yâsîn'in "Selâmün kavlen min Rabbin Rahîm" (36/58) âyetini şerh ederken Rahîm'i selâmın kaynağı yapar: "Rahîm olan Rab tarafından sana, bu cennet içinde perdesiz ve vâsıtasız selâm gelsin." Kula doğrudan, aracısız ulaşan selâmı söyleyen isim Rahîm'dir; husûsî rahmetin son meyvesi, kulun perdesiz selâma kavuşmasıdır.

Füsûsu'l-Hikem'de er-Rahîm

İbn Arabî, Rahîm'i iki yerde toplar: Rahmân ile imtinân-vücûb çiftinde, ve celâlî isimlerin karşısında kulun sığındığı cemâlî isim olarak.

İki rahmet: imtinân ve vücûb. Kelime-i Süleymâniyye, Rahmân ile Rahîm'i iki ayrı rahmet türü olarak ayırır:

"Hak, 'rahmet-i imtinân' ile 'rahmet-i vücûb' olan iki rahmet îrâd eyledi ki, onlar er-Rahmân ve er-Rahîm'dir. Hak, Rahmân ile imtinân (karşılıksız bağış) ve Rahîm ile îcâb (hak edilmiş karşılık) eyledi; ve bu vücûb, imtinândandır. Binâenaleyh Rahîm, duhûl-i tazammun ile Rahmân'a dâhil oldu." (Kelime-i Süleymâniyye)

Demek Rahmân her şeye karşılıksız varlık verir; Rahîm ise o varlıktan sonra hak edene dönen, îcâb (gereklilik) yoluyla işleyen rahmettir. Ama bu vücûb da aslında imtinândan doğmuştur — yani hak ediş bile bir bağışın eseridir. Bu yüzden Rahîm, Rahmân'ın içine girer; husûsî rahmet, umumî rahmetin bir koludur.

Rahîm, rahmetin var ettiği isimdir. Kelime-i Zekeriyyâiyye, ismin Zât'la bağını inceltir: "Rahîm ise ancak kendisiyle rahmetin var olması sebebiyle Rahîm olur; ve Hakk'ın rahmetiyle var olması, kendi zâtî bağıntısıyla var olması demektir." Rahîm bir sıfat olarak dışarıdan eklenmiş değildir; rahmet, Zât'ın kendi bağıntısıdır, ondan başka bir şey değildir. Merhamet, Hakk'ın zâtına âit bir hâldir.

Kul Müntakim'den Rahîm'e kaçar. Kelime-i Dâvûdiyye, Rahîm'i kulun sığınağı yapar:

"Kul kendi nefsini Hakk'a karşı yine Hak ile korumuş olur. Örneğin, 'Müntakim' celâlî isminden, 'Rahîm' cemâlî ismine kaçmış olur." (Kelime-i Dâvûdiyye)

Burada Rahîm, Hakk'ın gazabının (Müntakim) karşısına konan cemâl yüzüdür. Kul, Hakk'ın celâlinden yine Hakk'ın cemâline sığınır; korunduğu yer de korktuğu yer de Hak'tır. Rahîm, bu kaçışta varılan emniyet kapısının adıdır.

Rahîm-Müntakim, Nâfi'-Dârr — mütekābil isimler. Kelime-i Îseviyye, Rahîm'i zıddıyla birlikte âlemin işleyişine bağlar: "Nefes-i rahmânînin müstelzim olduğu esmâ-i ilâhiyye 'Rahîm, Müntakim' ve 'Nâfi', Dârr' gibi mütekābil olup, bunların mezâhiri tabîatta peydâ olur." Demek tabiat âlemi, karşılıklı (mütekābil) isimlerin çekişmesiyle kurulur; Rahîm ile Müntakim, Nâfi' ile Dârr birbirinin karşısında durur. Bu karşıtlığı isimler arasına koyan da nefes-i rahmânîdir.

Terzibaba Külliyatında er-Rahîm

Terzibaba'nın eserlerinde Rahîm, çoğu zaman Rahmân ile birlikte anılır; fakat ona "husûsî", içe dönük, kalbe açılan bir kapı rolü verilir.

Rahmân umumî, Rahîm husûsî. Haşr Sûresi şerhi bu ayrımı en sade hâliyle koyar:

"Rahmân ve Rahîm, kime ki Cenâb-ı Hak gönülden bir pencere açıyor, işte o ona Rahîm'den uzanıyor. Rahmân tecellîsi umumî, Rahîm tecellîsi ise husûsîdir." (Haşr Sûresi Şerhi)

Demek Rahmân bütün âleme ayrım gözetmeden varlık verir; Rahîm ise gönlünden pencere açılan kula husûsî olarak uzanır. Fâtır Sûresi şerhi bunu rahmetin iki yüzüne bağlar: "Allah rahmetini açtığında bu O'nun cemâl tecellîsidir; tuttuğunda ise celâl tecellîsi." Rahîm, açılan cemâl kapısının kula bakan yüzüdür.

Allah, Rahmân, Rahîm kaynak esmâdır. İnşikâk Sûresi şerhi, bu üç ismi diğerlerinden ayırır: "Esmâ-i ilâhiyye sayısı 100 eder. 'Allah, Rahmân, Rahîm' kaynak esmâlar olduğu için sıraya girmez." Demek Rahîm, esmâ-i hüsnâ içinde sıradan bir fert değil, diğer isimlerin kaynağında duran üç temel isimden biridir. Besmelede üçü birlikte anılır; çünkü her zuhûr bu üç kaynaktan akar. Kehf Sûresi şerhi bunu tamamlar: "Hakikat-i Muhammedî'nin dışa dönük zuhûr mahalli Rahmân ve Rahîm olarak Hz. Muhammed'dir."

Rahîm tecellîsi şefkattir. Zümer Sûresi şerhi, her ismin ayrı bir renkte tecellî ettiğini söylerken Rahîm'in rengini belirler: "Rahîm isminin tecellîsi şefkat, Kerîm isminin tecellîsi cömertlik, Sabûr isminin tecellîsi sebât olarak zuhûr eder." Rahîm'in dünyadaki görünüşü şefkattir; bir annenin yavrusuna eğilişi bu ismin bir mazharıdır.

Merhamet edenler Rahîm'in mazharıdır. Mü'minûn Sûresi şerhi, "Ente hayrur râhımîn" (Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın) âyetini bir müşâhedeye bağlar: "'Râhımîn' ile kastedilen, Hakk'ın 'Rahîm' esmâsının tecellî mahalleri olan mahlûkattır. Sâlik yolun başında bu Rahîm tecellîlerini farklı öznelere âit fiiller zanneder." Annenin şefkati, zenginin cömertliği — sâlik bunları ayrı ayrı kişilerin işi sanır; oysa hepsi tek bir Rahîm'in çeşitli mahallerdeki tecellîsidir. Olgunlaşınca anlar ki merhamet eden hep O'dur.

Değerlendirme

Üç kaynak Rahîm'i Rahmân'ın husûsî, içe dönük rahmeti olarak birleştirir. Mesnevî onu kulun istihkâkına bakmadan, amelden önce iş gören; günahı affeden ama takvânın makâmını ayrı tutan; cennette perdesiz selâmı söyleyen isim olarak açar. Füsûs, Rahîm'i Rahmân'ın içine giren vücûb (hak edilmiş) rahmet sayar ve onu Müntakim'in karşısına koyar — kul gazaptan Rahîm'e sığınır. Terzibaba külliyatı ise Rahîm'i "gönlünden pencere açılana uzanan" husûsî tecellî olarak yerleştirir; dünyadaki adı şefkat, mahalli ise merhamet eden her mahlûktur. Hepsinin ortak hükmü şudur: Rahîm yalnız "bağışlayan" değil, hak edene husûsî olarak dönen, isyâna rağmen kapısı açık kalan merhamet ismidir. Bu ismi rahman ile birlikte; cemâl-celâl çiftinde celâlî karşılığını muntakim, umumî karşılığını ise gafur ile okumak gerekir.