İçeriğe atla
Esmâü'l-Hüsnâ

Esmâ 69

الصَّمَد

Samed

SAMED'dir bir şeye muhtaç değil,Her şey ona muhtaçtır bunu bil,Aczini idrak et önünde eğil,Bütün ihtiyaçları gören SAMED'dir ancak.
Şerh

Kaynak: Esmâü'l-Hüsnâ (Cilt 1), s. 225 — M. Nusret Tura (düz. Terzioğlu Murat Deruni)

ES-SAMED

İhtiyaçtan münezzeh olan veya yarattıkları her an kendisine muhtaç olan demektir.

Bu sıfâtın tecellisi kullara Ramazan'da oruçlu iken vaki olur ki kadir gecesinde muvaffak olan, seçilmiş kimselere bu müyesserdir.

Arapça'da hilesi ve boşluğu olmayan som altına da samet derlermiş. Barınak ve sığınak yerlere de samed derler. Kur'ân-ı Kerîm'de İhlas Sûresinde "Allahüssamed" vardır.

Bir çoban cuma namazını kılmak için köyün camisine inerken koyunlarının bulunduğu yerin etrafını sopası ile çizerek mütemadiyen İhlas Sûresini okurmuş, namaz kıldıktan sonra koyunlarının yanına gelmiş bir de görmüş ki, ne kurtlar o çizgiden dairenin içine girip tecavüz edebiliyorlar, ne de koyunlar dairenin dışına çakabiliyorlar. İşte Samed ism-i şerifine sığınmak böyle olur. El verir ki o safiyeti ve tevekkülü iktisap ederek özden münacaatı yapabilelim.

SAMED' dir bir şeye muhtaç değil,
Her şey ona muhtaçtır bunu bil,
Aczini idrak et önünde eğil,
Bütün ihtiyaçları gören SAMED'dir ancak.
Cilt 1 kitabının tamamını oku
Füsûs ve Mesnevî Işığında

Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Terzibaba'nın Füsûsu'l-Hikem dersleri ve külliyatı ışığında derlenmiştir.

Mesnevî-i Şerîf'te es-Samed

Mevlânâ, Samed'i (hiçbir şeye muhtaç olmayan, herkesin muhtâç olduğu Zât) sâlikin kendi acziyle ve fenâsıyla yüzleştiği bir kapı olarak işler; Konuk'un şerhi bu ismin nasıl ölüden diri çıkardığını gösterir.

Herkes O'na muhtaç, O hiçbir şeye muhtaç değil. Cilt 9, ismin özünü açık koyar:

"'Samed', esmâ-i hüsnâdandır. Mânâsı, her bir hâllerinde mahlûkâtın kâffesinin muhtâç olduğu zât-ı ecel ve a'lâ demektir." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 9)

Bütün yaratılmışlar her hâllerinde O'na muhtaçtır; O ise hiçbir şeye muhtaç değildir. Cilt 8 bu özelliği bir misalle keskinleştirir: su bile Samed'in emrine muhâlefet edecek tâkati kendinde bulamaz — "Suyun mecâli ve tâkatı var mıdır ki, Samed olan Hak Teâlâ hazretlerinin emrine muhâlefet etsin?" Demek bütün varlık, en küçük zerresine kadar, varlığını ve hareketini O'ndan dilenir.

Ölü ol ki Samed seni diriltsin. Cilt 9, Samed'i doğrudan sülûka, fenâya bağlar:

"Ölü ol, tâ ki diri çıkarıcı olan Samed bu ölüden bir diriyi dışarıya getirsin! Samed senin niyâz ve acz ve meskenet ile ölü olan nefsinden bir diri çıkarsın; yani diri olan rûhunun ahkâmını sende zâhir kılsın." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 9)

Burada Samed'in muhtaç olmayışı, kulun muhtaçlığını uyandıran bir çağrıya döner. Sâlik niyâz, acz (güçsüzlük) ve meskenet (yoksulluk) ile nefsini öldürünce, Samed o ölü nefisten diri bir rûh çıkarır. Demek Samed'e yol, ona en muhtaç hâle gelmekten — kendi tâkatini sıfırlamaktan — geçer; kul ne kadar "ölü" olursa, Samed'in diriltişi o kadar zâhir olur.

İnsân-ı kâmil Samed isminin aynası. Cilt 8, bu ismin kâmilde tecellîsini koyar: "O kâmil 'Samed' isminin de mahall-i tecellîsidir. 'Samed' isminin hâssiyeti, kendisi muhtâç olmayıp herkesin ona muhtâç olmasıdır; binâenaleyh bu âlemdeki nâkıs insanlar, kendi nûrlarını bu akl-ı küllün mazharı olan insân-ı kâmilin nûrundan iktibâs ederler." Kâmil, Samed isminin gölgesinde, herkesin nûr aldığı bir kaynak olur; o da nûrunu Hakk'tan alır, ama âlemdeki eksikler nûrlarını ondan tutuştururlar.

Füsûsu'l-Hikem'de es-Samed

İbn Arabî, Samed hikmetini Hâlid Kelimesi'ne tahsis eder; ismin sözlük kökünü açarak hem "doluluk" hem "sığınılan kapı" mânâsını koyar.

Samed'in iki mânâsı: içi dolu olan ve sığınılan. Kelime-i Hâlidiyye, ismin iki yüzünü açar:

"Bilinmeli ki, 'Samed'in iki anlamı vardır. Birincisi, 'içi boş olmayan şey'e denir; nasıl ki 'Bu masmûd değildir' derler ki 'içi boş değildir' demektir. Diğeri ise 'maksat' ve 'sığınılacak yer'dir." (Kelime-i Hâlidiyye)

Bir yandan Samed "içi dolu, boşluğu olmayan" demektir — eksiksiz, kendinde tam olan. Öte yandan "kendisine yönelinen, sığınılan kapı" demektir. Bu iki mânâ aynı hakikatin iki yüzüdür: ancak kendinde eksiksiz olan, herkesin sığınabileceği kapı olabilir. Bu fass Hâlid Kelimesi'ne verilmiştir, çünkü kavmi bütün önemli işlerde ona başvurup sığındığı için Hâlid (a.s.), Samed ismine mazhar olmuştur — "hikmet-i samediyye" bu yüzden ona tahsis edilmiştir.

Derslerin sonundaki Samed. Kelime-i Mûseviyye & Hâlidiyye dersinde Terzibaba, sûre-i İhlâs'taki "Allâhu's-Samed"i koyup bir incelik ekler: "O 'Samed'dir ve hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Bizim derslerimizde de Vâhid, Ahad, Samed, Allah diye geçer." Burada Samed, tevhîd zikrinin bir basamağı olarak gelir; sâlik Vâhid ve Ahad'dan sonra Samed'e ulaşınca, hiçbir varlığa muhtaç olmayan, kendinde tam olan Zât'a yönelir. Kelime-i Tevhîd bunu en üst mertebeye bağlar: Tevhîd-i Zât mertebesinin zikri "Yâ Samed"dir; bu mertebe "bakâ billâh" (Hakk'ta bâkî olma) demektir.

Terzibaba Külliyatında es-Samed

Terzibaba, Samed'i Zât'a ait bir isim olarak, varlığın O'na muhtaçlığını ve hatta putperestin bile hakikatte O'na yöneldiğini koyarak açar.

Ahad ile Samed — toplayan ve muhtaç olmayan. Kelime-i Yûsufiyye dersi, bu iki ismi derslerin sonundaki zikre bağlayarak ayırır:

"Vâhid, Ahad, Samed, Allah diyoruz; buradaki Ahad, esmâ-i ilâhiyeleri bünyesinde toplayan Ahaddır. Ahad ve Samed: ahadiyet bütün esmâ-i ilâhiyeyi topluyor; Samediyeti ile de hiçbir varlığa ihtiyacı olmadığı, kendi kendine ve kendinde olan, kendi kendine yeter olan olduğunu ifade ediyor." (Kelime-i Yûsufiyye)

Ahad bütün isimleri kendinde toplar; Samed ise o toplayan Zât'ın hiçbir şeye muhtaç olmadığını, kendinde ve kendisiyle yeter olduğunu bildirir. Demek Samed, çokluğun kendisine dayandığı ama kendisi hiçbir şeye dayanmayan dayanaktır.

Samed bir Zât ismidir. Bendeki Terzi Babam, Samed'i mertebe olarak konumlandırır: "Samed: Cenâb-ı Hakk'ın Zât ismidir. Buradaki sıfat, Zât'a işârettir. Onun için Zât'ta sıfat, sıfatta Zât'tır demişlerdir." İnsân-ı Kâmil de Samed'i Allah, Ahad, Kuddûs, Vâhid, Hayy ile birlikte "zâtî sıfatlar ve isimler" kısmında sayar. Demek Samed, fiil veya sıfat mertebesinden değil, doğrudan Zât'tan haber veren bir isimdir; Namaz Sûreleri dersinin dediği gibi, İhlâs'taki "Ahad" uluhiyet makâmının üzerinden konuşurken, "Samed" Zât'ın "varlığa dönük hâlini" anlatır.

Putun ibadeti bile Samed'edir. Lübbü'l-Lübb, Samed'in kuşatıcılığını en uç misalle koyar: "İbadeti 'sanem'e yani bir 'PUT'a olanın dahi hakikatte ibadeti 'Samed'edir; zira 'sanem'in varlığı 'Samed'dendir. Bütün varlığın Allah'ın varlığı olduğunu bilene bu durum mâlûmdur." Demek varlığı O'ndan olan hiçbir şey O'nun dışında değildir; puta tapanın varlığı da, taptığı putun varlığı da Samed'den olduğundan, hakikatte yöneliş yine O'nadır. Zümer Sûresi bunu hâlis kulda tamamlar: "Bu husûsî kullarda tasarruf eden bizâtihî Hakk'tır; O Samed olduğundan, tasarruf ettiği kulda hiçbir eksiklik kalmaz." Samed olan tasarruf edince, kul tam ve eksiksiz olur.

Değerlendirme

Üç kaynak Samed'i bir bütün hâlinde verir. Mesnevî onu hem mutlak müstağnîlik (su bile O'na muhtaç) hem de sâlikin fenâ kapısı olarak işler: kul "ölü" olunca Samed o ölüden diri çıkarır, kâmil de herkesin nûr aldığı bir mahall olur. Füsûs, ismin iki mânâsını — "içi dolu, eksiksiz" ve "sığınılan kapı" — açar ve onu Tevhîd-i Zât'ın, bakâ billâh'ın zikri sayar. Terzibaba külliyatı ise Samed'i Ahad ile çift koyar (biri toplar, biri muhtaç olmaz), onu bir Zât ismi olarak konumlandırır ve hatta putun ibadetinin bile hakikatte Samed'e olduğunu söyler. Hepsinin ortak hükmü şudur: Samed, kendinde eksiksiz olduğu için herkesin sığındığı tek dayanaktır; varlık her hâlinde O'na muhtaçtır, O hiçbir şeye muhtaç değildir, ve kul ancak kendi acziyle ölüp O'na sığındığında dirilir. Bu ismi ahad, fena ve insan-i-kamil ile birlikte okumak gerekir.