İçeriğe atla
Esmâü'l-Hüsnâ

Esmâ 68

الْأَحَد

Ahad

AHAD'dır ZAT'tır Zattan sorulmaz,Bu vadinin önünde durulmaz,Gerçek benliktir kafa yorulmaz,A'madan ilk zuhur AHAD'dır ancak.
Şerh

Kaynak: Esmâü'l-Hüsnâ (Cilt 1), s. 224 — M. Nusret Tura (düz. Terzioğlu Murat Deruni)

EL-EHAD

Cüz’lere, en ufak parçalara ayrılmaktan da münezzeh olan demektir.

Yukarıda arz "Vahid”leri vakitleri gören, kendini de o deryaya atıp gördüğünde farkında olmayan.

AHAD' dır ZÂT'tır Zâttan sorulmaz,
Bu vadinin önünde durulmaz,
Gerçek benliktir kafa yorulmaz,
A'madan ilk zuhur AHAD'dır ancak.
Cilt 1 kitabının tamamını oku
Füsûs ve Mesnevî Işığında

Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Terzibaba'nın Füsûsu'l-Hikem dersleri ve külliyatı ışığında derlenmiştir.

Mesnevî-i Şerîf'te el-Ehad

Mevlânâ, Ehad ismini bir aşk ve tevhîd nidâsı olarak işler; Konuk'un şerhi onu bir âşığın canı pahasına haykırdığı bir hakikat hâline getirir.

"Ehad, Ehad!" — canı hiçe sayan tevhîd nidâsı. Cilt 11, Ehad'i soyut bir tanım değil, bir âşığın ağzından kopan bir feryâd olarak verir:

"O hazret sonunda böyle sonu gelmeyen tövbeden de bıktı ve 'Ehad, Ehad!' nidasını artık Yahudiler arasında hiç çekinmeksizin açığa vurdu ve kendisine yapılacak işkenceleri de hiçe saydı." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 11)

Burada Ehad bir kelâm konusu değil; uğrunda işkencenin göze alındığı bir haykırıştır. "Ehad, Ehad!" diyen kul, çokluğun ve korkunun ortasında tek olanı ilân eder; benliği o nidâda erir. Ehad'in mertebesi, ancak bu derece bir teslîmiyetle dile gelir.

Füsûsu'l-Hikem'de el-Ehad

İbn Arabî, Ehad ismini "Kul hüve'llâhü ehad" üzerinden tevhîdin en saf ifâdesi olarak işler; Terzibaba'nın Füsûs dersleri bunu açar.

"De ki: O Allah bir tektir" — idrâk ölçüsü. Kelime-i İlyâsiyye, Ehad âyetini aklın bir mihengi yapar:

"O, 'Kul hüve'llâhü ehad' (De ki: O Allah bir tektir) ayetiyle onu eleştirmiştir. İmdi, sen ya bir şeyi idrak etmişsindir ya da idrak etmemişsindir. Eğer idrak ettiysen, bu doğru bir hükümdür. Eğer idrak etmediysen, bu... nazarî aklın zayıflığına delalet eder." (TB. Kelime-i İlyâsiyye)

Ehad hakikati, idrâkin sınandığı yerdir: ya onu kavrarsın ve hükmün doğru olur, ya kavrayamazsın ve bu nazar aklının zayıflığını gösterir. Ehadiyet, akılla tam kuşatılamayan ama yöneldiğinde idrâki olgunlaştıran bir mertebedir.

Velî, Ehad isminin tecellîsidir. Kelime-i Yahyâviyye, Zekeriyyâ'nın (a.s.) "bana bir velî bağışla" duâsındaki "velî" kelimesini Ehad ismine bağlar: o kelime "Allah'ın isimlerinden 'el-Ehad' isminin bir tecellîsidir." Demek tek ve eşsiz olandan gelen evlât da o tekliğin bir yansımasıdır; Ehad, halef ve süreklilikte bile kendi birliğini gösterir.

Terzibaba Külliyatında el-Ehad

Terzibaba, Ehad'i Vâhid'den ayırarak ahadiyet mertebesini ve tevhîdin son basamağını işler.

Vâhid'in zuhuru Ehad, Ehad'in zuhuru Samed'dir. Tuhfetu'l-Uşşâkî, esmânın bir devran sırasını koyar:

"Cem-ül Cem müşahadesinde VAHİD, EHAD, SAMED, ALLAH Esma-i şerifleriyle devran edilip... Vahid → Ehad'ın zuhuru, Ehad → Samed'in zuhuru, Ehad mertebe-i cami-i'nin (toplu mertebe) zuhuru olduğuna imâ yoluyla..." (Tuhfetu'l-Uşşâkî)

Burada Vâhid ile Ehad ayrılır: Vâhid birliğin başlangıcı, Ehad ise o birliğin daha saf, daha toplu zuhûrudur. Ehad "mertebe-i câmî'"dir — toplayan mertebe; ondan Samed (her şeyin kendisine muhtaç olduğu) doğar. Tevhîd, Vâhid'den Ehad'e, oradan Samed'e doğru derinleşen bir devrandır.

Tevhîd-i Zât, Vâhidü'l-Ehad mertebesidir. Doğdular, Yaşadılar hikâyesi, tevhîdin basamaklarını sıralar:

"09. (Elif) Tevhid-i Esma, 10. (Lâm) Tevhid-i Sıfat, 11. (Vahidül Ehad) Tevhid-i Zat... Âlemlerdeki her bir görünmesi olan (Vahidül Ehad) müşahadeye gelmesiyle İnsân-ı Kâmil'liği ifade eder." (Doğdular, Yaşadılar — Hikâyesi)

Tevhîd üç katlıdır: önce isimlerin birliği, sonra sıfatların, en sonunda zâtın birliği. Zâtın tevhîdi "Vâhidü'l-Ehad" ile olur; bu mertebeye eren sâlik İnsân-ı Kâmil'liği müşâhede eder. Ehad, demek, tevhîd yolunun en son ve en yüksek basamağıdır.

Ehad öne geçince birlik bozulmaz, ama kesret başlar. Dur Rabbın Namazda, ahadiyetin bir incesini koyar:

"Bu sonsuz sayı ile olsa da 1 yani (Ehad) Ahadiyyet ilkesini bozamaz ama... arkasına geçtiği anda kesret başlar. Kul öne geçmiş, Hakk'ı perdelemiş olur." (Dur Rabbın Namazda, Cilt 2)

Bir sayısı kaç defa tekrarlansa da tekliği bozulmaz; ahadiyet ilkesi sarsılmaz. Fakat kul kendini Ehad'in "önüne" koyduğunda, yani "ben" dediğinde kesret doğar ve Hakk perdelenir. Birlik özünde sağlamdır; bozulma vehmi yalnız kulun kendini öne sürmesinden gelir.

"Kul hüve'llâhü ehad"in tatbîki — benliğin gidişi. Her Şey Merkezinde mi? hikâyesi, Ehad'i bir hâl olarak yaşatır: "Fem-i Muhsin Muhammedî ağızdan 'kulhüvallahü ehad' tatbîkatı... Ne kadar şey varsa hepsi birden gitti." Ehad'i yalnız söylemek değil, onu tatbîk etmek; çokluğu ve "ben"i bir anda bırakmaktır. Ehad'in hakikati dile geldiğinde, gönülde Hakk'tan başka ne varsa erir.

Değerlendirme

Üç kaynak Ehad'i bir bütün hâlinde verir. Mesnevî onu bir âşığın canı pahasına haykırdığı "Ehad, Ehad!" nidâsı yapar; tevhîd burada bir söz değil, bir teslîmiyettir. Füsûs, "Kul hüve'llâhü ehad" âyetini idrâkin mihengi sayar ve velîliği bile bu ismin tecellîsine bağlar. Terzibaba külliyatı ise Ehad'i Vâhid'den ayırır: Vâhid birliğin zâhiri, Ehad onun en saf ve toplu mertebesidir (ahadiyet); Tevhîd-i Zât bu mertebede tamamlanır ve İnsân-ı Kâmil bununla müşâhede edilir. Hepsinin ortak hükmü şudur: Ehad, çokluğu hiç kabul etmeyen mutlak teklik mertebesidir; kul kendini öne sürmedikçe bu birlik bozulmaz, ve sâlik ancak benliği erittiğinde ona iştirak eder. Bu ismi vahid, samed ve insan-i-kamil ile birlikte; toplayıcı zâtî karşılığını el-Kuddûs ile okumak gerekir.