Esmâ 67
Kaynak: Esmâü'l-Hüsnâ (Cilt 1), s. 223 — M. Nusret Tura (düz. Terzioğlu Murat Deruni)
EL-VÂHİD
Benzeri, eşi, ortağı olmayan ve sonsuz birlikleri kendinde toplayan "Bir" demektir. Bu biri, özünde izâfetleri, kesafetleri, ham perdeleri yok eden, saf ve temiz bir gönül sahibi yine onun nuruyla görebilir.
Kurar mutlaka varlık bendini,
Ef'âlde tamamlar mutlak seyrini,
Kesreti toplayan VAHİD'dir ancak.
Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Terzibaba'nın Füsûsu'l-Hikem dersleri ve külliyatı ışığında derlenmiştir.
Mesnevî-i Şerîf'te el-Vâhid
Mevlânâ, Vâhid ismini sayı (aded) misaliyle açar: bir, bütün sayılara sirâyet eder ama hiçbirinin aynı değildir. Konuk'un şerhi bu ismi hem varlığın kaynağı, hem de çokluğu kendinde toplayan tevhîd olarak işler.
Vâhid bütün sayılara sirâyet eder. Şerhin en açık teması, çokluğun Vâhid'den çıkışıdır. Cilt 3 bunu sayı misaliyle koyar:
"Vâhid bu adedlerin hepsine sâridir; fakat her mertebe-i adediyye Vâhid'in 'ayn'ı değildir, gayrı da değildir; zîrâ Vâhid'den sudûr etmiştir. Hepsinin hakikatleri Vâhid'dir, fakat şekilleri Vâhid değildir." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 3)
Demek iki, üç, dört… hepsi birin tekrarıdır; bir olmadan hiçbiri kurulmaz. Aynı şekilde eşyânın çokluğu da "vücûd-ı Vâhid-i hakîkî"den çıkmıştır: hepsinin hakikati o tek vücûddur, o vücûd hepsinde sâridir, fakat taayyünleri (görünüş şekilleri) o vücûdun gayridir. Çokluk Vâhid'i bölmez; Vâhid çoklukta görünür.
Vâhid zâtı itibâriyle bir, nisbetleri itibâriyle çoktur. Cilt 6, bu sirâyeti rûh mertebesine taşır: "Bu mertebe zâtı itibâriyle vâhid ve nisbetleri itibâriyle kesîrdir." Tek olan vücûd, rûh mertebesine inince ruhlar birbirinden ayrışır; fakat asılları yine birdir. Cilt 3 bunu insan rûhuna indirir: "Ayrılık hayvanî ruhta olur; insanî ruh ise tek bir nefis (nefs-i vâhid) olur." Bedenleri ayıran şey hayvanî yöndür; insanî hakikat tektir.
Müslümanlar nefs-i vâhide gibidir. Cilt 4, bu birliği bir cemaat hâline çevirir:
"Müslimler nefs-i vâhide gibidir. Hakk'ın Resûlü'nden nefs-i vâhid oldular; yoksa her biri düşman-ı mutlak idiler." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 4)
İnsân-ı kâmilin himmetiyle ayrı ayrı canlar, anaların evlâdına şefkati gibi birbirine ısınır; düşmanken tek bir nefse dönerler. Vâhid ismi, dağınık gönülleri tevhîdde birleştiren bir kuvvet olarak görünür.
Ehl-i yakîn Vâhid'in sereyânını her şeyde görür. Cilt 10, bu ismi bir müşâhede hâline bağlar: "Ehl-i keşf, vücûd-ı Vâhid-i Hakk'ın sereyânını bütün eşyâda ve kendi vücûd-ı izâfîlerinde müşâhede ederler; bütün eşyânın ve kendi vücûdlarının mürebbîsinin ancak vücûd-ı Vâhid-i Hak olduğunu yakînen bilirler." Ârif, nereye baksa o tek vücûdun yürüyüşünü görür; kendi varlığını bile o Vâhid'in bir izâfeti bilir.
Vâhid-i Kahhâr. Cilt 8, Yûsuf'un (a.s.) zindandaki sözüyle Vâhid'i tevhîde çağrı yapar: "Erbâb-ı müteferrika mı hayırlıdır, yoksa Vâhid-i Kahhâr olan Allah mı?" (Yûsuf, 12/39). Dağınık rablerin — nefsin türlü heveslerinin — karşısına tek olan Vâhid konur; Vâhid, çokluğu Kahhâr eliyle kahredip kendinde toplayandır.
Füsûsu'l-Hikem'de el-Vâhid
İbn Arabî'nin esmâ tasnifinde Vâhid, Kelime-i İdrîsiyye'de sayı sırrıyla, Fusûs Mukaddimesi'nde ise varlığı geri alan celâlî isimler arasında işlenir.
Vâhid sayıyı icad eder, sayı Vâhid'i tafsîl eder. Kelime-i İdrîsiyye, birle çokluğun ilişkisini ince bir denge ile kurar:
"Vâhid adedi îcâd eder, aded dahi Vâhid'i tafsîl eyler; ve Vâhid'in adedlerden nefyi, onlarda onun ayn-ı isbâtıdır." (Kelime-i İdrîsiyye)
Demek bir, çokluğu var eder; çokluk da biri açar, gösterir. "Üç" dediğimizde üç kez tekrar eden biri söylemiş oluruz; Vâhid "üçün üçüncüsü, dördün dördüncüsü"dür — her sayının içinde gizlidir. "Herhangi birinden Vâhid çıkarılsa o mertebe bozulur." Çokluk Vâhid'i nefyetmez; aksine her sayıda onu ispatlar.
Kahhâr kahreder, Vâhid toplar. Aynı fasıl, Vâhid ile Kahhâr'ı bir çift olarak okur: "Kahhâr ismi bütün kesrete kahr ile tecellî edip onları 'ayn-ı vâhide'ye ircâ eder; Vâhid ismi de o kesreti Kahhâr'ın elinden alıp kendinde cem eyler." Kahhâr çokluğu eritir, Vâhid o eriyeni kendinde birler — ikisi tevhîdin iki yüzüdür.
Vâhidden ancak vâhid sudûr eder. Fusûs Mukaddimesi, taayyün-i evveli (ilk belirişi) anlatırken bu kâideyi koyar: "Bu mertebeye 'vahdet-i hakîkî' derler; zîrâ 'vâhidden ancak vâhid sudûr eder' demektir." Tek olandan ilk çıkan da tektir; çokluk daha aşağı mertebelerde ayrışır. Mukaddime ayrıca Vâhid'i, Mümît ve Kahhâr ile birlikte "mezâhirin yok oluşunu iktizâ eden" isimler arasında sayar: âlem her an var olurken Vâhid o çokluğu kendinde toplayıp birler.
Su ve buz misali. Kelime-i Mûseviyye, birlik ile çokluğun farkını bir misalle koyar: "Su, suluk mertebesinde kaldıkça vâhidü'l-ayndır; onda kesret yoktur. Fakat donup muhtelif şekillerde billûrlaşınca çoğalır." Vücûd-ı Vâhid de böyledir: zâtında tektir, mezâhirde (görünüş yerlerinde) çoğalmış görünür; ama su ile buz hakikatte aynıdır.
Terzibaba Külliyatında el-Vâhid
Terzibaba, Vâhid ismini iki yerde toplar: Âdem'in tek nefisten zuhûru, ve Rabb-i hâsstan Vâhid'e (Rabbü'l-Erbâb'a) yükselen sülûk.
Nefs-i vâhidden Âdem. Altı Peygamber — Hz. Âdem dersi, insanın aslını tek bir nefse bağlar:
"Nefs-i vâhidden, asl-ı vâhid olan Âdem yine vâhid olarak; fakat bütün ahkâm-ı ilâhiyyeyi, esmâ-i ilâhiyyeyi, sıfat ve zât-ı ilâhiyyeyi câmî olarak Âdem ismiyle birey hâlinde zuhûr etmiştir." (Altı Peygamber — Hz. Âdem)
Demek Âdem, tek bir nefisten çıkmış tek bir varlıktır; ama bütün ilâhî isimleri kendinde toplayan bir tektir. Bu yüzden o, "bütün âlemlerde İnsân-ı Kâmil ismiyle bir bütün olarak" görünür. Vâhid ismi burada hem kaynağın birliğini, hem de o birliğin câmî (toplayıcı) oluşunu gösterir.
Rabb-i hâsstan Vâhid'e ulaş. Bakara Sûresi şerhi, sülûkün son hedefini Vâhid'e bağlar: "Bizim yolumuz o kadar engin ki, Rabb-i hâssında kalma; Vâhid ve Kahhâr olan Rabbü'l-Erbâb'a ulaş, diyor Cenâb-ı Hak." Her kulun bir "Rabb-i hâssı" (kendine bakan husûsî isim) vardır; fakat sâlik orada durmamalı, bütün rabları kendinde toplayan Vâhid'e yükselmelidir. Tevhîdin zirvesi, çokluğu Vâhid'de eritmektir.
Vâhid müsbet birliği anlatır. Sâd Sûresi şerhi, ismin anlamını inceltir: "Vâhid müsbet ifade ile kullanılır; Allah'a nisbet edilince O'nun birliğini sübûtî sıfatlar — cemâl sıfatları — açısından, zâtında ve sıfatlarında benzeri bulunmayan bir ve yegâne oluşunu anlatır." Vâhid yalnız "tek sayı" değil; benzersizliği, eşi olmayışı müsbet bir dille koyan isimdir. Mü'minûn Sûresi bunu tecellîye bağlar: "Vâhid olan Allah'ın âlemin her zerresinde her an esmâ ve sıfatlarıyla yeni bir zuhûr ve tecellî hâlinde oluşu" — birlik durağan değil, her an yenilenen bir zuhûrdur.
Değerlendirme
Üç kaynak Vâhid ismini "sayı" ve "tevhîd" ekseninde birleştirir. Mesnevî onu bütün adedlere sirâyet eden, çokluğu kendinde toplayan, dağınık gönülleri nefs-i vâhidde birleştiren isim olarak açar. Füsûs, Vâhid ile sayının karşılıklı ilişkisini (vâhid sayıyı icad eder, sayı vâhidi tafsîl eder) kurar; Kahhâr ile çift okur — Kahhâr kahreder, Vâhid toplar. Terzibaba külliyatı Vâhid'i hem Âdem'in tek nefisten câmî zuhûruna, hem de Rabb-i hâsstan Rabbü'l-Erbâb'a yükselen sülûkün hedefine bağlar. Hepsinin ortak hükmü şudur: Vâhid yalnız "tek" değil, çokluğun kaynağı ve varış yeri olan, her şeyde sâri olduğu hâlde hiçbirinin aynı olmayan tevhîd ismidir. Bu ismi ahad, kahhar ve ayan-i-sabite ile birlikte; toplayıcı yönünü ise vahidiyyet mertebesiyle okumak gerekir.