İçeriğe atla

Terzinin Türk'e gülünç sözler söylemesi ve gülmenin kuvvetinden onun iki dar gözünün bağlanması ve terzinin fırsat bulması

46. bölüm / 53 · 569 kelime · ~3 dk okuma

1712. Türk'ü hikâyeden gülme tuttu; o zaman onun dar gözü bağlanmış oldu.

"Medâhik", "gülme" ma'nâsına olan "dıhk" kelimesinin cem'idir. "Çeşm-i teng"den murâd, göz çukurunun darlığıdır. Zîrâ Moğol tâifesinden olan Türk- lerin gözleri küçük ve dar olur.

Terzinin gülünç hikâyesinden dolayı Türk'ü gülme tuttu. Zâten gözü kü- çük ve dar idi. Gülerken yanaklarının kabarması üzerine gözleri büsbütün ka- pandı.

1713. Bir parça çaldı ve onu baldırının altında Hak'dan gayrı bütün diriler- den gizli etti.

Terzi, Türk'ün gözünün kapanmasından bilistifâde kumaşın bir parçasını kırpıp çaldı ve derhal eteğini açıp baldırının altına sıkıştırdı. Dâimâ hay olan Hak Teâlâ hazretlerinden gayrı diri olan kimselerin gözlerinden sakladı.

1714. Hak onu görür idi; fakat Settar huyludur. Lakin hadden götürür isen gammaz odur.

Hak Teâlâ إِنَّ اللَّهَ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ (Mü'min, 40/44) ya'ni "Muhakkak Allâh Teâlâ kullarını görücüdür" âyet-i kerîmesinde beyân buyurulduğu üzere, terzinin bu fiilini ve terziyi görür idi. Fakat "Settâr" ism-i şerîfinin îcâbı olarak örter idi; ve bilcümle kulların ef'âli hakkında da tecellî-i Settârî'si böyledir. Fakat zulüm ve tecâvüzü hadden ziyâde yapar isen, gammâz da odur; ve o fiili bir sûretle meydâna çıkarıp kulları terzîl eden de yine Hak Teâlâ'dır. Nitekim III. cildin 2477 numaralı beytinde de حلم حق گر چه مواساها كند. ليك چون از حد بشد پيدا كند [ya'ni "Hakk'ın hilmi muvâsâlar eder, lâkin hadden gittiği vakit ızhâr eder"] buyurulmuş idi.

1715. Türk onun efsanesinin lezzetinden, onun evvelce olan da'vâsı gönülden gitti.

Ya'ni, Türk, terzinin söylediği gülünç hikâyenin lezzetinden mest oldu ve evvelce, "Bu terzi benden bir şey çalamaz, bahis tutuşurum!" diye da'vâ etmesi gönlünden gitti ve Arab atını bahse koyduğunu unuttu.

1716. Nenin atlası, nenin da'vâsı, nenin rehini? Ey büyük kardeş, Türk latîfe içinde sermesttir.

Ba'zı nüshalarda birinci mısra'daki ibâreler terkîb-i izâfî olmayıp اطلسی چه دعوئ چه رهن چه sûretinde vâki'dir. Ma'nâsı "Ey büyük kardeş, bir atlas nedir? Bir da'vâ nedir? Rehin nedir?" Bu hikâyelerin zevki esnasında bunların hiçbir kıymeti kalmamıştır. Türk latîfenin zevki içinde sarhoş olmuş, bunları kâmilen unutmuştur. "Eçî", büyük kardeş ma'nâsınadır.

1717. Türk, "Hudâ için latîfe söyle ki, o bana muğtedâ oldu!" diye ona yalvardı.

"Muğtedâ", ism-i mef'ûl olup, "gıdâ olunmuş" demektir. Ya'ni, Türk, terziye "Allah için latîf hikâye söyle! Zîrâ bu hikâye bana vaktin gıdâ-yı fikri oldu ve gönlüm açıldı!" diye yalvardı.

1718. O hîlekâr gülünç bir latîfe söyledi ki, o kahkahadan arkası üzerine düştü.

1719. Atlasın bir parçasını çabuk şalvarın uçkurluğuna soktu. Gafil olan Türk latîf mudhikeler emerdi.

"Sebük", hafif ve çabuk ma'nâlarınadır. "Nîfe", don ve şalvar uçkurluğu demektir (Burhân). Ya'ni, Türk kahkahadan arkası üstüne düştüğü vakit, terzi atlastan bir parça daha kesip çabuk donunun uçkurluğuna sıkıştırıp sakladı. Halbuki gafil olan Türk latîf mudhikeleri emerdi. "Mezîden", emmek demektir.

1720. Hatâ Türk'ü böylece üçüncü def'a, "Hudâ için bir latîfe söyle!" dedi.

Hatâ memleketinin Türk'ü terziye yine böylece üçüncü def'a olarak, "Allah için bir latîfe söyle!" diye yalvardı.

1721. O iki def'adan daha gülünç bir latîfe söyledi. O bu Türk'ü külliyyen şikâr etti.

Terzi evvelce söylediği iki gülünç hikâyeden daha gülünç bir latîfe söyledi ve bu Türk'ü tamâmiyle avladı ve gönlünü kendine celb etti.

1722. Gözü bağlanmış, aklı sıçramış, hayrete düşürülmüş, müddaî olan Türk kahkahadan sarhoş!

Gözü kapanmış, aklı yerinden gitmiş, terzi tarafından hayrete düşürülmüş olan ve avlanmayacağını da'vâ eden Türk kahkahadan sarhoş bir hâle gelmiştir.

1723. Müteakiben cübbeden üçüncü def'a parça çaldı. Zîrâ onun gülmesinden geniş meydân buldu.

1724. Vaktaki Hatâ Türk'ü dördüncü def'a o üstâddan latîfe diledi.

"İktiza", dilemek demektir.