İçeriğe atla

Sıçanın ve suya mensûb olan kurbağanın hikâyesine dönüş... 260

1. bölüm / 31 · 693 kelime · ~4 dk okuma

287. Gecenin ve hırsızların hikâyesidir ki, gece Sultân Mahmûd "Ben sizden biriyim" diye onların arasına düştü ve onların ahvâline muttali' olması...

321. Onun kıssasıdır ki, su sığırı Gâvîler'in gevherini denizin dibinden dışarıya getirir, deniz kenârına koyar, tâ ki onun ziyâsında ve aydınlığında otlaya! Tâcir pusudan dışarıya gelir. Sığır gevherden ziyâde uzak gitmiş olur. Tâcir gevheri kara çamur ile örter ve ağaç üzerine kaçar...

327. Sıçanın ırmak kenârında olan o kurbağayı çağırması ve su içinde onun talebinden kurbağanın haberi olmak için ipliğin ucunu çekmesi kıssasına rücû' etmektir...

336. Abdülgavs'in ve onu perilerin kapmasının ve onun senelerce periler arasında sâkin olmasının ve senelerden sonra onun şehrine ve evlâdlarına gelmesinin ve ma'nâ cinsiyeti ve onlar ile hemdemliği hükmüyle tekrâr o perilerden sabr edememesinin kıssasıdır...

351. O adamın hikâyesidir ki, Tebrîz'in muhtesibinden vazîfe tutardı; ve o vazîfe üzerine borç etmiş idi; ve onun vefatından onun haberi yok idi. Elhâsıl, hiçbir diriden onun borcu ödenmiş olmadı. Ancak müteveffa olan muhtesibden ödenmiş oldu. Nitekim demişlerdir: "Ölüp istirah eden kimse ölü değildir. Ölü ancak dirilerin ölüsüdür.".

356. Ca'fer (r.a.)ın yalnızlık ile kal'ayı zabt etmeye gelmesi ve o kal'anın padişahı onun def'i hususunda vezîr ile meşveret etmesi ve o vezîrin pâdişâha: "Sakın ha! Teslîm et ve cehilden dolayı tehevvür etme! Zîrâ bu adam müeyyeddir ve Hak'tan kendi cânibinde cem'iyyet-i azîm tutar" diye söylemesi...

377. O borç etmiş olan şahsın hikâyesine rücû' etmektir ve onun muhtesibin inâyeti ümîdi ile Tebrîz tarafına gelmesidir

382. O garîbin o muhtesibin vefatından haberli olması ve onun mahlûk üzerine i'timâddan ve mahlûkun atâsı üzerine dayanmaktan istiğfâr etmesi ve onun Hakk'ın ni'metlerini yâd etmesi ve kendi kabahatinden Hakk'a rücû' etmesidir. Küfr edenler sonra Rablerine rücû' ederler

414. İki görücünün meseli, Kâş şehrinin Ömer nâmındaki garibi gibîdir ki, bu isim sebebiyle ekmekçi onu bir dükkândan diğer bir dükkâna havâle etti; ve o anlamadı ki, bütün dükkânlar birliktir; bu ma'nâda ki, Ömer'e ekmek satmazlar. Dedi ki: "Yine burada tedarik edeyim ki, ben galat ettim. İsmim Ömer değildir. Eğer bu dükkânda tövbe ve tedarik edersem, bu şehrin bütün dükkâlarından ekmek bulurum; ve eğer tedariksiz Ömer adlı olursam, bu dükkândan mahrûm geçerim ve şaşıyım; ve bu dükkânları birbirinden ayrı bilmişim!"

423. Pâymerdin Tebrîz şehrinin cümlesine tevzî' etmesi ve az şey cem' olması ve o garîbin ziyaret için muhtesibin kabrine gitmesi ve bu kıssayı onun mezârının başında nevha tarîkıyla söylemesi...

433. Bir koyunun Mûsâ (a.s.)dan kaçması ve Mûsâ (a.s.)ın ona şefkati ve merhameti

449. Hârezmşâh (r.a.)in seyrân esnâsında kendi süvârîleri içinde çok acîb bir at görmesi ve şâhın gönlünün o atın güzelliğine ve çabukluğuna taalluku ve İmâdü'l-Mülk'ün o atı şâhın gönlünde soğutması ve şâhın onun sözünü kendi görüşü üzerine ihtiyâr etmesi. Nitekim Hakîm Senâî (r.a.) İlâhî-nâme'de buyurdu: "Vaktâki hasedin dili esîr satıcı ola, bir Yûsuf'u bir arşın bezden ibâret bulursun."...

449. Yûsuf (a.s.)ın birâderlerinin hasûdca olan dellâllığından müşterilerin gönlünde o kadar güzellik örtülmüş oldu ve çirkin görüş tuttu ki, "Onun hakkında zâhidlerden oldular"...

464. Yûsuf-ı Sıddîk'ın Hakk'ın gayrından yardım istemesi ve onun "Rabbinin indinde beni zikret!" demesi sebebiyle hapiste altı yedi yıl muâhazesi...

480. Sultân ve at ve İmâdü'l-Mülk hikâyesine rücû' ve şâhı pişmân etmesi...

499. O yardımcının ve o borçlu garîbin kıssasına rücû' ve onların efendinin mezârından geri dönmesi ve yardımcının rü'yâsında o efendiyi görmesi ve ilâ-âhirihî beyânındadır...

504. Gelmiş olan o dostun borcunun vecihlerini o yardımcıya efendinin rü'yâda söylemesi ve o gümüş paranın defin mahallini nişân vermesi ve vârislere "Muhakkak onu çok görmesinler ve ondan hiçbir şey geri almasınlar ve eğer ki o ondan hiçbir şey kabûl etmezse veyâ ba'zısını kabûl etmezse, yine orada bıraksınlar, tâ ki, her kim isterse alsın; zîrâ ben Hak Teâlâ'ya nezr ettim ki, o gümüş paradan bana ve benim müteallikātıma bir habbe râci' olmaya!... ilh." diye haber vermesi...

522. Pâdişâhın kendinin o üç oğluna: "Bu seferde benim memleketimde filân yere böyle tertîb koyunuz ve filân yere böyle nâibler nasb ediniz, ammâ sakın, sakın filân kal'aya gitmeyiniz ve onun etrafında dolaşmayınız!" diye vasiyet etmesinin hikâyesidir...

Ârifin hayât-ı ebedî çeşmesinden istimdâd etmesinin ve onun bî-vefâ olan suların çeşmelerinden istimdâddan ve ictizâbdan müstağnî olmasının beyânındadır ki, onun alâmeti "Gurûr evinden uzaklaşmaktır." Zîrâ âdemî o çeşmelerin yardımları üzerine i'timâd ederse, bâkî olan çeşmenin talebinde dâimâ gevşek olur. Nazmın tercümesi: "Sana cân