Çakalın boya küpüne düşmesi ve boyanması ve çakallar arasında onun tâvusluk da'vâsı etmesi
16. bölüm / 74 · 569 kelime · ~3 dk okuma
723. O bir çakal boya küpüne gitti. O küp içinde bir müddet tevakkuf etti.
724. İmdi onun postu boyalı olmuş bir halde "Ben tâvûs-ı illiyyîn olmuşum" diye çıktı.
"İlliyyîn" müfredi olmayan bir cemi'dir. Makāmât-ı uhreviyyeden yüksek bir makāmın ismidir. Nitekim âyet-i kerimede كَلَّا إِنَّ كِتَابَ الْأَبْرَارِ لَفِي عِلِّيِّينَ (Mutaffifîn, 83/18) ya'nî "Muhakkak ebrârın kitabı illiyîndedir" buyurulur. "Tâvûs" tüyleri renkli ve parlak olan bir kuş ismi olduğu ma'lûmdur.
725. Renkli tüy latîf revnak bulmuş, güneş o renklerin üzerine parlamış.
726. Kendisini yeşil ve kırmızı ve penbe ve sarı gördü; kendini çakallara arz etti.
727. Hepsi dediler: "Ey çakalcık hâl nedir? Senin başına bir neşât sarılmıştır. Çakalların hepsi o boyalı çakala dediler ki: "Ey âciz çakalcık, bu ne hal- dir? Başına bir neşât sebebi sarılmış bir sevincin var!"
728. Neşattan dolayı bizden kenara çekilmişsin. Bu tekebbürü nereden getir- mişsin?
"Kerâne" ve "kerân" kenar demektir. "Kenâre kerden" kenar yapmak de- mek olup kenara çekilmek ve ayrılmaktan kinâyedir. "Sana ârız olan bu ne- şât ve sürûr sende bir kibir ve ucüb vücûda getirmiş ve kendini bir çakal züm- resinden kenara çekmişsin. Bu ucüb ve tekebbürün sebebi nedir?"
729. Bir çakal: "Hile mi ettin, yahut hoş dillerden mi oldun?" diye onun önü- ne gitti.
"Çakal"dan murâd, henüz sıfât-ı nefsâniyyelerinden kurtulmamış olan sâ- liklerdir. "Boya küpü"nden murâd, ism-i câmi'in mazharı olan kâmildir. "Renkler"den murâd, esmâ-i müteferrika-i Hak'tır. Bu kıssada, bir kâmile in- tisâb edip, mürşidinin nazarıyla kendisinde esmâ-i müteferrikadan ba'zıları- nın ahkâmı zâhir olan, kendisini kemâle gelmiş tevehhüm edip, sıfât-ı nefsâ- niyyesinden henüz kurtulmamış iken sâir sülük arkadaşlarından ayrılan ve kürsilerde halka nasâyiha başlayıp etrafına birtakım mürîdler toplayarak ir- şâda kıyâm eden kimselerin hâli temsilen beyân buyurulur. O kimsenin bu hâlini gören sülük arkadaşlarından birisi çıkıp der ki: "Yâhu, bu gösterdiğin senlik ve bî-hodluk ve yaptığın da'vâ-yı irşâd, nefsinin bir hilesi midir, yok- sa hakikaten hoş-dillerden ve ehl-i kemâlden mi oldun?" Hind nüshalarında ikinci mısra'da یا شدی deki یا yerine تا vaki'dir. Bu sûrette ma'nâ "Hile yaptın, nihâyet hoş-dillerden ve kâmillerden göründün" demek olur.
730. Kürsî üzerine sıçramak için, lâftan bu halka hasret vermek için hîle yaptın.
"Ey sülük arkadaşı, işin doğrusu budur ki, sen kürsîye çıkıp tumturak ve süslü elfâz ile ehl-i hakîkatin sözlerini söyleyerek halka hasret vermek ve kendine da'vet etmek için hîle ve riyâkarlık yaptın!"
731. Çok çalıştın bir harâret görmedin. Binâenaleyh hîleden hayasızlık getirdin.
Ya'nî "Sülükünde çok çalıştın, fakat niyetin hâlis olmadığı ve gözün riyâsette bulunduğu için sende harâret-i aşk-ı ilâhî zuhûr etmedi. Binâenaleyh hîle yolundan hayâsızlık ızhâr ettin."
732. Harâret enbiyâ ve evliyânın lâyıkıdır. Hayâsızlık dahi her hîlekârın penâhıdır.
"Harâret-i aşk-ı ilâhî enbiyânın ve onların vârisleri olan evliyânın lâyıkıdır. Her hîlekârın sığınacak mahalli de hayâsızlık ve utanmazlık sâyesidir. Bu hayâsılık evvelâ nefsine karşıdır. Zîrâ her bir kimsenin ahvâl-i nefsine vukûfu basîret üzeredir. Nitekim âyet-i kerimede بَلِ الْإِنسَانُ على نفسه بصيرة ولو القى معاذيره (Kıyamet, 75/14-15) Ya'nî "Belki insanın nefsi üzerine basîreti vardır ve her ne kadar ma'zeretlerini koyar ise de..." buyurulur. Binâenaleyh böyle kimseler, evvelâ kendi nefsine karşı hayâyı kaldırmıştır. Nitekim İsmet Buhârî hazretleri şöyle buyururlar:
Töhmet eden özüne ne söyler özgesine Kendinden utanmayan hiç kimseden utanmaz.
733. Zîrâ hoşuz diye iltifât-ı halkı kendi tarafına çekerler. Halbuki bâtından nâhoşturlar.
Kürsî üzerinde: "Biz Hak sarhoşuyuz, binâenaleyh latîf bir hâl içindeyiz," diyerek halkın iltifatını ve hürmetini kendi taraflarına çekerler. Halbuki bâtınları, dedikleri gibi değildir. Bil'akis nâhoşturlar. Binâenaleyh ahvâl-i bâtınları lisân-ı zâhirlerini her an tekzib ettiği hâlde, kendi bâtınlarından utanmazlar.