İçeriğe atla

Ölmüş sâhirin, kendi evlâdlarına cevap söylemesi

30. bölüm / 74 · 602 kelime · ~4 dk okuma

1181. Onlara rüyada dedi ki: "Ey benim evladım! Bunu zahiren söylemek mümkin değildir."

Hayât-ı berzahiyye ile diri olan babaları, kesâfet âleminden gözlerini kapayıp uykuya dalan ve âlem-i hisden gâib olan evlâdlarına rü'yâda dedi ki: "Bu asânın mu'cizedir veya sihirdir tarzında benim tarafımdan size açıkça ma'lûmât verilmesi mümkin değildir."

1182. Fakat size bu hafa zahir olmak için, size bir nişan göstereyim.

1183. Gözlerimin nûru, oraya gittiğiniz vakit, onun uyuduğu makāmdan âgâh olunuz.

"Ey gözlerimin nûru olan evlâdlarım! Fir'avn'ın da'veti üzerine onun bulunduğu şehre gittiğiniz vakit, o asâ sahibinin uyuduğu mahalli tahkik ediniz."

1184. Eğer çalarsan ve kādir olursan, sâhirdir. Sihrin çaresi senin indinde zâhirdir.

"O zât uyurken eğer asâsını çalarsan ve çalmağa da kādir olursan, bil ki o sihirbazdır. Sihrin ibtâli için îcâb eden ma'lûmât senin indinde mevcuddur. Ma'lûmât-ı sihriyyenden istifâde edersin."

1185. Ve eğer kādir olmazsan, sakın sakın, o Hakk'a mensubdur; o Zü'l-Celâl'in resûlüdür ve mühtedîdir.

"Ve eğer o asâyı o uyurken çalamaz isen, sakın ha!, ona muhalefet etme! Zîrâ o Hakk'a mensûbdur ve Zü'l-Celâl olan Allah Teâlâ'nın resûl-i zîşânıdır ve doğru yolu bulucudur."

1186. Eğer Fir'avn şarkan ve garben cihânı tutsa, Hudâ'nın ser-nigûnu gelir, ondan sonra harb!

İkinci mısrâ'ın ma'nâsı Ankaravî nüshasındaki bu ibâreye göredir. "Sernigûn âyed Hudâ" "Ser-nigûn-i Hudâ âyed" takdîrindedir. Ve birinci mısra'a merbût olur. Ya'nî "Eğer Fir'avn şarkan ve garben cihâna mâlik olsa, peygambere muhalefetden dolayı Hudâ'nın mağlûbu ve makhûru olur. Hele ondan sonra, onunla harbe de kıyâm ederse vay hâline!" demektir. Hind nüshalarında ikinci mısrâ' "Ser-nigûn âyed Hudâ râ gâh-ı harb" sûretindedir. Ma'nâsı "Hudâ'ya harb-gâh mağlûb gelir" demek olur. Ve "gâh-ı harb" "harb-gâh" ya'nî, harb mahalli demektir.

1187. "Bu doğru nişanı verdim, ey baba cânı, yaz! Allah doğruyu en ziyâde bilicidir!"

"Ey babanın cânı, ben âlem-i hakîkatden bu doğru nişânı ve alâmeti verdim. Bu nişânı unutma; kalbinin sahîfesine nakş et! Benim bildiğim budur, Allah Teâlâ hakāyıkın en doğrusunu bilir!"

1188. "Ey babanın canı, bir sâhir uyuduğu vakit, onun sihir ve mekrine rehberlik olmaz."

"Uyuyan sâhirin, sihri de muattal kalır."

1189. "Vaktaki çoban uyudu, kurt emîn olur; vaktaki uyudu, onun cehdi sâkin olur."

"Sâhirlerin hâli çobana benzer; çobanlar sürüden kurdu himmet ve gayret ve tedbirleriyle teb'îd ederler; uyudukları vakit, himmet ve tedbirleri de berâber uyur; ve netîcede kurt emîn olur ve sürüye hücûm eder. Sâhirler de sihirlerini cehd ve himmetleriyle ve gayretleriyle idâme ederler; uyudukları vakit, kuvâsı muattal olur."

1190. "Fakat bir hayvan ki, onun çobanı Hudâ'dır, kurdun oraya yolunun ümîdi nerededir?"

Muhafızı Hak olan bir hayvana, hiçbir kimsenin taarruza mecâli yoktur; ve kurt meşrebinde olan zâlimlerin oraya yol bulmak ümîdi munkatı'dır. Hind nüshalarında امید و ره کجاست vâki'dir; "Kurdun oraya ümîdi ve yolu nerededir?" demek olur. Ankaravî'de "vâv-ı âtıfa" yoktur, terkîb-i izâfî sûretindedir.

1191. "Hakk'ın yaptığı sihirbazlık haktır ve doğrudur; muhakkak o Hakk'a, sihirbazlık ta'bîr etmek hatâdır."

"Câdûluk" lügatte sihirbazlık demektir ve Hakk'a câdûluk ve sihirbazlık izâfesi vehleten mugâyir-i edeb görünür ise de, ma'nâsı teemmül olunursa değildir. Zîrâ yukarıda ta'rîf olunduğu üzere "sihir," sebebi hafi olan bir şe- ye; ve "câdûluk ve sihirbazlık" dahi sebebi hafî olan bir şeyi icrâ edene der- ler. Ve sihir, hârika nev'indendir. Halkın hârika-perdazlığı hakîkî olmayıp, hayâl olduğundan, Hakk'ın hârika-perdazlığına benzemez. Zîrâ Hakk'ın sih- rinde ve hârikasında hakikat vardır. Binâenaleyh birinci mısra'daki câdûluk, halk nazarında mezmûm ve medhûl olan câdûluk nev'inden değildir. Halk nazarında mezmûm olan câdûluğun Hakk'a izâfesi hatâdır ve küfürdür. Ve i'tibâr lafza değil, ma'nâya olduğundan, bu bâbda ehl-i sûretin kıyl u kāli mesmû' olamaz.

1192. "Ey babanın canı! Bu nişân-ı katı'dır; eğer ölürse dahi Hak onu ra- fi'dir."

"Ey babanın canı olan evlâdlarım! Bu şübhenizi kesip atıcı bir nişân ve alâmettir. Eğer peygamber ölürse bile, Hak Teâlâ hazretleri onun nâmını ve şânını yükselticidir."