Üstâdın vehim sebebiyle hasta olması
40. bölüm / 70 · 1447 kelime · ~8 dk okuma
1556. Muallim, vehimden ve korkudan, gevşek kalbli oldu; ve o yerinden fırladı, abâsını çektirdi.
Çocuklar tarafından müteselsilen vâki' olan ihtâr üzerine, muallimin vehmi kabardı ve hastalık korkusundan kalbine zaaf ve gevşeklik peyda oldu ve bulunduğu yerden sıçradı ve çocuklara abâsını üstüne çektirdi. "Keşîden" çekmek ve "keşânîden" çektirmek demektir. Vehmi, kendisinde o derece zaaf vücûda getirdi ki, abâsını bile çocuklara giydirtti.
1557. Karısına öfkeli olarak dedi ki: "Onun muhabbeti gevşektir, ben bu haldeyim sormadı ve aramadı."
Te'sîr-i vehm ile kendisinin hastalığına hükmettikten sonra, karısına öfkelenip, kendi kendine şöylece söylenip derdi ki: "Onun muhabbeti bana karşı zayıftır; ben böyle hasta olduğum halde, yüzüme bakıp, hâlimi sormadı ve aramadı!"
1558. "Beni rengimden âgâh etmedi, benim nengimden kurtulmak için kasd tutar."
"Beni, yüzümün sarı olan renginden âgâh etmedi, bu hareketiyle benim zevcem olmak ârından kurtulmak için bir fikir ve maksad beslediği anlaşılır."
1559. "O kendi hüsnüne ve cilvesine mest oldu; bî-haber ki, leğen gibi damdan düştüm."
"Taşt ez bâm üftâden" kinâyât-ı Acem'den olup, kötü nâmın yükselmesinden ve intişârından kinâyedir. Burada marazın herkes tarafından işitilmesinden kinâyedir. Ya'nî "O benim zevcem, kendi güzelliğinin ve cilvesinin sarhoşu olmuş ve hiçbir şeyi göremez bir hâle gelmiştir. Benim hastalığımın herkes indinde şüyû'undan bî-haberdir."
1560. Geldi, kapıyı sertlikle açtı; çocuklar o üstâdın arkasında idi.
Hoca efendi öfke ile söylenerek geldi ve evinin veyâ odasının kapısını sertlikle açtı; mekteb çocukları da alay ile arkasında idi.
1561. Kadın dedi: "Hayırdır! Niçin çabuk geldin ki, zât-ı pakine fenâlık olmasın?"
Muallimin zevcesi olan hanım dedi: "Efendi, hayırdır inşallah! Niçin böyle âdetin hilafında olarak çabuk geldin? Sakın zât-ı pâkine bir fenâlık ârız olmasın?"
1562. Dedi: "Kör müsün? Rengimi ve halimi gör! Gamımdan yabancılar eseftedir."
Muallim zevcesine dedi: "Yâhu kör müsün! Bir kere rengime ve hâlime bak, benim bu hâl-i esef-iştimâlimden dolayı yabancılar teessüf ve telehhüf içindedir."
1563. "Sen ev içinde buğz ve nifakdan dolayı benim harâret içinde olan hali-mi görmezsin."
"Sen ev içinde bana karşı olan buğz ve nifâkından dolayı, benim hastalık harâreti içinde olan hâlimi görmezsin."
1564. Kadın dedi: "Ey efendi, senin bir kusurun yoktur; lâ-şey olan vehim ve zan sana ma'nâsızdır."
"Taşt ez bâm üftâden" kinâyât-ı Acem'den olup, kötü nâmın yükselme-sinden ve intişârından kinâyedir. Burada marazın herkes tarafından işitilme-sinden kinâyedir. Ya'nî "O benim zevcem, kendi güzelliğinin ve cilvesinin sarhoşu olmuş ve hiçbir şeyi göremez bir hâle gelmiştir. Benim hastalığımın herkes indinde şüyû'undan bî-haberdir."
1565. Ona dedi: "Ey kahbe! Sen henüz inaddasın; bu tagayyürü ve titremeyi görmüyor musun?"
1566. "Eğer sen kör ve sağır oldun ise, bizim için ne cürüm vardır; biz bu renc-de gam ve şedîd-i gam içindeyiz."
“Gürm” şedîd-i gam ve teessür-i kalb ma'nâsınadır. Ve kezâ “gam” ma'nâsına olan “endûh” kelimesinin te'kîdidir. Ya'nî “Biz bu hastalıkta gam ve hem de şedîd-i gam içindeyiz”, demek olur.
1567. Dedi: "Ey efendi, benim kabahatim olmadığını bilmen için, ayna getireyim."
Muallimin zevcesi, zevcinin kötü sözlerinden müteessir olup dedi: "Ey efendi, mâdemki bana kusûr ve kabâhat isnâd ediyorsun; benim kabâhatım olmadığını bilmen için, sana ayna getireyim de, aynada kendini gör ve sözümün sıdkına inan!"
1568. Dedi: "Git, ne sen, ne de aynan kurtulmasın; dâimâ buğz ve kin ve inad içindesin."
“Me tu rehî” “tu merehî” ma'nâsına olup zarûret-i şi'riyyeden dolayı mâ-i nâfiye ile “rehî” fiili arasına “tu” idhâl edilmiş ve “me” ayrı yazılmıştır. Ya'nî “Ne sen, ne de aynan kahr-ı ilâhîden kurtulmasın!” ma'nâsında bedduâdır. Bu mısra' Hind nüshalarında گفت رو رو چه تو چه آئینه ات suretinde ma'nâsı “Dedi: Git, git! Ne sen ne de aynan lâzımdır” demek olur.
1569. "Çabuk benim yatağımı yay! Tâ yatayım ki, başım ağır oldu."
“Zû” “zûd” kelimesinin muhaffefidir; “güsterân” “güsterânîden” masdarının emr-i hâzırıdır.
1570. Kadın tevakkuf etti, erkeği ona: "Ey düşman, çabuk ol, sana bu layıktır!" diye bağırdı.
Kadın zevcinde bir hastalık eseri göremediğinden, onun emrini infâz husûsunda tereddüd ve tevakkuf etti. Bu tevakkuf üzerine erkeği ona: "Ey benim düşmanım olan kadın! Çabuk ol, yatağımı ser; sen iyi muameleden anlamazsın; sana böyle fenâ muâmele lâyıktır!" diye bağırdı.
Üstâdın yatağa düşmesi ve onun hastalıktan inlemesi
1571. O acûz yatağı getirdi ve serdi; dedi: "İmkân yoktur ve bâtını harâretten doludur."
Ya'nî "Kocasının ısrârından âciz kalan kadın, yatağı getirip yaptı ve kendi kendine de dedi ki: "Buna haber anlatmak mümkin değildir; zîrâ içi harâret-i gazabdan doludur."
1572. "Eğer söylersem beni müttehem tutar; ve eğer söylemesem, bu mâcerâ cidd olur."
"Hastalığının aslı olmayıp vehmî olduğundan bahs edersem, bana bir töhmet isnâd eder; ve eğer sussam vehminin te'sîri hasebiyle bu hastalık mâcerâsı ciddiyyete münkalib olup ve sahihden hastalanır."
1573. Kötü fal, dâimâ bir adamı marîz eder ki, onun bir gamı olmamış idi.
Bu beyt-i şerîf, kadın tarafından değil, doğrudan doğruya cenâb-ı Pîr tarafından irşaddır. Ya'nî "Fenâ tefe'ül, hiçbir gamı olmayan bir adamı hastalandırır."
1574. Peygamberin sözü. Onun kabulu farz olunur: "Eğer siz temâruz ederseniz, bizim indimizde marazlanırsınız."
Resûl-i zîşân Efendimiz'in لا تمارضوا فتمرضوا ya'ni "Ca'lî olarak hastalanmayın, tekellüf ile hastalanırsınız" hadis-i şerîfini kabûl etmek, cins-i beşer için farzdır. Binâenaleyh eğer ey müridlerim ve sâliklerim, bu hadis-i şerîfin hükm-i münîfine mugâyir hareketle kendinizi ca'lî olarak ve yalancıktan hasta göstermeye teşebbüs ederseniz, biliniz ki bizim indimizde, sizin o ca'lî hastalığınız, hakikaten size musallat olur ve hastalanırsınız."
1575. "Eğer söylersem, o bir hayal vurur; kadının fiili vardır ki, halvet ediyor."
1576. "Muhakkak beni evden dışarı itsin, bir fısk için fiil ve mekr yapsın!"
Bu beyitler, kadın tarafındandır. Ya'nî "Eğer ben zevcime sende hastalık yoktur diye ısrar edersem; o benim bu ısrârımdan bir hayâle düşer de der ki: “Gâlibâ bunun bir işi vardır ki, evde yalnız kalmak istiyor, muhakkak beni evden dışarıya çıkaracak ve yalnız kaldıktan sonra icrâsına niyet ettiği fiili icrâ edecektir. Bu ısrârı bu fisk için bir dolap ve hîledir."
1577. Onun yatağını yaptı ve muallim düştü; ondan âh vâh ve nâle doğardı.
Zevcesi bu mütâlaa üzerine ısrar etmeyip, muallimin yatağını yaptı ve muallim bîtâb bir halde yatağa düştü ve yatak içinde ondan âh, vâh diye iniltiler çıkar idi.
1578. Çocuklar orada oturmuşlar ve yüz gam ile gizli ders okurlar idi.
Çocukların ders okuduğu mahal ile muallimin yattığı yer, bir binâ dâhilinde olup, çocuklar kendilerine mahsûs olan mahalde oturmuşlar ve sûret-i zâ- Bu beyt-i şerîf, kadın tarafından değil, doğrudan doğruya cenâb-ı Pîr tarafından irşaddır. Ya'nî "Fenâ tefe'ül, hiçbir gamı olmayan bir adamı hastalandırır."
1579. "Biz hepsini yaptık; halbuki biz zindânîleriz. Bir kötü binâ idi ve biz kötü banîyiz."
"Biz mektebden kurtulmak için verdiğimiz karârın hepsini tamâmen icrâ ettik. Halbuki yine mektebde mahbûs bir haldeyiz. Binâenaleyh yaptığımız tedbîr bir fenâ binâ idi ve biz de bu binâ-yı tedbîrin fenâ bânîsiyiz."
Bizim Kur'ân okumamızdan onun baş ağrısı artar diye çocukların ikinci def'a muallime vehim bırakması
Bizim Kur'ân okumamızdan onun baş ağrısı artar diye çocukların ikinci def'a muallime vehim bırakması
1580. O zekî dedi ki: "Ey makbûl olan kavim! Ders okuyunuz ve sesi yüksek [1586] ediniz!"
O zekî çocuk, dîğer çocuklara hafiyyen dedi ki: "Ey sözümü tamâmiyle icrâ eden makbûl arkadaşlarım, şimdi dersinizi yüksek sadâ ile bağıra bağıra okumağa başlayınız!"
1581. Vaktaki okudular; dedi: "Ey çocuklar, bizim sesimiz üstâda ziyan tutar."
1582. "Sesten üstâdın baş ağrısı artar; bu değer mi ki, birkaç para için dert bulsun?"
Çocuklar, o zeki çocuğun telkîn-i hafisi üzerine derslerini hızlı okumağa başladığı vakit, yine o zeki çocuk, zâhiren çocuklara hitâben dedi ki: "Çocuklar! bizim sesimizin hocamıza zararı vardır. Zâten onun başı ağrıyor, bizim sesimizden bir kat daha onun baş ağrısı ziyâdeleşir. Bizim vereceğimiz birkaç paradan ibâret ücret-i tedrîsiyye için, ona böyle zarar îkā etmemiz lâyık olur mu?"
1583. Muallim dedi: "Doğru söylüyor; gidiniz, başımın ağrısı arttı; dışarı olunuz!"
Bu mekr ile çocukların mektebden halâs bulması
1584. Secde ettiler ve dediler: "Ey kerîm, hastalık ve korku, senden uzak olsun!"
Hoca efendi çocuklara izin verince, hepsi ona karşı ta'zîmen eğildiler ve: "Ey kerîm olan muallimimiz, senden hastalık ve ölüm korkusu uzak olsun!" diye duâlar da ettiler.
1585. İmdi dâneler hevâsındaki kuşlar gibi evler tarafına sıçradılar.
Kuşlar yem ve gıda bulmak sevdâsıyla nasıl uçup, muhtelif mevâki'e dağılırlar ise, çocuklar da öyle mektebden, evleri tarafına öylece sıçradılar ve oyunlara daldılar.
1586. Onların anaları öfkeli oldular ve dediler: "Küttab günü ve siz lehv ile çiftsiniz!"
Çocuklar, o zeki çocuğun telkîn-i hafisi üzerine derslerini hızlı okumağa başladığı vakit, yine o zeki çocuk, zâhiren çocuklara hitâben dedi ki: "Çocuklar! bizim sesimizin hocamıza zararı vardır. Zâten onun başı ağrıyor, bizim sesimizden bir kat daha onun baş ağrısı ziyâdeleşir. Bizim vereceğimiz birkaç paradan ibâret ücret-i tedrîsiyye için, ona böyle zarar îkā etmemiz lâyık olur mu?"
1587. "Ey ana dur! Bu günah bizden ve taksîrden değildir," diye özür getirdiler.
Çocuklar analarına cevâben: "Ey anne, bu mektebe gitmemek kabâhati bizim tarafımızdan ve bizim taksîrimizden dolayı vâki' olmamıştır," diye özür dilediler de dediler ki:
1588. "Muallimimiz kazâ-yı asumândan hasta ve alîl ve mübtelâ oldu."
1589. Analar dediler ki: "Mekirdir ve yalandır; ayran tama'ı için yüz yalan getirirsiniz."
1590. "Biz sizin hîlenizin aslını görmek için, sabah muallimin önüne geliriz."
1591. Çocuklar dediler ki: "Bismillah, gidiniz, bizim kizbimize ve sıdkımıza vakıf olunuz."