İçeriğe atla

Pâdişâh tarafından mektûbun cevabı erişmemesinden nâşî o gulâmın mütegayyir olması

1. bölüm / 48 · 381 kelime · ~2 dk okuma

1885. Bu sahra ayak ve baş tutmaz, o gulâm, mektubun cevabı olmaksızın mecrûh olmuşdur.

"Ayak ve baş tutmamak", haddi olmamakdan kinâyedir, Ya'ni, “Makām-ı vahye vusûl ve hakikat-ı muhammediyye mertebesinde istiğrâk ve Hz. Cibrîl'in korkması hakkındaki esrâr ve maârifin nihâyeti yokdur; binâenaleyh bu bahsi bırakıp, kıssaya rücû edelim. Velhâsıl ta'yîni tenkîs edilen o gulâm pâdişâha yazdığı mektûbun cevabını alamadığı için kalben mecrûh olmuşdur ve kendi kendine demişdir:

1886. Ki, "Acaba o şâh bana niçin cevab vermedi? Yahud, mektûbu götüren meşakkatten nâşî hıyânet mi etti?"

Pâdişâhdan cevâb alamayınca, o gulâm kendi kendine dedi ki: "Acabâ pâdişâh benim arîzama niçin cevab vermedi? Yoksa mektûbu götüren kim- se, bu mektûb taşımak ve götürmek meşakkatinden nâşî hıyânet edip yırttı mı?" "Tâb" kelimesinin beş ma'nâsı vardır: 1. Fürûğ ve pertev, 2. Gam ve endûh, 3. Tâkat ve iktidâr, 4. Harâret ve sıcaklık, 5. Mihnet ve meşakkat. Bu beş ma'nâdan başka "gurûr" ve "insan taifesi" ve "gussa" ma'nâlarına geldiği de ba'zı lügatlerde gösterilmişdir; burada münasibi, “meşakkat" ma'nâsıdır.

1887. “O mektubu gizleyip şaha göstermedi, zîra o münafık ve saman altında bir su idi."

1888. "Tecrübeden dolayı başka bir mektub yazayım; fünûn sahibi bir başka resûl arayım!"

"O adamın mektûbumu pâdişâha götürüp götürmediğini tecrübe için pâdişâha bir mektûb daha yazayım ve bu def'a mektûbumu kâmil ve ârif bir kimse ile göndereyim!" dedi. "Zû-fünûn"dan murâd, kâmil ve ârif olan kimse demekdir.

1889. O bî-haber, cehilden nâşî, şâha ve matbah müdürüne ve mektûb götürene ayıb kor idi.

O kendi kusûrundan bî-haber olan gulâm, cehlinden dolayı tenkîs-ı ta'yînât hususunda başkalarını ta'yib etti.

1890. Dînde putperest gibi, "Ben eğri gidicilik ettim!" diye, hiç kendi etrafını [1896] dolaşmazdı.

"Şemen", putperest demekdir. Putperestin dînde eğri gitmesi, vücûdda putunu tezkiye ve Hakk'a teşrík etmesidir. Bir kimse ki kendi nefsini tezkiye eder ve kendi vücudunu, vücûd-ı Hak muvâcehesinde müstakil görürse, putpereste benzer ve onun gibi fikir ve meslekde eğri gidici olur. Binâenaleyh ta'yîni kesilen gulâm dahi hiç kendi nefsine toz kondurmadı ve vücudunu şâh muvâcehesinde müstakil gördü, bu sebeble putpereste benzedi.

"Zelle", yürür iken ayağı kaymak ve söylerken hatâ etmek ma'nâlarına- dır. Enbiyâ-yı izâm hazarâtı günah işlemekden ma'sûm olduğundan, burada "zelle"den murâd, fiilde ve kavilde makām-ı refiu'ş-şân-ı nübüvvet-penâhî- lerine münasib olan bir şeyi terk etmektir. Bu husûs "Hasenâtü'l-ebrâr sey- yiâtü'l-mukarrebîn", ya'ni, "Ebrârın hasenâtı mukarreblerin seyyiâtı" düstû- runa mutâbıkdır.