İçeriğe atla
Reşahât — Aynü'l-Hayât kapak gorseli

Reşahât — Aynü'l-Hayât

Terzibaba - Necdet Ardıç

269 sayfa~404 dk okumatr

Anahtar Kelimeler

Terzibaba - Necdet Ardıçturkcedijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

Terzibaba (Yazar)Necdet Ardıç (Yazar)Tasavvuf Edebiyatıİslami EserlerTürk EdebiyatıKitap KoleksiyonlarıDijital Kütüphane İçerikleri

Sıkça Sorulan Sorular

Reşahât — Aynü'l-Hayât nedir?

Reşahât — Aynü'l-Hayât, Orta Asya'daki mânevî büyüklerin ve Hâcegân silsilesinin hayat hikâyeleri ile güzel sözlerini içeren, İslâm tasavvuf geleneğinin aslî kitaplarından biridir1. Belirli grupların el kitabı hükmünde olup, genellikle tenzih mertebesi itibarıyla bir Allah anlayışıyla hayata bakılsa da, Tevhid hakikatiyle ilgili bölümleri de barındırır1. Eser, Necip Fazıl Kısakürek tarafından bazı bölümleri sadeleştirilmiş, Necdet Ardıç tarafından ise kısmen şerh edilmiştir1. Kitap, güncelleyerek ve şerh ederek daha kolay anlaşılmasını sağlamak amacıyla çevremizdeki kardeşlere sunulmuştur1.

Ayrıntı

Reşahât — Aynü'l-Hayât, tasavvufî bir eser olarak, Hâcegân silsilesinin yaşantılarından ve velilerin sözlerinden aktarmalar sunar1. Kitap, okuyucularına genellikle "ötelerde olan bir Allah anlayışıyla" (tenzih mertebesi) hayata bakma perspektifi sunmakla birlikte, Tevhid hakikatini açıklayan bölümleri de içermektedir1. Eserin temel amacı, İslâm tasavvuf geleneğinin bu önemli kitabını güncelleyerek ve şerh ederek daha geniş kitlelere ulaştırmak, böylece farklı idrak anlayışlarına bir örnek teşkil etmektir1. Kitapta, hayatın bir sanat olduğu ve bu sanat aracılığıyla ahiret rızkına ve hakikatlerine ulaşılabileceği vurgulanır; gafletle yapılan mesleklerin Allah'a ulaştırmayacağı belirtilir1. Ayrıca, Cenâb-ı Hakk'ın bütün varlığıyla, esmâsıyla, sıfatıyla ve zâtıyla âlemin varlığında ve içinde olduğu anlayışı da eserde yer alır1. Eser, nefsin gafletinden, hayal ve vehmin aldatıcılığından korunmayı ve Hakk'ın hakikatiyle idrak ve şuurla yaşamayı nasip etmesi için dua ile kapanır1. Reşahât, kaza ve kaderin mutlak ve muallak mertebelerini de ele alarak, insanın iradesiyle oluşturacağı hayat sahasının önemine dikkat çeker; zira eğer ömrün bütünü Allah'ın iradesiyle programlanmış olsaydı, insan diğer varlıklardan ayrı bir varlık olmazdı1. Kitapta, şeriat mertebesini terk etmeden, Allah'a ulaşmak için diğer imamlara müracaat etmenin gerekliliği de ifade edilir1. "Bâtında Allah ile zâhirde Allah'ın emirleriyle olmak" kemal olarak nitelendirilir; bu, talibin bâtınını Allah'ın zâtına bağlaması ve gönül gözünü Vech-i İlahi'den ayırmaması anlamına gelir1. Zikrin gönülde meleke peyda etmesiyle Allah'ta hazır olunabileceği, ancak Allah'a ermenin mürşid vasıtasından çıkıp zâtıyla Allah huzurunu bulmak olduğu belirtilir1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Reşahât — s. 1, 2, 8, 9, 11, 12, 105, 114, 121, 123, 153, 183, 216, 250
Bu eser ne anlatıyor?

Necdet Ardıç'ın "Reşahât — Aynü'l-Hayât" adlı eseri, İslâm tasavvuf geleneğinin temel metinlerinden biri olan "Reşahât"ın bazı bölümlerini güncelleyerek ve şerh ederek, tasavvufî idrak ve Hak yolundaki ilerleyişi kolaylaştırmayı amaçlayan bir çalışmadır1. Eser, özellikle sâlikin nefsî ve izâfî benliklerden arınarak ilâhî benliğe ulaşması, yani "senden eser kalmasın" ilkesi etrafında kemâl hâlini ve Hakk'a vuslatı (visâl) ele alır1. Bu süreçte zikrin eseri, cezbe hâlleri ve ledün ilminin başlangıcı gibi konulara değinilirken1, "Emânet Âyeti" gibi Kur'anî referanslarla insanın kâinattaki özel konumu ve Hak ile olan ilişkisi açıklanır12.

Ayrıntı

Necdet Ardıç'ın "Reşahât — Aynü'l-Hayât" eseri, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan bir mürşidin, "Reşahât" isimli kadim eserin belirli bölümlerini şerh ederek ve güncelleyerek sunduğu bir çalışmadır1. Bu eser, tasavvuf yolundaki sâlikin manevî gelişimini ve Hakk'a vuslatını (visâl) merkeze alır. Eserin temel vurgusu, "senden eser kalmasın, kemâl budur" ilkesidir1. Bu ifade, insanın nefsî ve izâfî benliklerinden arınarak, yani kendi varlık zannından ve hayalî kimliklerinden kurtularak ilâhî benliğe ulaşmasını anlatır1. Bu arınma, "Lâ ilâhe illâllah" ve "Lâ fâile illâllah" zikirleriyle varlığını Hakk'ın varlığında yok etme (fenâ) hâliyle gerçekleşir ki bu da vuslatın ta kendisidir1. Eser, bu kemâl hâlinin, nefs-i emmâreden ve izâfî benlikten kurtulmanın bir neticesi olduğunu belirtir1. Sâlikin bu mertebeye ulaşmasıyla sorunların çoğunun çözüldüğü ifade edilir, zira sorunlar nefsî ve izâfî benliklere takılı kalmaktan kaynaklanmaktadır1. Eserde ayrıca, zikrin eseri olarak Tevhîd kelimesinin nefy kısmında beşerî vücudun yokluğa karışması ve ispat kısmında ulûhiyet cezbelerinden bir tecellînin görünmesi gibi hâllerle ledün ilminin başlangıcına işaret edilir1. "Emânet Âyeti" (Ahzâb 72) gibi Kur'anî referanslar kullanılarak, insanın Hak ile olan özel ilişkisi ve esmâ-i ilâhiyyenin câmî mahalliyeti gibi tasavvufî kavramlar açıklanır12. Eser, okuyucunun tefekkürünü harekete geçirmeyi ve anlatılanları analiz etmesini bekler, böylece dinleyenin daha ârif olması gerektiğini vurgular1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Reşahât — Aynü'l-Hayât — s. 1, 6, 25, 28, 62, 130, 154, 155, 156, 178
  3. 2.K1, s. 405
Terzibaba kimdir?

Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden olup, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyettir. Eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmış, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla tanınmıştır (Necdet Ardıç, Wiki). Terzibaba ekolü, onun riyâsetinde yetişen müellifler aracılığıyla tasavvufî kavramları ve Kur'ân tefsirlerini günümüze aktarmıştır. Bu ekolde halîfelik, sâlikin nefsinin hilâfetini Hakk'a teslim etmesi ve Hakk'tan başka kimse olmadığını idrâk etmesi olarak açıklanır (Halîfe, K1-1).

Ayrıntı

Necdet Ardıç, bilinen adıyla Terzibaba, Uşşâkî tarikatının günümüzdeki önemli mürşidlerinden biridir (Necdet Ardıç, Wiki). Tasavvufî irfanı çağdaş döneme taşıyan müstesna bir şahsiyet olarak kabul edilir. Eserleri ve sohbetleri vasıtasıyla tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmıştır. Özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) adlı eseri ve İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserine yaptığı şerh çalışmalarıyla öne çıkmıştır (Necdet Ardıç, Wiki). Terzibaba'nın riyâsetinde oluşan ekol, tasavvufî kavramların ve Kur'ân tefsirlerinin günümüze aktarılmasında önemli bir rol oynamıştır. Bu ekolün müellifleri arasında Terzi Oğlu Cem Cemâlî (Mü'minûn ve Zümer sûreleri tefsirleri yazarı) ve Abdürrezzak Tek (Sâd, Câsiye ve Vâkı'a sûreleri tefsirleri yazarı) gibi isimler bulunmaktadır (Terzi Oğlu Cem Cemâlî, Wiki; Abdürrezzak Tek, Wiki). Terzibaba ekolünde halîfelik kavramı, sâlikin nefsinin hilâfet iddiâsından soyutlanarak Hakk'a teslim olması ve Hakk'tan başka kimsenin olmadığını ayân etmesi olarak açıklanır (Halîfe, K1-1). Bu anlayış, Âdemiyye Fassı'nın menşei olarak kabul edilir ve halîfenin kendi başına müstakil bir vücud sahibi olmayıp, Halîk'ın zuhûruna ayna olan bir mahal olduğu vurgulanır (Halîfe, K1-1).

Bu kitap tasavvufa yeni başlayanlar için mi?

Reşahât Aynü'l-Hayât adlı eser, tasavvufa yeni başlayanlardan ziyade, belirli bir tasavvufî anlayışa sahip, özellikle tenzih mertebesi ağırlıklı bir Allah inancıyla yaşayan okuyuculara hitap eden ve onların idraklerini genişletmeyi hedefleyen bir kitaptır. Eser, tasavvuf geleneğinin asli kitaplarından biri olan Reşahât'ın güncellenmiş ve şerh edilmiş bir versiyonu olup, okuyucuların mevcut anlayışlarını derinleştirerek Tevhid hakikatini teşbih yönüyle de kavramalarına yardımcı olmayı amaçlar1. Kitap, tasavvufî kavramları ve adabı, özellikle "vukuf-u zamânî" gibi nefs murakabesi prensiplerini açıklayarak, okuyucuların kendi sülûklerinde ilerlemelerine katkıda bulunmayı hedefler1.

Ayrıntı

Reşahât Aynü'l-Hayât, tasavvufî metinleri daha kolay anlaşılır kılmak amacıyla hazırlanmış bir şerh çalışmasıdır1. Kitap, özellikle Reşahât'ı çok okuyan ve tenzih mertebesi itibarıyla, yani "yukarıda olan bir Allah anlayışıyla" hayata bakan belirli gruplara yöneliktir1. Bu okuyucuların, eserin içinde yer alan Tevhid hakikatiyle ilgili bölümleri okumalarına rağmen, bu fikirleri tam olarak tatbik edemedikleri veya teşbih hakikatiyle yaşayamadıkları belirtilmektedir1. Dolayısıyla kitap, bu okuyucuların mevcut anlayışlarını genişleterek, tenzih ve teşbih hakikatlerini birleştiren daha kapsamlı bir idrake ulaşmalarına yardımcı olmayı amaçlar.

Eser, tarikat adabı ve hakikat adabı çerçevesinde münasebetlerin nasıl olması gerektiğini, "vukuf-u adedi" ve "vukuf-u zamânî" gibi kavramlar üzerinden açıklar1. "Vukuf-u zamânî", nefs murakabesi ve muhasebesi olarak tanımlanır; her geçen saatin huzur veya gaflet noktasından hesaplanması ve noksan varsa "Bâz-ı Geşt" usulüyle amele yeniden başlanması gerektiğini vurgular1. Bu tür derinlemesine tasavvufî pratiklerin açıklanması, kitabın tasavvufa yeni başlayanlardan ziyade, belirli bir seviyede bilgi ve pratik sahibi olan, ancak idraklerini derinleştirmek isteyen okuyuculara hitap ettiğini gösterir. Kitap, farklı tasavvufî yolların düşünce ve kanaatlerine saygı duyduğunu ve onlardan istifade etmeye çalıştığını da belirtir, bu da belirli bir tasavvufî olgunluğa işaret eder1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Reşahât — s. 1, 2, 6, 18, 23, 190
Eserde geçen 'tenzih' mertebesi ne demektir?

Tenzih mertebesi, Allah'ı yaratılmışlardan münezzeh, aşkın ve ötelerde bir varlık olarak idrak etme halidir. Bu anlayışta Allah, varlıklardan ayrı ve yüce tutulur; O'nunla kul arasındaki münasebet, uzakta olan bir varlığa yönelme şeklindedir1. Tasavvufta bu mertebe, genellikle zâhirî İslâm anlayışına ve Mûseviyyet mertebesine karşılık gelir1. Tenzih, teşbih ile tevhîd edilmediğinde, yani Allah'ın hem aşkın hem de varlıkta tecelli eden yönleri birleştirilmediğinde, sâlikin Allah'ı kendi varlığında idrak etmesini zorlaştırır ve O'nu sadece "yukarıda olan" bir varlık olarak görmesine yol açar1.

Ayrıntı

Tenzih, lügat anlamıyla Allah'ı her türlü eksiklikten ve yaratılmışlara benzemekten uzak tutmaktır. Tasavvufî idrakte ise bu, Allah'ı varlıklardan ayrı, ötelerde ve aşkın bir kudret olarak görme mertebesidir1. Bu mertebede, Allah ile kul arasındaki ilişki, uzakta olan bir varlığa yönelme biçiminde tezahür eder. Eser, bu anlayışı "Mûseviyyet mertebesi" olarak tanımlar ve İslâm'ın zâhirî anlayışının da bu yönde olduğunu belirtir1. Tenzih mertebesinde olan bir kişi, Allah'ı kendi varlığına indiremez; O'nu sadece "yukarıda olan" bir varlık olarak algılar1.

Bu bakış açısı, Allah'ın "ve nefahtü fihi min ruhi" (Hicr 15/29) ayetinde belirtilen ruh üfleme hakikatini tam olarak idrak edememekten kaynaklanır1. Tenzih, tek başına ele alındığında, sâlikin Allah'ı bulmasını ve bilmesini zorlaştırır; çünkü bu durumda Allah'ı idrak etmek için sonsuz bir mesafe katetmek gerekir1. Bu durum, tevhîd hakikatinin tam olarak yaşanamamasına yol açar. Eserde, tenzih ve teşbihin tevhîd edilmesi, yani her iki bakış açısının birleştirilmesi gerektiği vurgulanır1. Aksi takdirde, kişi bilinçsiz bir şekilde, kendisini tanımadan sadece tenzih mertebesinde bir Allah inancıyla kalır1. Ehlullah'tan birinin dediği gibi, "Bir şeye mahlûk gözüyle bakarsan ol mahlûk olur, Hakk gözüyle bak ki sırrı Yezdan oradadır"1. Bu ifade, tenzih bakışının ötesine geçerek varlıklarda Hakk'ın tecellisini görmenin önemini vurgular.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Reşahât — s. 6, 12, 15, 220, 230
Tevhid ve Marifetullah kavramları nasıl açıklanıyor?

Tasavvufta Tevhîd, Allah'ın birliğini kabul etme ilkesi olup, sâlikin Hak'tan başka tüm varlık iddialarını nefyedip (yok sayıp) kalbini sadece Hak ile doldurmasıdır. Bu, "Lâ ilâhe illâllâh" kelimesiyle ifade edilir ve sülûkun temelini oluşturur1. Tevhîd, tenzîh (Allah'ı noksan sıfatlardan arındırma) ve teşbîhi (Allah'ın varlıkta tecellisini görme) birleştirerek gerçek bir Allah anlayışına ulaşmayı amaçlar2. Mârifetullah ise, sâlikin Hak'ı bilfiil tanıma mertebesi olup, sülûkun dört kademesinin (şerîat-tarîkat-hakîkat-mârifet) kemâlidir1. Mârifet, ilmin müşâhede ile yaşanmış hâli olup, Hakk'el-yakîn mertebesinde Hak'kı bilfiil yaşamayı ifade eder1.

Ayrıntı

Tevhîd, tasavvufta Allah'ın birliğini kabul etme ilkesidir ve İslâm'ın temel esasıdır3. Kelime-i Tevhîd olan "Lâ ilâhe illâllâh, Muhammedun Resûlullâh" ifadesi, sâlikin bütün zikirlerinin temeli ve Hak'a yönelişinin asıl ifadesidir1. Bu kelime iki kısımdan oluşur: "Lâ ilâhe" (nefiy) ile Hak'tan başka bütün vücud iddiaları yok edilirken, "illâllâh" (isbat) ile Hak'ın varlığı ispat edilir. Bu yapı, sâlikin önce mâsivâdan (Hak'tan başkalarından) kalbini temizlemesi, sonra Hak ile doldurması adımlarını temsil eder1. Tevhîd, ilmi mânâda tenzîh ve teşbîhi birleştirmektir; yani hem Allah'ı noksan sıfatlardan tenzîh etmek hem de O'nun varlığımızda ve âlemde mevcut olduğunu teşbîh etmek suretiyle gerçek bir Allah anlayışına ulaşmaktır2. Tevhîd, fiillerin (tevhîd-i ef'âl), isimlerin (tevhîd-i esmâ), sıfatların (tevhîd-i sıfat) ve zâtın (tevhîd-i zât) birleşmesi mertebelerini içerir2. "Kulillâhi sümme zerhüm" (Allah de, gerisini bırak) ayeti, tevhîdin özünü ve fenâfillah makamının sırrını işaret eder4.

Mârifetullah ise, sâlikin Hak'ı bilfiil tanıma mertebesidir ve sülûkun şerîat, tarîkat, hakîkat mertebelerinden sonra gelen kemâl noktasıdır1. Mârifet, öğrenilen bilgi olan ilimden farklı olarak, müşâhede ile yaşanan bilgidir; âlimin bilmesi yerine ârifin şâhid olmasıdır1. Bu mertebe, hakk'el-yakîn ile aynı kademede olup, sâlikin Hak'kı bilfiil yaşaması anlamına gelir1. Mârifet, nefsini tanıyanın Rabb'ini tanıması (men arefe nefsehû fa-kad arefe rabbeh) hadisiyle ilişkilendirilir1. Mârifet-i nefs (kendi nefsini tanıma), mârifet-i Hak (Hak'ı esmâ, sıfât ve zâtıyla tanıma) ve mârifet-i âlem (kâinatın Hak ile irtibatını görme) türleri bir araya gelerek mârifet-i tâm'ı oluşturur1. Vâhidiyyet mertebesi, Hak'ın sıfat ve esmâ ile taayyün ettiği teklik olup, kesretin başladığı zemindir1. A'yân-ı sâbite, yani eşyanın ezelî mahiyetleri, vâhidiyyet mertebesinde Hak'ın ilminde sabittir1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.K1, s. 27, 168, 240
  3. 2.Reşahât — s. 7, 9, 15, 86
  4. 3.Vikipedi: Tevhid
  5. 4.Vikipedi: Kulillâhi Sümme Zerhüm
Eserin 'Can Damlaları' ismini almasının hikmeti nedir?

Eserin 'Can Damlaları' ismini almasının hikmeti, tasavvufî mânâda hayat veren, diriltici ve ilahî hakikatleri içeren bilgiler bütünü olmasından kaynaklanır. Bu isim, eserin okuyucuya manevî bir diriliş ve aydınlanma sunma gayesini yansıtır. Özellikle Terzibaba çizgisinde halîfelik ve emânet gibi kavramlar, insanın Hak ile olan özel ilişkisini ve esmâ-i ilâhiyyenin câmî mahalliyetini ifade ederken, bu tür eserler de bu hakikatlerin damlalar halinde gönüllere akıtılmasını sağlar. Nitekim, tasavvufî metinler, insanın yeryüzündeki halîfelik vazifesini idrak etmesine ve Hak'ın zuhûruna ayna olmasına vesile olan hikmetleri barındırır.

Ayrıntı

Eserin 'Can Damlaları' ismini alması, tasavvufî terminolojideki derin anlamlarla ilişkilidir. Tasavvuf, insanın manevî yolculuğunda (sülûk) karşılaştığı hakikatleri, ilahî tecellîleri ve irfanî bilgileri "can" ile ilişkilendirir. Bu bağlamda "can damlaları", okuyucunun ruhuna hayat veren, onu manen dirilten ve hakikatle buluşturan bilgileri ifade eder.

Tasavvufta insan, Bakara 30'da belirtildiği üzere yeryüzünde bir halîfe olarak yaratılmıştır ve bu halîfelik, Esmâ-i İlâhiyye'nin câmî bir mahalde izhârının Âdem'de tecellî etmesidir1. Bu halîfelik vasfı, aynı zamanda Ahzâb 72'de geçen emânet kavramıyla da yakından ilişkilidir; zira emânet, insanın 'esmâ-i ilâhiyye'nin câmî mahalliyeti' olmasıdır1. Bu ilahî emâneti taşıyan insan, Hak ile özel bir ilişki içindedir.

'Can Damlaları' ismi, bu ilahî emânetin ve halîfelik sırrının, eser aracılığıyla okuyucuya aktarılan, adeta damla damla gönüllere akıtılan hikmetler olduğunu ima eder. Bu damlalar, sâlikin nefsinin hilâfetini Hak'a teslim etmesi ve Hak'tan başka kimse olmadığını ayân etmesi gibi Terzibaba çizgisindeki halîfelik mertebelerine ulaşmasına yardımcı olur1. Eserin bu ismi taşıması, onun okuyucuya manevî bir diriliş, idrak ve keşif sunarak, Hakikat'in tecellîlerini müşâhede etmesine vesile olma gayesini yansıtır. Bu, aynı zamanda, Rahman Suresi'nin "Arûsü'l-Kur'an" olarak anılması gibi, ilahî güzelliklerin ve hikmetlerin bir araya geldiği bir metin olma özelliğini de vurgular (Rahman Suresi).

  1. Kaynaklar
  2. 1.K1, s. 1, 405
Bu eseri okumanın pratik faydası nedir?

Bu eseri okumanın pratik faydası, sâlikin tasavvufî kavramları günlük hayatında dört eksende (niyet, fiil, hâl, mârifet) nasıl işleteceğini idrâk etmesi ve bu sayede mânevî gelişimini sağlamasıdır. Eser, okuyucuya mükâşefe ve basîret gibi derin mânevî hâlleri anlamanın yanı sıra, Allah'ın isimlerinin (esmâ) günlük olaylardaki tecellîlerini1 fark etme yeteneği kazandırır. Böylece sâlik, her an Hak ile olan bağını güçlendirir ve kalbî idrâkini (basîret) geliştirerek eşyanın hakîkatini müşâhede etmeye başlar2. Bu pratik fayda, sülûkun amelî yönünü güçlendirerek mârifetullah yolunda ilerlemeyi mümkün kılar.

Ayrıntı

Bu eseri okumanın pratik faydası, tasavvufî kavramların sâlikin hayatında nasıl işlediğini anlamasına yardımcı olmasıdır. Her kavramın dört eksende işlediği belirtilir: niyet, fiil, hâl ve mârifet3. Eser, okuyucunun bu eksenlerdeki işleyişi kavramasını sağlayarak, mânevî yolculuğunda somut adımlar atmasına rehberlik eder. Örneğin, rızâ kavramı niyet ekseninde "Bu, Rabb'imdendir" diyerek Hak ile mutabık kalmayı öğretirken, tevbe kalbin günahtan dönüp Allah'a yönelmesini sağlar3.

Eser, aynı zamanda mükâşefe ve basîret gibi kavramların pratik tezahürlerini açıklar. Mükâşefe, sâlikin gayb âleminden veya Hak'tan kalbine inen doğrudan idrâkleri ifade eder ve mücâhedenin bir meyvesidir2. Okuyucu, bu eseri okuyarak mükâşefenin sûrî, mânevî, zâtî ve sırrî türlerini öğrenir ve bu hâllere nasıl ulaşılacağının ipuçlarını edinir2. Basîret ise kalbin gözü olup, eşyanın hakîkatini ve ardındaki esmâî tecellîyi idrâk etme melekesidir2. Eser, basîretin ferâset, keşfî basîret, rü'yet-i kalbiyye ve rü'yet-i ayniyye gibi dört kademede yaşandığını açıklayarak2, okuyucunun günlük olaylarda Allah'ın tedbîrini sezmesinden1 Hak'ı kendi kalbinde müşâhede etmesine kadar uzanan bir idrâk yolculuğuna çıkmasına olanak tanır. Bu sayede sâlik, Allah'ın isimlerinin (esmâ) günlük hayattaki tecellîlerini fark ederek1, mârifetini artırır ve kalbî görüşünü keskinleştirir. Zikir gibi temel pratiklerin4 bu kavramlarla nasıl bütünleştiğini anlamak, sâlikin amelî hayatını daha bilinçli ve derinlemesine yaşamasına yardımcı olur.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Reşahât — s. 8
  3. 2.K1, s. 50, 231
  4. 3.K2
  5. 4.Vikipedi: Zikir