Hayatı ve Yetişmesi
Samedânî sırların sahibi, hakikat hazinelerinin mâliki, âşıkların tâcı ve vuslata ulaşanların serdârı olan Ali Gâlib Efendi, 1146 (1733) yılında Nazilli'de dünyaya geldi. Dinî ilimleri ve tasavvufî terbiyesini babası Şeyh Muhammed Zühdî Efendi'nin yanında tamamladı. Babasının vefatından sonra yerine geçerek hem müftülük hem de şeyhlik görevini ifa etti. Kırk dört yıl sürdürdüğü müftülüğünde verdiği fetvaları Peygamberimize arzetmeden vermediğini vefatına yakın kendisinden dua isteyen oğluna "Oğlum, kırk dört senedir müftülük hizmeti ifa ediyorum. Resûlullah Efendimize danışmadan hiçbir fetvayı onaylamadım" sözleriyle dile getirmiştir.
Hicaz Kervanından Dönüş
Bir gün oğlu Muhammed Tevfik'e "Evladım eşyamızı hazırlayın, Hicaz'a niyet ettik" diye emreder. Bunun üzerine gerekli hazırlıklar yapılır ve ahâliye de haber verilir. Hac zamanı yaklaşınca şehrin dışında ziyaret verilir, herkesle veda edilir ve diğer hacılarla birlikte yola çıkılacakken Ali Gâlib Efendi oğluna "Eşyamızı topla, Hicaz'a gitmeyeceğiz. Kasabaya döneceğiz" buyurur. Oğlu "Aman babacığım, nasıl olur? Kasaba halkına karşı bu pek çirkin gelir. Ferâgat buyurmayıp gitseniz pek isabetli olacak" diye maruzatta bulununca "Halkın edeceği dedikoduya kulak asma. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz hazretlerinin emirleri bu yöndedir" cevabını verir ve geri dönülmesinde ısrar eder. Kasabaya ulaştıktan bir süre sonra da Ali Gâlib Efendi, Hakk'a kavuşur.
Vefatı ve Kabri
Yüz yirmi yıl gibi uzun bir ömür süren Ali Gâlib Vasfî hazretleri 1266'daki (1850) vefatının ardından Nazilli'deki büyük kabristana defnedildi. O dönemdeki mezar taşında "Nazilli'de kırk dört sene müftü olan ve Hüsameddin-i Uşşâkî tarîkından bulunan es-Seyyid eş-Şeyh Ali Vasfî Efendi hazretlerinin ruhu için el-Fâtiha – 1266" yazılı idi. Ancak daha sonra söz konusu kabristanın kaldırılması üzerine Bıçakçı Ahmed Dede tarafından kabri, Nazilli'de Ervanlı Mezarlığı'na nakledilmiştir. Günümüze ulaşan mezar taşında ise Latin harfleriyle "Hû, Kutbü'l-ârifin, gavsü'l-vâsilîn, tâcü'l-âşıkın, sır-ı sultan, esrâr-ı câvidân Hazreti Şeyh-i Kâmil Ali Gâlib Vasfî – 1146/1266" ifadeleri yer almaktadır.
Kerameti ve Manevî Makamı
Nakledildiğine göre halifelerinden Mehmed Dede Hicaz'a gider. Medine-i Münevvere'ye geldiğinde Ravza-yı Mutahhara'yı ziyareti esnasında bir zat Mehmed Dede'nin Nazilli'den geldiğini haber alınca Ali Gâlib Vasfî'ye takdim olunmak üzere bir mektup verir. Mehmed Dede "Azizim Nazilli'den dışarı çıkmış kimse değildir. Siz onunla nerede görüştünüz, ahbab oldunuz?" diye sorunca o zat "Hazret haftada iki gece huzur-ı saadette bulunur, oradan tanışırız" cevabını verir. Mehmed Dede Nazilli'ye döndüğünde mektubu şeyhine vererek durumu arzeder. Ali Gâlib Efendi gülümseyerek bu işin hayatta iken aralarında sır olarak kalmasını emreder.
Şiiri ve Külliyatı
Arapça, Farsça ve Türkçe şiirlerden müteşekkil bir külliyatı bulunan Ali Gâlib Vasfî Efendi'nin bir nât-ı şerifi şöyledir:
Bilâ-şek hâk-pâyın kimyadır Ya Resûlallah
Uyûn-ı âşikâna tûtiyâdır Ya Resûlallah
Günahım olmasa manend hezerân kûh-ı kâf-âsâ
Nigâhın olsa bir dem hep hebadır Ya Resûlallah
Behişt-i heşti tezyin eyleyen nûr-ı zuhûrundur
Ziyası nûr-ı zatından nümâdır Ya Resûlallah
Azâb-ı dûzahı çekmez sana ümmet olan âdem
Fe-terdâ sana Hak'tan bir atâdır Ya Resûlallah
Ümîd-i Vasfî-i âciz kapında bende olmaktır
Ki baş u can sana ancak fedadır Ya Resûlallah
Kaynak: Silsile-i Uşşâkiyye — Prof. Dr. Abdurrezzak Tek, Bursa Akademi 2021