İçeriğe atla
Silsile

43. Halka

Süleyman Rüşdî

Süleyman Rüşdî (1182/1768 - 1250/1834), Uşşâkiyye silsilesinin 43. halkasıdır. Aydın'ın Karacasu ilçesinde doğan ve mürşidi Muhammed Zühdî'nin vefatına dek yanından ayrılmayan Süleyman Rüşdî, Karacasu'da irşad faaliyetleri yürütmüş, sürgün ve sınavlarla dolu bir hayat yaşamıştır. Divan sahibi bir şair ve müellif olan Süleyman Rüşdî, vefatında tekkesinin hazîresine defnedilmiştir.

Hayatı ve Yetişmesi

Hakikat meydanının efesi, velilerin mümtazı, ricâlullahın sultanı, sahib-i hâl ve merd-i meydan-ı tarikat olan Süleyman Rüşdî, 1182 (1768) yılında Aydın'ın Karacasu ilçesinde şimdiki Tekkeiçi Sokağı'nda Karasüleymanoğulları lakâbıyla tanınan varlıklı bir ailede doğdu. Babası Yemezzâde İsmail Ağa yörenin ileri gelen zenginlerindendir. İlk tahsilini Karacasu'da gerçekleştiren Süleyman Rüşdî, bölgedeki medreselerde iyi bir eğitim aldı. Babasının vefatından sonra onun işlerini üstlendi. Ancak yöredeki toprak sahipleri tarafından fakirlere karşı uygulanan haksız ve yer yer zulme varan tavırlara karşı çıktı. Etrafına topladığı gençlerle bu duruma isyan ederek bir süre efelik yaptı ve "Koca Rüşdî" lakâbıyla bölgede nam saldı. Bu dönemde okuduğu Yunus Emre'nin Divan'ı ve Hazreti Mevlânâ'nın Mesnevî'sinden etkilenerek manevî bir arayışa yöneldi.

Tarikata Girişi ve Mürşidiyle Bağı

Otuz üç yaşında iken (1801) efeliği bıraktı ve adamlarıyla birlikte Muhammed Zühdî'nin Nazilli'deki dergâhına giderek manevî terbiyesine girdi. Bu esnada hissettiklerini şöyle dile getirmiştir:

Sana vermiştim ikrârı Muhammed Zühdî ya şeyhî
Seninle buldum esrarı Muhammed Zühdî ya şeyhî

Beni dûr etme bâbından, cemâl-i mihr-i tâbından
Okut hüsn-i kitabından Muhammed Zühdî ya şeyhî

Ederim senden istimdâd, yol oldukça kim nişan
Sen eyle müşkilim irşâd Muhammed Zühdî ya şeyhî

Bize eltâf-ı Rahman'sın, ten içre gizli sultansın
Aceb sırrımda pinhansın Muhammed Zühdî ya şeyhî

Bu devrânım senin şevkin gönülde yer tutan zevkin
Meded ister uşşâkın Muhammed Zühdî ya şeyhî

Yolunda aşkına can içre cana ermişti
Senden himmet diler Rüşdî, Muhammed Zühdî ya şeyhî

İrşad Faaliyetleri ve Sürgün

Mürşidinin 1221'deki (1806) vefatına kadar yanından ayrılmayan Süleyman Rüşdî, beş yıl süren seyrü sülûkunun ardından Karacasu'ya döndü ve burada irşad görevine başladı. Tekke, aşevi ve misafirhaneden oluşan bir külliye inşa etti. Bölgedeki fakir halkı maddi yönden desteklediği gibi manen de irşad etti. İstidatlı gördüklerini tekkeye çekebilmek için onlara günlük kazançlarını karşılayacak şekilde yevmiye bağladı. Fakat Süleyman Rüşdî'nin Karacasu'daki bu faaliyeti bazı çıkar çevrelerini rahatsız etti ve meczub olduğunu söyleyerek İzmir valisi konumunda olan Lütfi Bey'e şikâyet ettiler. II. Mahmud'un saltanatına rastlayan bu dönemde özellikle Bektaşîler sürgüne gönderilmekte idiler. Bunu fırsat bilen Lütfi Bey, Süleyman Rüşdî'yi Kayseri'ye sürgüne yolladı. Burada kısa sürede tanınması üzerine sûfîler ve halkın kendisine büyük teveccühü oldu. Mevlevîler tarafından misafir edildi ve Mevlevî şeyhlerinin hakkında yazdıkları övgü dolu mektupların İstanbul'a ulaşması sonucu Halil Paşa tarafından Dersaadet'e davet edildi. Bunun üzerine İstanbul'a gelerek Fındıklı semtinde bir müddet ikamet etti.

Sultan Mahmud ile Görüşmesi

Sultan Mahmud'la görüştürüldüğünde huzura biraz kayıtsız bir surette çıktı. II. Mahmud onun bu tavrını kendisinin padişah olduğunu bilmeyişine hamlederek hattatlıktaki hünerinden, çok iyi ata binip ok attığından bahsetti. Amacı hünerleriyle şeyhe zamanın padişahı olduğunu hatırlatmaktı. Ancak Süleyman Rüşdî hazretleri "Padişahım! Yarın kıyamet günü sizi padişahlığınızdan değil, konulardan sormazlar. Siz bir çobansınız, sürünüzden mesulsünüz. Onu sorarlar, ona dikkat ediniz" diyerek huzurundan çıktı. Padişah ardından kendisine ulaştırılmak üzere hediyeler gönderdiyse de kabul etmedi. Onun böylesine müstağni tavrı padişahı etkilemiş ve Karacasu'ya dönmesine izin verilmişti.

Eserleri ve Vefatı

Memleketine dönen Süleyman Rüşdî Efendi geri kalan ömrünü dervişlerini irşad etmek, halife yetiştirmek ve okuyup yazmakla geçirdi. Müstakil bir Divan'ının yanı sıra tasavvufî hayata yönelişini anlattığı Risâle-i Beyânü'l-Vâridât, nefsine uyarak terbiyesinden uzaklaşan bir müridinin durumunu anlattığı Kitabü't-Tevbe ve'n-Nedâmet isimli risaleleri bulunmaktadır. Ayrıca Feridüddin Attâr'ın Pendnâme'si, İbnü'l-Arabî'nin Emrü'l-Muhkem isimli risalesi gibi bazı eserleri tercüme etmiş, kimi şiirlere de şerhler yazmıştır. 1250 (1834) yılında vefat eden Süleyman Rüşdî tekkesinin hazîresine defnedildi. Günümüze ulaşan türbesinde ayrıca Mustafa Nuri ve Ali Faizî isimli iki oğlunun kabirleri de bulunmaktadır. Süleyman Rüşdî ölümünden önce kendi vefatına şu beyti tarih düşmüştür:

Rıhletim tarihini yazdım dedim
Kıldı Rüşdî âh deyu yâre sefer

Nutk-ı Şeriflerinden

Ne yüzün feth olur bu kenz, nedir miftah bu babın
Nedir sûfî, nedir sâfî, nedir bu sırr-ı illâ lâ

Nedir insan ile ekvân, nedir hayvan hem maden
Nedir bu çâr-ı unsurât, nedir bu hâl-i istisnâ

Nedir bu cümle teklifât, nedir külfetin aslı
Niye geldin, nedir maksûd, nedir bu kesret-i tenhâ

Nedir bu âm ile hâs, nedir bu fark ile hem fark
Nedir bu fark ile cem'in rumuzu anla gel eyâ

Gel imdi remz-i Uşşâkın meâlin tâlib oldunsa
Ne yüzden feth olur bu bâb, nice keşf ola bu mana

Sana bu sırrın ehlinden haberdar edeyim gûş et
Kime kimden verip almış kimin re'yindedir hâlâ

Davetim var zâhidâ meydan-ı aşka gelmeli
Cild-i gafletten çıkıp üryân-ı aşka gelmeli
Can u dilden gûş edip irfân-ı aşka gelmeli
Gelmeli şahım deyu sultan-ı aşka gelmeli
Anlayıp aşk hikmetin divân-ı aşka gelmeli

Mâsivâyı can u dilden bilmeyen Âdem midir?
Can verip cânân-ı aşkı bulmayan Âdem midir?
Men aref dersin bu demde bilmeyen Âdem midir?
Bezm-i aşka va'd edip de dalmayan Âdem midir?
Anlayıp bu neş'eyi insan aşka gelmeli

Gûş edip bu Rüşdî'nin mantûk-ı gevher-bârını
Can u dilden fehm edip bu nükte-i güftârını
Taht-ı bâda fark edip ol noktanın esrârını
Görmek istersen güzel cânânımın dîdârını
Baş açık, yalın ayak divân-ı aşka gelmeli

Kaynak: Silsile-i Uşşâkiyye — Prof. Dr. Abdurrezzak Tek, Bursa Akademi 2021