Hayatı ve Tasavvufî Kişiliği
Sâliklerin kalplerinin nuru, velilerin önderi, pîrlerin seçkini ve mana ikliminin rehberi olan Cemâleddin Uşşâkî Edirne'de doğdu. Asıl adı Mehmed Cemâleddin, künyesi "Ebû Nizâmeddin"dir. Kaynaklarda seyyid olduğu nakledilir. Gençliğinde dervişlerin meclislerinde bulunmaktan zevk alan Cemâleddin Efendi, nihayet Uşşâkî şeyhi Muhammed Hamdî Efendi'ye intisab ederek tasavvufî terbiyesine başladı. Büyük bir iştiyak ve muhabbetle bağlandığı şeyhi vefat edince Halvetiyye-Gülşeniyye'nin Sezâiyye şubesinin kurucusu Hasan Sezâî-yi Gülşenî'nin (ö. 1150/1737) halkasına katıldı. Hasan Sezâî'nin Mektubât'ında ondan "Benim kıymetli oğlum Cemâlî Efendi" diye bahsetmesi, Cemâleddin Uşşâkî'nin Halvetiyye'nin hem Uşşâkî hem de Sezâî kolundan feyiz aldığını göstermektedir.
İstanbul'daki İrşad Faaliyeti
Cemâleddin Uşşâkî Edirne'de sürdürdüğü dört yıllık irşad görevinin ardından, 1155 (1742) yılında almış olduğu manevî bir işaretle İstanbul'a gitti. Eğrikapı'da münhal olan Hırâmî Ahmed Paşa mescid-zâviyesinin şeyhliği kendisine verildi. Yaklaşık on bir yıl bu dergâhta hizmette bulunan Cemâleddin Uşşâkî; tâlib olanları Hak'la buluşturmak için tüm gayretini sarfetti, nice derviş ve halifeler yetiştirdi. Nitekim halifelerinden birine yazdığı mektupta bu hususun ehemmiyetini şu sözlerle dile getirmektedir: "Benim gözümün nuru, sadakatli manevî evladım! Malumunuzdur ki halife olmaktan zâhiren murad, fukaranın terbiyesi için gayret edip her türlü ağır yükü tahammül etmektir. O taraflarda tarikat-ı aliyyeye tâlib, Hakk'a râgıb âşıklar bulunursa beyat telkin edip tezkiye-i nefis ve tasfiye-i kalb ettirmeye gayret ve hizmet edesiniz. Bu husus, manevî bir hizmettir."
Vefatı ve Türbesi
Cemâleddin Uşşâkî 1164 (1751) tarihinde vefat ettiğinde tekke olarak kullandığı mescidin kıble tarafındaki hazireye defnedildi. Türbesi bugün Hırâmî Ahmed Paşa adıyla anılan caminin yanında olup ziyaret edilmektedir. Baş halifesi ve damadı Abdullah Salâhî Uşşâkî ölümüne "Cemâlullah'a döndü cemâl-i aşk ile pîrim Cemâleddin" mısraını tarih düşürmüştür.
Tarikata Katkısı ve Cemâliyye Kolu
Kendisine Cemâliyye kolu nispet edilen Cemâleddin Uşşâkî, o dönemde İstanbul'da zayıflamaya yüz tutan Uşşâkiyye'yi yeniden canlandırdığı için Uşşâkîlerce tarikatın ikinci kurucusu sayılır. Ayrıca Uşşâkîlikte zikir olarak uygulanan esmâ-i seb'aya, fürûât-ı hamse adıyla beş ismin daha (Fettâh, Vâhid, Ahad, Samed, Allah) ilâve edilmesi onun tarafından gerçekleştirilmiştir. Bunu kendisine rüyasında Hazreti Ali'nin öğrettiğini söyleyen Cemâleddin Uşşâkî, zikir sırasında her ismin başına "yâ" getirirken yalnız fürûât-ı hamsenin sonundaki Allah ismini "yâ"sız zikretme prensibini de uygulamıştır. Kendisinden sonra bütün Uşşâkiyye mensupları, bu on iki esmâ üzere seyrü sülûklarını sürdürmüşlerdir.
Halifeleri ve Eserleri
Otuz altı kadar halifesi olan Cemâleddin Uşşâkî'nin bunlar arasında en tanınmış olanları; vefatından sonra yerine geçen büyük oğlu Nizâmeddin Efendi (ö. 1199/1785), damadı ve Tahir Ağa Dergâhı şeyhi Abdullah Salâhî Uşşâkî, Fatih Keçeciler Tekkesi'nin kurucusu Mahmud Bedreddin Efendi (ö. 1197/1783) ve Uşşâkî Âsitânesi şeyhi Yazıcızâde Mehmed Safvetî Efendi'dir (ö. 1192/1778). Tarikat silsilesi Abdullah Salâhî Uşşâkî ile devam etmiştir.
Seyyid Cemâleddin Uşşâkî'nin, müritlerinden biri tarafından düzenlenen nefis mertebelerinin anlatıldığı Risâle-i Etvâr-ı Sülûk isimli eseri ile bir Divan'ı ve çok kısa bir mektubu bulunmaktadır. Şiirlerinde "Cemalî" mahlasını kullanan Cemâleddin Uşşâkî'nin Divan'ında yer alan nutk-ı şeriflerinden bazıları şöyledir:
Muhammed şems-i mânâdır onun zerrâtıdır eşya
Bu suret cümle ondandır gerek pinhân gerek peydâ
Ne kim var ulvî ger süflî ona muhtaçtır elbette
Kamu ondan alır feyzi gerek âlâ gerek ednâ
Elindedir onun cümle hükûmet zâhir u bâtın
Ona bağışladı âlemleri ser-ta-kadem Mevlâ
Mecâzî ümmî bilmez kemâl-i kadrin onun
Hakikî ümmî anlar nedir ol şâh-ı bî-hem-tâ
Cemalî andelîb-âsâ eder şeb ta seher efgân
Olalıdan gül cemaline onun ol âşık-ı şeydâ
Hakk'ın yolun arar isen dilde nihan içindedir
Ondan nişan sorar isen her bir nişan içindedir
Senden yakındır Ol sana sanma O'nu senden cüda
Senden yürü sen var O'na, Ol sende can içindedir
O'nsuz değil arz u sema, O'nunla dolu her ara
Zannetme bir yerde ola Ol bî-mekân içindedir
Her yerde Ol'dur görünen, her gözden Ol'dur hem gören
Her şeyi Ol'dur bürünen her anda an içindedir
İşit Cemalî'nin sözün, anla hakikatça özün
Ko gafleti aç can gözün gör Hak ıyân içindedir
Dîde-i cânını aç her katrede deryayı gör
Hoşça bak suret içinde setrolan manayı gör
Nice bir gaflet ile böyle gezersin serseri
Sen sana gel sende cümle görünen eşyayı gör
Varlığından soyunup gel dal hakikat bahrine
Ka'rine yol bul da ondaki dür-i yektayı gör
Anlayıp her şeyin aslın vahdetin sırrını duy
Kesret içresin o dem bak yok yere kavgayı gör
Saf edip âyine-i gönlü Cemalî kıl nazar
Şeş cihetsiz în ü ânsız ondan ol Mevla'yı gör
Hikmetli Sözleri
* Şeriat tarikatle, tarikat mârifetle, mârifet de hakikatle kemâle erer. Ama hakikat bir şeyle kemâle ermez. Öyle olsa, sülûkta bir son olması gerekirdi. Sülûkun ise nihayeti yoktur.
* Mâşukunda vuslat bulan âşık, lütuf ve kahrı dosttan bilir. Dostun zikri, fikri ve muhabbetinden gayrı bir şey bilmez. Onu konuşmaktan âh edip gözyaşı Ceyhun ırmağı gibi akar. Sağını solunu bilmez, sabah akşamı farketmez. Kimseden korkmaz ve canın dost iken vermeye tâlib olur. Bu nedenle ehlullah aşk makamına itibar etmişlerdir.
* Hakk'ın meclisinde her an bulunup üns ehli olan kişi, daima mest ve hayrandır. Allah'tan gayrı her şeyden geçmiştir. Âşık iken mâşuk olup Hakk'ın sevgilisi olmuştur.
* On sekiz bin âleme hakiki rehber olan acz makamındaki kişi gündüz oruçlu, gece ibâdette ve sürekli zikrullahla meşguldür. Allah'tan korkar, O'na niyaz eder ve başkasından da bir şey istemez. Halka güzel ahlâkla muamele eder, bela ve kazaya sabredip kimsenin ayıbına bakmaz.
Kaynak: Silsile-i Uşşâkiyye — Prof. Dr. Abdurrezzak Tek, Bursa Akademi 2021