İçeriğe atla
Silsile

39. Halka

Muhammed Hamdî Bağdâdî

Muhammed Hamdî Bağdâdî, 1060 (1650) yılında Edirne'de doğmuş, Uşşâkiyye tarikatının 39. halkasını oluşturan ricâlullahın sultanı, vecd ikliminin serdârı bir sûfîdir. Tasavvufî terbiyesini Şeyh Osman Sıdkî'nin yanında tamamlamış ve şeyhinin vefatından sonra yirmi altı yıl irşad görevinde bulunmuştur. 1136 (1723) yılında Edirne'de vefat etmiş olup tarikat silsilesi Cemâleddin Uşşâkî ile devam etmiştir.

Doğumu ve Nisbesinin Kaynağı

Ricâlullahın sultanı, vecd ikliminin serdârı, ârif ve âşıkların pîri olan Muhammed Hamdî 1060 (1650) yılında Edirne'de dünyaya geldi. "Bağdâdî" nisbesini, Bağdatlı olmasından dolayı değil uzun yıllar Bağdat'ta kalması nedeniyle, diğer bir rivayete göre ise çiçek merakı sebebiyle Bağdat'a kadar bir çiçek için gittiğinden dolayı almıştır. Haddizatında çiçekle meşguliyeti halktan kendini gizlemek, Bağdat'a kadar gitmesi de manevî bir işaret ile olsa gerektir.

Tasavvufî Terbiyesi ve İrşad Görevi

Tasavvufî terbiyesini Şeyh Osman Sıdkî'nin yanında tamamladı ve şeyhinin vefatından sonra yerine geçerek yirmi altı sene irşad görevinde bulundu.

Vefatı ve Kabri

1136 (1723) yılında yetmiş altı yaşında vefat eden Hamdî Bağdâdî, Edirne'ye giderken İstanbul yolu üzerinde Seyyid Celaleddin türbesinin bulunduğu büyük kabristana defnolundu. Günümüzde kabrinin bulunduğu yerde Edirne Lisesi yer almaktadır. 1920'lerde üzeri açık demirden bir şebeke ile çevrili olduğunu öğrendiğimiz kabrinin taşında şu manzume yer almakta imiş:

Hazreti şeyh-i şuyûh-ı kâmilân
Şeyh Muhammed ol veliyy-i muhterem
Zümre-i Uşşâkî'den ol pâk zat
Mürşid-i tam idi fevka'l-ümem
Mevti oldu âlemin mevti gibi
İlm ü irfânıyla olmuştu alem
Ol fenâfillah bekâbillah idi
Rûh-ı pâki cismi olmuştu adem
Zâtın anlamazdı sûret-bîn olan
Sırr-ı ilham ile idi dembedem
Cevher-i ye's ile dedim tarihin
Vâsl-ı Hakk'ı buldu Bağdâdî bu dem

Enfi Hasan Efendi'nin Değerlendirmesi

Muhammed Hamdî Bağdâdî ile görüşüp feyz alan Halvetî-Şâbânî şeyhlerinden Enfi Hasan Efendi onun hakkında şunları söylemektedir: "Muhammed Hamdî Efendi keşf sahibi, cezbedâr, ârif ve âşık bir zat olup zikir esnasında çoğunlukla kendinden geçerdi. Tevhidin hakikatlerine dair ilmi irfanî vardı. Tâliblileri irşad eder bir mürşid-i kâmil idi amma herkes ondan istifade edemezdi. Zira makâm-ı cem'de olup tevhîd-i ef'âlini vahdet nurunda ve vücûd-ı mutlakta infâ eylemişti. Bu sebeple kendisini anlayamayanlar ilhad ve zındıklıkla suçlardı. Bu fakir onunla muhabbet etmemiş olsaydım tevhîd-i ef'âl ne demektir, bilmez idim. Seyrü sülûkta kendine mahsus bir tavrı vardı. Ricâlden olup hâlini benden gizlemezdi. 'Ben ölmedikçe ahvâlimi sakın kaleme alıp anlatma' diye benden söz almıştı."

İlahileri

Birçok ilahisi bulunan Muhammed Hamdî Efendi'nin özellikle yemekten sonra okunan; Allah bize lütfetti / Nimetine gark etti / Şükür elhamdülillah / Hû Hû Lâ ilâhe illallah / Lâ ilâhe illallah diye başlayan Hamdiye ilahisi tüm tarikat ehli arasında meşhurdur. Ayrıca şu ilahisi de bestelenmiş olup Uşşâkî dergâhlarında okunagelinmiştir:

Aşkınla daim uçarız
Her dem biz candan geçeriz
Vahdet meyinden içeriz
Uşşâkîler derler bize

Âdâb ile erkânımız
Minnet ile burhanımız
Hakk'a verdik hep varımız
Uşşâkîler derler bize

Kullukta yoktur ârımız
Resûlullah muhtarımız
Hüsameddin'dir pîrimiz
Uşşâkîler derler bize

Cihad etmektir kârımız
İmam Ali'dir ulumuz
Daim Allah der dilimiz
Uşşâkîler derler bize

Ayılmadı sekrânımız
Vuslat edip cânânımız
Bâğ-ı Firdevs meydânımız
Uşşâkîler derler bize

Âl u ashâb yoldaşımız
Dökülsün kanlı yaşımız
Der Bağdâdî aşk işimiz
Uşşâkîler derler bize

Halifeleri ve Silsilenin Devamı

Muhammed Hamdî Bağdâdî'nin yetiştirdiği halifeleri şunlardır: Cemâleddin Uşşâkî, Ahmed Sâkî Uşşâkî, Muhammed Şükrü Efendi, Hallaç Ahmed Dede ve Tersane emini Hacı Yusuf Efendi. Tarikat silsilesi Cemâleddin Uşşâkî ile devam etmiştir.

Kaynak: Silsile-i Uşşâkiyye — Prof. Dr. Abdurrezzak Tek, Bursa Akademi 2021