Davud-ı Tâî
Mücâhede ehlinin sığınağı, ilim ve basiretin meşalesi, hakikatin kandili ve sâliklerin dayanağı Davud-ı Tâî, İmam-ı Âzam'ın öğrencilerindendir. Uzun yıllar Küfe'de onun yanında hadis ve fıkıh okudu ve bu ilimlerde yüksek seviyeye ulaştı. Arapçaya vukufiyeti ve etkili konuşması sebebiyle "zamanın en fasih konuşanı ve Arapçayı en iyi bileni, fıkıh ve re'yde imamların önde geleni" kabul edildi. Nakledildiğine göre ilimde ileri seviyeye ulaşınca hocası Ebû Hanife'ye "Geriye ne kaldı, şimdi ne yapmalıyım" diye sormuş; hocasının "Öğrendiklerinle amel etmen kaldı" cevabı üzerine dünyevî meşguliyetlerden uzaklaşarak ibâdete yönelmiş ve Habîb-i Acemî'nin halkasına katılmıştı. Ayrıca dönemin önde gelen zâhidlerinden Fudayl b. İyâz, Câfer-i Sâdık ve İbrahim b. Edhem'le görüşüp sohbet etmiştir.
Davud-ı Tâî'nin zühd anlayışında azla yetinmek, Allah korkusu ve âhiret kaygısıyla ağlamak, uzleti tercih etmek, cömert ve mürüvvet sahibi olmak gibi özellikler öne çıkmaktadır. Hayatından bahseden ilk dönem sûfî müellifler, onda hâkim olan hâlin hüzün olduğunu belirtirler. Yirmi yıl boyunca evinin tavanına bile bakamayacak şekilde kendi iç dünyasıyla meşgul olduğu söylenir. En tanınmış müridi Maruf-ı Kerhî mürşidini "Davud-ı Tâî kadar dünyaya değer vermeyen birini görmedim. Onun nazarında dünyanın, bir sineğin kanadı kadar bile değeri yoktu" diyerek tanıtmıştır.
Birine iyi dilekte bulunurken, "Ölüm bayramın olsun" ifadesini kullanması ve ölümü dünya zindanından kurtuluş olarak görmesi onun zühd anlayışının yansımasıdır.
Davud-ı Tâî ibâdete büyük önem vermekle birlikte, kişinin ibâdetini kusursuz görmemesi ve ibâdetlerine güvenmemesi gerektiğini söylerdi. Ona göre cömertliği ve mürüvveti olmayanın ibâdeti tam olmaz. Nitekim kendisi de tasavvufa yöneldikten sonra babasından kalan parayı dostlarıyla birlikte harcamıştır.
Naklederler ki, hiç durmadan dinlenmeden amel eden Davud-ı Tâî, zamanı zâyi olmasın diye yemek yemenin bile en kolay yolunu bulmuştu. Ekmeği suya koyup içer ve "Bu ekmeği çiğneyerek yiyene kadar Kur'ân'dan elli âyet okunabilir, neden zamanı boşa harcayayım" derdi. Dostlarından birisi şöyle anlatıyor: Davud'u ziyaret için gitmiş ve hücresine girmiştim. Elinde bir kuru ekmek ağlıyordu. "Sana ne oldu?" diye telaşla sordum. "Şu ekmeği yemek istiyorum, ama helal olup olmadığını bilmiyorum" dedi.
Yine dostlarından birisi ziyaretine gitmişti. Yanında güneşe konmuş bir su testisi gördü ve bunu niçin gölgeye koymuyorsun diye sordu. Davud ona "Testiyi buraya koyduğumda gölgeydi. Şimdi nefsimin keyfi için yerini değiştirmekten dolayı Allah'tan utanıyorum" dedi.
165 (781) yılında harabe hâline gelmiş olan evinde Kur'ân okurken vefat ettiği rivayet edilen Davud-ı Tâî'nin ölümüne, cehennemle ilgili okuduğu bir âyetin ileri derecede tesirinde kalarak hastalanmasının sebep olduğu belirtilmiştir. Yanında bulunanlardan biri son anlarını şöyle anlatmaktadır: Hasta halde yıkık dökük evinde yatıyordu. Hava gayet sıcaktı, yastık yaptığı kerpicin üzerine başını koymuş hem can çekişiyor hem de Kur'ân okuyordu. Seni açık havaya çıkarmayı arzu eder misin diye sorduğumda, "Nefsim için böyle bir şeyi arzu etmekten utanırım" diyerek kabul etmedi. Sonra aynı gece vefat etti. Davud-ı Tâî kabrinin ıssız bir yerde yapılmasını vasiyet etmiş ve böylece dünyadaki halvetinin orada da devam etmesini istemişti.
Davud-ı Tâî'nin cenazesi büyük bir kalabalıkla kılınıp defnedildiğinde İbnü's-Semmâk kalkıp: "Ey Davud! İnsanlar uyurken sen gecelerini ibâdetle geçirirdin" dedi. Oradakiler hep birden "Doğru söylüyorsun" karşılığını verdiler. İbnü's-Semmâk: "İnsanlar kaybederken sen kazanırdın" deyince, oradakiler hep birden: "Doğru söylüyorsun" karşılığını verdiler. İbnü's-Semmâk: "İnsanlar günahlara batarken sen günahtan yana selamette olurdun" deyince, oradakiler hep birden: "Doğru söylüyorsun" karşılığını verdiler. Bu şekilde İbnü's-Semmâk onun bütün faziletlerini saydı, oradakiler de hepsinde onu onayladı! Bitirince Ebû Bekir kalktı. Allah'a hamd ettikten sonra: "Rabbim! İnsanlar Davud hakkında söyleyeceklerini ve bildiklerini dile getirdiler. Onu ameliyle baş başa bırakma, rahmetinle onu bağışla" dedi.
Hikmetli Sözleri
* Dünya için orada ne kadar kalacaksan ve ne kadar işine yarayacaksa o kadar çalış; âhiret için de orada ne kadar kalacaksan ve ne kadar işine yarayacaksa o kadar çalış!
* Gece olunca şöyle yakarırdı: "İlahi! Senin derdin, öbür dertlerimin hepsine gâlip geldi ve beni uykusuz bıraktı."
* Neşeli olduğu bir gün sevincinin sebebini sorduklarında "Seher vakti üns şarabı sundular. O nedenle bugün bayram ediyor ve neşeleniyorum" dedi.
* Dünyayı, oruçlu geçirdiğin gün gibi say ve ölümle iftar edeceğini düşün.
* Takva sahiplerini arkadaş edin. Zira insanlar içinde sana en az yük ve en fazla yardımcı olacaklar onlardır.
Kaynak: Silsile-i Uşşâkiyye — Prof. Dr. Abdurrezzak Tek, Bursa Akademi 2021