Habîb-i Acemî
Velâyet mertebesinin sultanı, yüce himmet sahibi, zâhidlerin önderi ve din yolunun rehberi Habîb-i Acemî, aslen İranlı olmakla birlikte Basra'da yaşadı. Arapça'yı yeterince bilmesi ve Kur'ân'ı doğru okuyamaması nedeniyle "Acemî" nisbesiyle anıldı. Zühd hayatına yönelmeden önce ticaretle meşgul olduğu ve tefecilik yaptığı belirtilmektedir.
Onun yaptığı işten tövbe ederek zâhidlerin yoluna girmesiyle ilgili çeşitli rivayetler vardır. Bir rivayete göre borç tahsil etmeye gittiği müşterilerinden tefecilik yoluyla elde ettiği yemeği yiyeceği bir sırada, kendisinden sadaka isteyen dilenciyi sert bir şekilde azarlamış, bu esnada karısı yemeğinin kan kesildiğini söyleyince Habîb yaptığına pişman olarak dürüst bir tüccar olmaya ve tefeciliği bırakmaya karar vermiştir. Yine menkıbeye göre Habîb yoldan geçerken oyun oynamakta olan çocukların "Aman uzaklaşın, tefeci Habîb'in ayağının tozu bize bulaşmasın yoksa bedbaht oluruz" diyerek kendisinden kaçmaları üzerine son derece üzülmüş ve Hasan-ı Basrî'nin meclisine giderek tövbe etmiş ve ondan hırka giymiştir. Gündüzleri Hasan-ı Basrî'den ilim tahsil edip geceleri de Fırat kenarında yaptırdığı zaviyesinde ibâdetle meşgul olmuştur.
Attâr'ın belirttiğine göre Habîb kendisini ibâdete verince evinin nafakası azalmıştı. Dönemin kadın zâhidlerinden olan hanımı "Eve erzak gerekiyor" demiş ancak Habîb eve eli boş gelmişti. Hanımı "Bir şey getirmedin mi?" diye sorunca Habîb "İşinde çalıştığım zat son derece cömerttir. Kerem sahibi olduğu için ondan bir şey istemeye utandım. Vakti gelince kendisi verecektir. Ücreti on günden on güne veriyor" dedi. Sonra zaviyesinde ibâdete devam etti. On gün tamamlanınca, bu gece eve ne götüreceğim diye endişelendi. Bu düşünceyle evin yolunu tuttu. Hak Teâlâ o gece evine ay yüzlü bir gencin yanında üç hamalla üç yük yiyecek göndermişti. Bu genç Habîb'in karısına "Bunları Habîb'in yanında çalıştığı zat gönderdi. Ayrıca diyor ki; Habîb'e söyleyin o işini artırırsa, biz de ücretini artırırız." Akşam olunca eve dönen Habîb'e hanımı olan biteni haber verince Habîb "Acayip şey! On gün çalıştım, bana bu iyiliği yaptı. Eğer daha fazla çalışırsam acaba ne yapar bilemiyorum!" dedi ve dünyadan tamamen yüz çevirerek Hakk'a yöneldi.
Bir defasında Hasan-ı Basrî, Kur'ân'ı tam okuyamayan ve namaz kılarken âyetleri yanlış telaffuz eden Habîb'in arkasında namaz kılınamayacağını düşünmüş ve namazını ayrı kılmıştı. Ancak rüyasında, namazını Habîb'in arkasında kılmış olsa idi onun hürmetine kabul edileceği, çünkü dili düzeltmekle kalbi düzeltmek arasında büyük bir fark bulunduğu kendisine bildirilerek uyarılmıştı. Yine Habîb'in Kur'ân okurken ağladığını görenler "Sen Acemsin, Arap değilsin Kur'ân'ı anlamıyorsun neden ağlıyorsun?" diye sorunca Habîb "Evet öyle, benim dilim Acemî fakat gönlüm Arabîdir" şeklinde cevap verdi.
Yine Habîb el-Acemî'nin yaşadığı zühd hayatının onu nasıl bir dinî hassasiyete ulaştırdığını gösteren şöyle bir olay nakledilmektedir: Ahmed b. Hanbel, İmam Şâfiî ile otururken Habîb'in geldiğini gördü. Ahmed b. Hanbel "Hadi ona fıkhî bir soru soralım" dedi. İmam Şâfiî "Sakın sorma! Zira bunlar acayip bir taifedir" dediyse de Habîb yanlarına gelince Ahmed b. Hanbel "Beş vakit namazdan birini kaçıran ve namazı kazaya kalan kişinin hangisi olduğunu kestiremeyen bir kimse hakkında ne dersin, ne yapması gerekir?" diye bir soru sordu. Habîb "Böyle bir kalp ancak Allah'tan gafil olan bir kimsede bulunabilir, ilkin onu edeplendirmek gerekir. Sonra da beş vakit namazlarının her birini kaza etmelidir" deyince Ahmed b. Hanbel bu cevap karşısında hayrete düştü. Bunun üzerine İmam Şâfiî "Ben sana bunlara soru sormamak gerekir demedim mi?" dedi.
Hikmetli Sözleri
* Çocukların cevizle oynadığı gibi İblis de cahil zahit ve dervişlerle oynar.
* Boş durmayınız, zira ölüm peşinizdedir.
* Kişi için asıl mutluluk, öldüğü zaman günahlarının da kendisiyle birlikte ölmesidir.
* "İlâhî! Her kim ki, seninle hoş değilse asla hoş olmasın! Her kimin ki göz aydınlığı sen değilsen, hiç gözü aydın olmasın! Her kim ki seninle huzur bulmazsa, hiç kimseyle huzur bulmasın!"
Kaynak: Silsile-i Uşşâkiyye — Prof. Dr. Abdurrezzak Tek, Bursa Akademi 2021