12. Halka
Ebü'n-Necib Sühreverdî
Ebü'n-Necib Sühreverdî, 12. yüzyılda yaşamış, Sühreverdiyye tarikatının kurucusu ve Halvetiyye, Ebheriyye, Kübreviyye gibi önemli tarikatların oluşumunda öncü rol oynayan büyük bir mutasavvıf ve âlimdir. Nizamiye Medresesi'nde baş müderrislik yapmış, Iraklıların müftüsü unvanını almış; tasavvuf adabına dair yazdığı Âdâbü'l-Mürîdîn adlı eseriyle sonraki nesillere rehberlik etmiştir. Uşşâkiyye silsilesinin 12. halkasını oluşturan bu zât, 563/1168 yılında Bağdat'ta vefat etmiş ve tekkesinin bahçesine defnedilmiştir.
Hayatı ve Tahsili
Mârifet bahçesinin gülü, hakikat mizmarının yegânesi, velâyet ehlinin rehberi Ebü'n-Necib Sühreverdî'nin adı Abdülkâhir, künyesi "Ebü'n-Necîb", lakabı "Ziyâüddin"dir. İran'ın Zencân yakınlarında bulunan Sühreverd kasabasında doğdu. Doğduğu kasabadan hareketle Sühreverdî nisbesiyle anıldığı gibi, Hazreti Ebû Bekir'in neslinden olduğu için "Bekrî" ve "Kureşî" nisbeleriyle de anılır. İlk tahsilini memleketinde tamamladıktan sonra İsfahan'a giderek hadis öğrendi. Ardından Bağdat'a geçti ve dönemin en önemli eğitim kurumu olan Nizamiye Medresesi'nde tefsir, fıkıh, hadis, kelam ve bu ilimlerin usûllerine dair dersler aldı ve çeşitli kitaplar okudu.
Tasavvuf Yoluna Girişi
Bu yıllarda tasavvufa ilgi duyarak Bağdat'ta bir tekkede şeyh olan amcası Kadı Vecihüddin Ömer'e bağlandı ve ondan sûfî hırkası giydi. Yirmi beş yaşlarında iken tamamen zühdî hayatı yaşamak amacıyla medreseden ayrılarak dönemin ünlü sûfîsi ve İmam Gazzâlî'nin kardeşi Ahmed Gazzâlî'nin yanına İsfahan'a gitti. Orada sıkı bir riyâzet sürecinden geçti. Bir ara hacca gitti ve dönüşünde tekrar Bağdat'a geldi. Abdülkadir Geylânî'nin şeyhi Muhammed ed-Debbâs'ın tekkesine yerleşti ve kısa süre sonra ondan icazet aldı. Bazı kaynaklar Abdülkadir Geylânî'den de hilâfet aldığını belirtir.
İrşad ve Tedris Faaliyetleri
İcazet aldıktan sonra müridleri ve talebeleriyle Dicle nehrinin kenarındaki bir harabede kalarak tedris ve irşad faaliyetlerini sürdüren Ebü'n-Necib, zamanla şehirde tanındı, halife ve sultanlar kendisine rağbet göstererek harabenin bulunduğu yere bir ribat, yanına da bir medrese inşa ettirdiler. Bu dönemde sultanın ya da halifenin gazabına uğrayanlar onun dergâhına sığınıyor, o da idarecilere adil olmaları yönünde ikaz ve nasihatlerde bulunuyordu. Nitekim Abbasi Halifesi Raşid-Billah'a biat merasimi esnasında önemli nasihatlerde bulunduğu kaydedilmektedir.
Nizamiye Müderrisliği ve Sıkıntılı Dönem
544 (1150) yılında Nizamiye Medresesi'ne baş müderris tayin edildi; burada fıkıh ve hadis dersleri verdi. Ancak kendisini destekleyen Sultan Mesud'un ölümünün ardından 546'da (1152) medreseyi bırakmak zorunda kaldı. Hatta sultanın yakın adamı görüldüğü için halifenin emriyle tutuklanıp kırbaçlandı ve bir müddet hapiste kaldı. 557'de (1162) Şam üzerinden Kudüs'e gitmek üzere Bağdat'tan ayrıldı. Şam'a geldiğinde kendisini Sultan Nureddin Mahmud Zengî karşıladı. Bu dönemde Kudüs'teki savaşlar sebebiyle bir müddet Şam'da kaldı; ilim ve zikir halkaları, sohbet meclisleri oluşturdu. Kudüs'e gitmesinin mümkün olmadığını anlayınca bir müddet sonra Bağdat'a döndü ve Dicle kenarındaki tekkesine çekildi. 563 (1168) yılındaki vefatının ardından tekkesinin bahçesine defnedildi. Makamına baş halifesi Kudbeddin-i Ebherî oturdu.
Kaynak: Silsile-i Uşşâkiyye — Prof. Dr. Abdurrezzak Tek, Bursa Akademi 2021