İçeriğe atla
Silsile

11. Halka

Kadı Vecihüddin Ömer

Kadı Vecihüddin Ömer, Sühreverd doğumlu, fıkıh ilmindeki nüfuzuyla kadılık makamına yükselmiş; ancak bir hükümdeki yanlışlık sebebiyle bu görevi bırakarak tasavvuf yoluna girmiş kâmil bir mürşiddir. Muhammed Bekrî ve babası Şeyh Muhammed Ammûye'den seyrü sülûk tamamlayarak irşad makamına erişmiş, Bağdat'ta pek çok derviş yetiştirmiştir. Fakr hâlini tercih eden, keramet sahibi ve hikmetli sözleriyle tanınan bu zat, Uşşâkiyye silsilesinin on birinci halkasını oluşturmaktadır.

Hayatı ve Yetişmesi

Zamanın emini, şeriatın kadısı, kâmil mürşidlerin serdârı, hal ve temkin ehlinin sultanı Vecihüddin Ömer, Sühreverd'de doğdu. İlk eğitimini aldıktan sonra dini ilimleri tahsil amacıyla Bağdat'a gitti ve bu şehre yerleşti. Özellikle fıkıh ilmindeki nüfuzu sebebiyle Sühreverd'e kadı olarak atandı.

Fakat bir müddet sonra verdiği bir hükümdeki yanlışlık sebebiyle kadılık görevini bıraktı ve tasavvufa yöneldi. Bu olay kaynaklarda şöyle anlatılır: Bir gün birbirine hasım ve davacı iki kişi huzuruna girerek bir meseleden dolayı davalarını ve delillerini ileri sürdüler. Bunlardan birisi yanında getirdiği şahit ve delillerle iddiasını ispat ederek davayı kazandı. Bir müddet sonra Kadı Ömer'e gelerek aslında şahitlerinin yalancı, delillerinin de sahte olduğunu itiraf etti. Bu durum karşısında şaşkına dönen Kadı Vecihüddin Ömer, kadılıktan istifa ederek Muhammed Bekrî'nin yanına gitti ve hizmetine girdi. Bazı kaynaklar ilk intisabının amcası Muhammed Dîneveri'ye olduğunu kaydeder.

Seyrü sülûk sürecinde aynı zamanda babası Şeyh Muhammed Ammûye'den de istifade etti. Çoğunlukla mücâhede, riyâzet, uzlet ve halvetle geçen tasavvufî terbiyesinin ardından irşadla görevlendirildi.

İrşad Faaliyetleri

Bağdat'a dönerek irşada başlayan Kadı Vecihüddin Ömer pek çok dervişi terbiye edip, halifeler yetiştirdi. 503 (1109) yılındaki vefatı ile Bağdat'taki hangâhına defnedildi. Yerine halifelerinden yeğeni Ebü'n-Necib Sühreverdî geçti.

Ahlakı ve Kerametleri

Tasavvufî meşreb olarak fakr hâlini tercih eden Kadı Vecihüddin Ömer eline geçen tüm imkânları muhtaçlara sarf eder, kendisine bir şey ayırmaz hatta tıraş olacak parası bile kalmazdı. Dervişlerinden biri şöyle bir olay anlatmaktadır: Bir gün kendi bağımdaki bir zerdali ağacına çıkmış, üzerindeki meyveleri çalıyordum. Şeyhin yolu benim bağımın önünden geçiyordu. Onu son derece ızdırap içinde gördüm; tebessüm ederek naz makamında kendi kendine "Ey Bârî-i Hüdâ! Sen şüphesiz tek kuvvet ve kudret sahibisin. Dilesen şu ağaçları ve üzerindeki meyveleri bir anda altın ve mücevher kılmaya muktedirsin. Ama bana bir tıraş akçesi bile lütfetmezsin" diyordu. Sözü biter bitmez ağaçtaki zerdaliler altın ve mücevherlere dönüştüler ve sonra şeyhin önüne birer birer döküldüler. Şeyh hemen secdeye kapanıp gözyaşları içinde istiğfar ederek "Ey Rabbim, ben latife ettim. Bana şayan gayrısı gerekmez" diye niyaz etti. Ben hemen ağaçtan indim ve şeyhin mübarek ellerinden öptüm. Bana hayır dua edip "Hayatta olduğum sürece sakın bu gördüğünü kimseye anlatma ve sırrımızı ifşa eyleme. Zira Allah Teâlâ ile dostları arasında böyle nice muameleler olur" diye sıkı sıkıya tembih etti.

Hikmetli Sözleri

* Kâmil mürşidde gafletten bir zerre yoktur.

* Tâlibleri Hak yola ulaştırmak için mürşid gerekir. Mürşid ise kâmil olmalıdır ki sözüyle, davranışlarıyla, hâliyle onları vuslata erdirebilsin.

* Mürşid, sâlikin seyri esnasında mücâhede ile elde ettiği halleri ve manaları müşâhedesi ile korur; eğer sâlik yaşadığı hal sebebiyle yanlışa sapar veya gaflete düşerse manevî yardımıyla onu bu uçurumdan kurtarır.

* Bir işi yapmadan yaptım demekte fayda yoktur. Eğer yapılmışsa ondaki mana zâhiren ortaya çıkar. Hayır ve şer ne yapılsa onun etkisi ve izi mutlaka peyda olur.

* Dört işin dört kişiden zuhûra gelmesi güzelliktir ve herkesin rağbetine sebeptir. Bunların ilki insanlara adalet ve insafla muamele eden idareciler; ikincisi halkı irşad, vaaz ve nasihata gayret eden âlimler; üçüncüsü kazandığı serveti ibâdet amacıyla ihtiyaç sahiplerine veren tüccarlar; dördüncüsü de Allah'a yönelip fenâfillah yolunda olan dervişler. Eğer bunların aksi olursa böylelerinden sakınmak gerekir. Zira o kişilerin hüsrana ve Allah'ın gazabına uğramaları kaçınılmazdır. İdareci makam, mevki ve gücünü kendi arzuları için kullanıp zulüm ve tahakküme kalkışırsa; âlim ilmini dünyayı, dünyevi imkân ve mertebeleri elde etmek için kullanırsa; tüccar ticaretini haram helal demeden sırf mal mülk hırsı için yaparsa, derviş de seyrine tac, hırka giyip şeyhlik arzusuna kavuşmak için yönelirse mutlaka gaflet ve delalete düşmüştür.

* Tövbenin hakikati ibâdet ve taattir. Bir kimse eğer kulluğunu gerektiği gibi yerine getiremiyor ve ihlâsı elde etmek istiyorsa, tövbe ile kâmil bir şeyhe inahet etsin. Zikrullah ile gece gündüz ibâdet üzere olup ona hizmetten uzak kalmasın.

Kaynak: Silsile-i Uşşâkiyye — Prof. Dr. Abdurrezzak Tek, Bursa Akademi 2021