Hayatı ve Yetişmesi
Âriflerin burhanı, muhakkiklerin sultanı, âşıkların melcei, kâmillerin serveri Mehmed Emin Efendi 1201 (1787) yılında Tire'de dünyaya geldi. Tasavvufa olan meyli sebebiyle yaşı kendisinden küçük olmasına rağmen Hüseyin Hakkı Baba'ya intisab etti. Aynı zamanda Ömür Hulûsî ve Fethi Baba gibi diğer Uşşâkî şeyhlerin sohbetlerine katılarak feyiz aldı. Aşk ve cezbe ile yöneldiği manevî seyrini tamamlayarak hilâfet elde etti.
İrşad Faaliyetleri ve Seyahatleri
Bir müddet Tire'de imamlık yaptı ve sık sık gerçekleştirdiği seyahatlerle çeşitli yerlerde irşad vazifesinde bulundu. 1255'de (1839) İbrahim Paşa ile birlikte Mısır'da Nizip muharebesine katıldı. Anadolu'ya döndüğünde özellikle Marmara yarımadasında pek çok yeri gezerek Uşşâkiyye'nin yayılmasını sağladı. Ardından 1285'te (1868) seksen dört yaşında İstanbul'a geldi ve Hazreti Pîr Hüsamedin Uşşâkî hazretlerine komşu olmak maksadıyla Kasımpaşa'daki Uşşâkî Âsitanesi yanında bir ev kiraladı. Geçinmek amacıyla ayakkabı tamirciliğiyle meşgul oldu. Bu vesile ile birçok kimse ile tanışıp onları irşad etti.
Postnişinliği ve Dergâhı
Daha sonra Samatya Mirahor'da bulunan Uşşâkî dergâhı karşısındaki konağı satın alarak burada yedi yıl kadar neşr-i tarikatta bulundu. Haddizatında konağı satın alacak imkânı bulunmasına rağmen ayakkabı tamiriyle meşgul olması, insanlara ulaşabilmesi için bir vasıta olmuştur. Nitekim bununla yetinmeyerek namaz vakitlerinde âsitanedeki cemaate katılmış, zaman zaman imamete geçmiş ve âyin günlerinde zikirde hazır bulunmuştur.
1295 (1878) yılındaki yangın sebebiyle Samatya'daki konak yanınca karşısında bulunan Uşşâkî tekkesi iki yılda yeniden inşa edilerek Mehmed Emin Tevfikî'ye tevcih edildi. Burada otuz yılı aşkın irşad postunda oturdu ve yirmiden fazla halife yetiştirdi. Bursa, İnegöl, Kütahya, Balıkesir, Aydın taraflarına yaptığı seyahatlerle insanları irşad ederek tâlib olanları Hak'la buluşturdu.
Vefatı
Yüz yirmi yılı aşan bir ömrün ardından 22 Rebîülevvel 1331 (1 Mart 1913) tarihinde karlı bir günde vefat etti. Vasiyeti üzerine Mustafa Safi hazretleri tarafından yıkandı ve cenazesi Samatya'daki dergâhtan kalabalık bir cemaatle kılınarak Hazreti Sünbül'e götürüldü. Burada kılınan cenaze namazının ardından huzur-ı Hazreti Pîr'de dua edildi ve dergâhtaki kütüphane binasının olduğu bahçeye defnedildi. Günümüzde Uşşâkî Cami olarak kullanılan dergâhın kıble tarafındaki kabrinin ayak taşında latin harfleriyle "Cihanda kişi kendini eğer bulmazsa vah eyvah" mısraı ile başlayan nutk-ı şerifi yer almaktadır. Mehmed Emin Tevfikî hazretlerinden sonra yerine oğlu Şehabeddin Efendi postnişin olmuştur.
Şahsiyeti ve Vasıfları
Hüseyin Vassâf, Uşşâkî ihvanı arasında "Büyük Aziz" diye yâd olunan Mehmed Emin Tevfikî Efendi'nin Uşşâkî yoluna olan hizmetini ve onunla ilgili hatıralarını şöyle anlatmaktadır: Şeyh Mehmed Emin Efendi beyaz uzun sakallı olup daima beyaz arakiye üzerine yeşil sarık sarardı. Kıyafette süslenmeyi sevmez fakat derbeder bir halde de gezmezdi. Her zaman vakarını muhafaza eder, halim, selim, fukarayı severdi. Ara sıra celâli gâlip gelince hiddetli olduğu da vâkidir.
Büyük Aziz gittiği her yerde insan-ı kâmiller yetiştirmekte idi. Bir yere gidecek olsalar külfetsizce giderlerdi. Zenbil veya heybesini aldığı gibi yola koyulurdu. Tarîk-i Uşşâkî'nin zamanımızdaki müceddidi olmuştur. Gittiği yerlerde pek çok mürid olan yerlerde kalırlardı. Burada bir müddet kalır ve onları halifesine emanet eder yine yola koyulurdu. İnsan onun bu husustaki gayretlerini anlatmaktan aciz kalırdı. Nice Bektaşîleri kendisi Bektaşî görünerek yolundan çeler, tarîk-i Uşşâkî'ye döndürürdü. Bilmeyenler ona Bektaşî derlerdi. Hâlbuki ona bu tarikat siyaseti idi. Yoksa kendisi Muhammedî meşreb, Sünnî mezhebti. Her nerede olursa olsun herkesin hürmetini celbederdi. Başka şeyhlerin tekkelerine misafir olarak gelen şeyhin bağlı olduğu tarikat usûlünce âyin yaptırsalar da Şeyh Emin Efendi, tekkesinde Uşşâkî âyininden başkasına müsaade etmezdi. Yoluna bu denli bağlıydı.
İlmî Yönü ve Kitaplara Olan Merakı
Hiç boş durmaz, tasavvufî eserleri inceler, sahaflara Uşşâkîlerden kimin eseri olursa olsun satın alacağını söyler, kitap için parasını harcamaktan çekinmezdi. Bu yolla pek çok değerli eserler toplamış; Abdullah Salâhî hazretlerinin kitaplarını elde ederek külliyatını bir araya getirmişti. Satın almaya imkânı olmadığında bunları bizzat istinsah ederek çoğaltırdı. Son zamanlarda gözleri zayıfladığı için çift gözlük kullanırdı. Bu yolla yazdığı eserler üç yüz civarındadır. Bütün bu kitapları Samatya'daki dergâhın bahçesinde kargir olarak inşa ettiği kütüphane binasında muhafaza ederdi.
Hazreti Salâhî meşrebinde idi. Mâlâyânî söylemez, daima kitapla meşgul olur, ziyaretine gelenlere kitap okur, kapalı yerlerini açıklar, şerh ederdi. Ümmî idi fakat ledünnî âlimdi. Kendisi kitab-ı kâinat olmuştu. Zevki, meşrebi, mezhebi daima tevhid-i şerif idi. Vahdet-i vücûdu en iyi anlayanlardan ve bu vadide mesafe katedenlerdendi.
Fakirlik ve müstağnilik meşrebleriydi. Yarını düşünmez, elinde avucunda olanı muhtaçlara harcardı; nazarında zengin fakir eşitti. Hatta bir gün dergâha II. Mahmud'un ehl-i tarik ve muhibb-i evliyaullah olan kızı Âdile Sultan tebdil-i kıyafet gelmiş ve zikre katılmıştı. Büyük Aziz'e "Efendim, dergâhımıza Âdile Sultan geldi. Hizmet ve muhabbet olunmasını söylemişler" denilince cevaben "Buraya gelen mahv-ı vücûd ederek gelmelidir. Bu dergâh fukara menzilidir. Burada sultanlık mevzu bahis olmaz. Mademki arzu edip gelmiş diğerleri gibi kahvemizi içer, bizden fazla bir şey beklemez" demiştir.
Tarikat Anlayışı
Şeyh Mehmed Emin Efendi sülûka son derece riayet eder, seyrini tamamlamayana hilâfet vermezdi. Bir defasında pek çok tarikten icazetli olan Şeyh Harîrîzâde ziyaretlerine geldi. Sohbet esnasında "Tarikat alışverişi yapalım. Siz bana tarîk-i Uşşâkî'den hilâfet veriniz, ben de size tarîk-i Rifâî'den ve diğer tarikatlerden hilâfet vereyim" deyince "Efendim, biz cenazeyî gözümüzle görmedikçe namazına hazır olmayız. Mesleğimiz böyledir. Tarîk-i Uşşâkî'den halife olmak istiyorsanız, intisab edersiniz. Seyrü sülûku ikmâl ile âdâb-ı tarikat üzere hilâfet alırsınız. Yoksa böyle hatır için tarikat alış verişi edemeyiz. Usûlümüze aykırıdır" buyurmuşlardır.
Büyük Aziz'in mürşidi Hüseyin Hakkı Efendi İstanbul'a gelmişler ve misafir olarak evlerinde kalmışlardı. Aziz hazretleri şeyhine öylesine hizmet ediyordu ki abdest almak ister diye leğen ve ibrikle kapısı önünde durur, geceleri uyumaz sabaha kadar emirlerini beklerdi. Bir dervişin şeyhine nasıl hizmet ve hürmet edeceğini biz ondan öğrenmiştik.
Nutk-ı Şeriflerinden
Cihanda kişi kendini eğer bulmazsa vah eyvah
Kadir canında bir cânân eğer bulmazsa vah eyvah
Tutup bir mürşidin destin, giyip hırka vü tâcını
Verip ikrarına iman eğer bulmazsa vah eyvah
Ene'l-Hak kenzinin sırrı Nebî Âdem'de hatm oldu
Arayıp mekteb-i irfân eğer bulmazsa vah eyvah
Kişi Hak suretin bilmez, arar yerde ve hem gökte
Ne imiş aslına burhan eğer bulmazsa vah eyvah
Kalanlar ilm-i zâhirde, gelir a'mâ gider a'mâ
Nedir bâtındaki Kur'ân eğer bulmazsa vah eyvah
Fenâdan mevc urub devre karışmak gayeti müşkil
Girip uçmakta bir mekân eğer bulmazsa vah eyvah
Açıp başın kılar zârî Ali bâbında teslimdir
Emin derdi için derman eğer bulmazsa vah eyvah
Kaynak: Silsile-i Uşşâkiyye — Prof. Dr. Abdurrezzak Tek, Bursa Akademi 2021