İçeriğe atla
Silsile

52. Halka

Mehmed Nusret Tura

Mehmed Nusret Tura, 1320/1904 yılında İstanbul Kasımpaşa'da doğmuş, Uşşâkî tarikatının 52. halkasında yer alan Allah ve Peygamber âşığı bir sûfîdir. On sekiz yaşında Kasımpaşa Uşşâkî Âsitânesi'nde Şeyh Mustafa Safi hazretlerine intisap etmiş, şeyhinin vefatından sonra damadı Mehmed Hazmi Tura'ya bağlanarak seyrü sülûkunu tamamlamıştır. Küçük Bebek semtinde dergâh kurarak tâlipleri irşad etmiş, ardında dört halife ve çeşitli eserler bırakmıştır.

Sâliklerin rehberi, hakikat hazinesinin cevheri, muhabbet denizinin incisi, Allah ve Peygamber âşığı Mehmed Nusret, 1320 (1904) yılında İstanbul Kasımpaşa'da doğdu. Babası İsmail Efendi, annesi Şâhinde Hanım'dır. Dedeleri o dönemdeki siyasi ve sosyal karışıklıklar sebebiyle Bulgaristan'ın Kızanlık bölgesinden İstanbul'a hicret eden ailelerdendir. Nusret Efendi ilk eğitiminin ardından orta öğrenimini İcadiye Ortaokulu'nda tamamladı. Osmanlı donanmasında kolağası (subay) olan babası İsmail Efendi tarafından denizcilik okulunun sınavlarına götürülürken yolda denize düşüp ıslandı ve sınava giremedi. Dönüş yolunda babasının "Oğlum her işte bir hikmet vardır, demek ki sana bu işte kısmet yokmuş" sözleriyle teselli buldu.

On sekiz yaşında iken anneannesi, Mehmed Nusret'i yanına alarak Kasımpaşa Uşşâkî Âsitânesi'ne götürdü ve Şeyh Mustafa Safi hazretlerine "Size bir Uşşâkî gülü getirdim" diye teslim etti. Böylece Nusret Efendi'nin tarikata intisabı ve tasavvufî seyri başlamış oldu. 1926 yılında mürşidi Safi Efendi vefat edince, mürşidinin damadı Mehmed Hazmi Tura'ya bağlandı. Bu hususu şu beyitle ifade etmektedir:

Hazreti Hazmî'ye büktük boynumuz misl-i gedâ
Pîr Hüsâmeddîn-i Uşşâkî'ye ettik ilticâ

Ayrıca o dönemde Devlet Deniz Yolları'nda kamarot olarak göreve başladı. Yirmi beş yaşında iken ailece tanıştıkları Küçük Ahmed Efendi'nin kızı Rahmiye Hanım'la evlendi. Bu evliliklerinden Nuriye isminde bir kızı ve Recai adında bir oğlu oldu. Rahmiye Hanım'ın rahatsızlığı sebebiyle doktorların deniz havası tavsiye etmesi üzerine Kasımpaşa'dan Küçük Bebek semtine yerleşti.

Mehmed Nusret bir taraftan gemilerde sefere çıkarken aynı zamanda manevî terbiyesini de gözeterek seyrü sülûkunu tamamladı. Bir ara gemilerde muhasebe kâtibi oldu. Çalışma usûlü on üç gün gemiyle sefer, iki gün izin şeklindeydi. Mesleği gereğince bir bakıma ömrü halvet, riyâzet, tefekkür ve tezekkürle geçti. Gemilerde görev yaptığı süre içinde kamarasını halvethâne olarak kullandı. Bebek vapur iskelesi hareket memurluğuna tayini çıkınca, gemilerin gidiş-geliş saatleri dışında iskeledeki küçük odasında da yine hep halvette idi. Tefekküre elverişli bu durum eser kaleme almasına önemli bir zemin hazırlamıştır. Nitekim halifelerinden Necdet Ardıç mürşidinin kesretteki vahdet hâlini şöyle anlatmaktadır: "Zaman zaman Nusret Babamı ziyarete gittiğimde, iskele gişesinin kapıları kapalı ise kapıların açılmasını bir kenarda beklerdim. Bir müddet sonra kapılar açılır ve deniz yolcuları gelirdi. Nusret Babam gişede yerine oturur, karşısında duran bilet basma cihazına bileti sokarak eliyle makinanın kolunu kuvvetlice aşağıya doğru çeker, çıkan bir tok ses ile bilete numara ve tarih konmuş olurdu. Yolcu o günkü ücretini verir ve biletini alarak gemiye binerdi. Son yolcular da biletlerini aldıktan sonra, kaptana kalk işaretini yapıp gemiye yol verirdi. Bu işlemler bittikten sonra, Nusret Babam yine kapıları kapatırdı. Bir sonraki gemi saatine kadar gişenin arka tarafında olan özel odasına, vahdetine çekilirdi."

Öte yandan Necdet Ardıç, halası Rahmiye Hanım ve hem şeyhi hem de eniştesi olan Nusret Efendi'yi ziyaret için İstanbul'a geldiğinde misafir kaldığı evlerindeki usûlü şöyle anlatmaktadır: "Nusret Babam gececiydi. Akşamları misafir olsa bile misafirlerle Rahmiye Annem ilgilenir, sohbetler devam ederdi. Nusret Babam ise günün uzunluğuna göre akşam saat dokuz ile on arasında yatar, gece on iki civarında kalkar, uykusu için kendine bir kahve yapardı. Yatsı namazını kılarak tarikat dersini yapar, dua ve niyazda bulunur, yazılarını yazdıktan sonra yine yatardı. Daha sonra sabah namazı için kalkarak hazırlık yapar, alt kattaki misafir odasında kalan bize ve ev halkına evin içinden duyulacak kadar bir sesle ezan okurdu. Ben de duyan herkes kalkar, abdestimi alırdım. Sabah namazımızı beraberce kılar, vakti varsa küçük bir zikir yapardık. O günlerde, Boğaz'ın tepelerindeki Aşiyan koruluğundan gelen bülbüllerin sesini dinlemek çok hoş olurdu. Bu arada ev halkı da kalkar, sabah kahvaltısı yapılır ve o günün durumuna göre devam ederdi."

Mehmed Hazmi Tura'ya büyük bir aşkla bağlanan Mehmed Nusret, 1934'teki soyadı kanunuyla mürşidinin padişah tuğrası anlamına gelen "Tura" soyadını aldı. Şeyhinin 1960 yılındaki irtihâlinden sonra irşad görevini büyük bir gayretle yerine getirdi. Küçük Bebek semtinde dergâh olarak kullandığı evinde tâlib olanları terbiye etti, halifeler yetiştirdi. Mesleğinin son zamanlarında üstlendiği Bebek İskelesi gişe memurluğu görevinden emekliye ayrıldı. 5 Ekim 1979 yılındaki vefatı üzerine vasiyeti gereği Pendik Yaylalar Köyü kabristanlığına defnedildi. Ardında aşkla yazılmış eserler ve dört halife bıraktı.

Eserleri

Hikmet, aşk, tasavvufî kavram ve şiirleri konu edinen ve seyrü sülûk mektuplarından oluşan eserlerinin tamamı basılmış olup isimleri şöyledir: Karagün Dostuyum I-III, Râh-ı Aşk, Mektuplar, O'nun Güzel İsimleri, Gönül ve Aşk. Şiirleri ve bazı mektupları Necdet Ardıç tarafından Mektuplarda Yolculuk ve Erler Demine isimli kitaplarda toplanmıştır.

Halifeleri

Mehmed Nusret Tura'nın ileri gelen dervişleri Bakırköylü Ahmet Öçal, Arnavutköylü Hüseyin Angı, Kadıköylü Sabri Nebioğlu ve Tekirdağlı Necdet Ardıç'tır. Tarikat silsilesi Terzi Baba olarak bilinen halifesi Necdet Ardıç ile devam etmektedir. Necdet Ardıç'ın "Nusret Babam, büyük ârif ve sonsuz derecede Hak muhabbetlisi zarif, kâmil bir zâttı. Onda Allah'ın Vedûd ismi tecelli etmekteydi. Onu ve Rahmiye Annem'i rahmetle anıyorum" diye tanımladığı mürşidinin kabri başında söylediği şiir şöyledir:

Ey yolu bu menzile düşen, gece gündüz âlemi gezen
Nice nice sırları sezen, burada Hazreti Nusret yatıyor

İbretle bakıp nazar eyle, dilinden birkaç dua söyle
Bir gün olursun böyle, burada Hazreti Nusret yatıyor

Düşün, içine yönel bir an, nasıl geçti bu kadar zaman
Nedir bugün elinde kalan, burada Hazreti Nusret yatıyor

Bir gün gelir olursun böyle, çok uzaktır sanma öyle
Her an gönülden Hakkı söyle, burada Hazreti Nusret yatıyor

Hayatta idi bir zamanlar, ne güzel yaşamıştı onlar
Mesken oldu Pendik Yaylalar, burada Hazreti Nusret yatıyor

Cânâna can, âşıka mâşuk, derde deva, gönle ışık
Ömür boyunca Hakk'a âşık burada Hazreti Nusret yatıyor

Nasrun mine'llâh âyetinden, çok şey kazandı gayretinden
Her an hayrandı hayretinden, burada Hazreti Nusret yatıyor

Dervişleri Hakk'a yürüten, gönülde muhabbet estiren
Cemâlullah'ı hep gösteren, burada Hazreti Nusret yatıyor

Rahmiye Annem de yanında, hiç ayrılmadı hayatında
Beraberler kabristanda, burada Rahmiye Sultan yatıyor

Uşşâkî dediler yoluna, katıldı idim kervanına
Beni de aldı huzuruna, burada babam Hazreti Nusret yatıyor

Hikmetli Sözlerinden

* Vakit akşam, geçirdiğin tatlı ve acı âlemler hayal olmuştur. Hakikat âlemine hizmetkârlar gibi girdin; kabahat kimde! Sana Allah'ın büyüklüğünü bildiren, namaza ve felaha davet eden günde beş vakit ihtar ve ikaz emirlerine kulaklarını tıkadın ve mütemadiyen yemek, içmek ve eğlenmek peşinde koştun. Şimdi ömrün tükendi, hasat zamanı geldi. Ne ektin ki bir şeyler yapmak, mahsul toplamak istiyorsun şimdi?

* Sen Allah'ın nurusun, kâinatın zübdesi ve kıblesisin. Niçin kendi aslını, özünü arayıp bilmedin, bulmadın! Niçin gönlündeki esrarlı, hikmetli, şifreli beyyinatı, ifadeleri çözüp okumadın!

* İbadet edebilmek için ihtiyarlığı, hesaba çekilmek için kıyameti, mükâfata nail olmak ve cennete kavuşmak için âhireti bekleyenler ne kadar ham ve kayıpta olduklarını tahmin edemezler.

* Biz aşk ikliminin misafiriyiz. Uzunboylu soyunmaya, yaslanmaya, uyumaya gelmez. Göç kervanının borazanı ansızın çalıverdi mi toparlanmak mümkün olmaz. Müteyakkız ve hazırlıklı olmak gerekir.

* Evet, herkes Cenâb-ı Hakk'a söz söyler, buna yalvarma, niyaz ve münacaat derler. Lakin Hakk'ın sözlerini herkes işitemez. Asıl mesele bu mühim işitme ve duymadadır.

* Gönül; divanhâne-i ilâhî, vuslathâne-i sermedî, kıblegâh-ı âşıkân, bâb-ı lütf-ı Yezdân'dır.

* Âşık olmayanın her hareketi riyadır. Hak âşıkının ise her nefes ve her hareketi ibâdettir. Aşk ayıpları görmez, fakat noksanları kemâle erdirir. Aşkın hâlâtı söz ile tarif edilemez, tatmak ve sonradan o olmak lâzımdır. Beşeriyeti yak, rububiyetin ve mâşukiyetin esrarını öyle temaşa eyle.

* Maddeyi aydınlatan güneş, manayı aydınlatan Nûr-ı Muhammedî'dir.

* Hakiki aşkı bulan bir daha madde ve toprak âlemine inmez.

* Âşığı âşık eden mâşukun tecellisidir. Mevlâ, huzuruna layık gördüğü sevgililerine aşkını tattırır. Şiddetle sevdiği âşıklarını dertten derde sokar.

* Sözünüzü, hareketinizi, ahlâkınızı Allah'ın huzurundaymışsınız gibi kullanın ki, O'ndan size uzanan sevgi, idrak, rü'yet ipi kopmasın. İkiliğin kalkması için bu nuranî ipe bağlanmanız şarttır. Zevk ve neşe, ilim ve irfâniyet ve nihayet selamet yolu buradadır.

* Allah'ın mahremiyetine namazla girilir. Namazla, oruçla, niyazla Hakk'a kendinizi sevdiriniz.

* Ey kardeşim! Basiretine göre mahşer, hesap, kitap, mizan, sırat, cennet, cehennem, mahkeme buradadır. Her işini burada bitir ve hesabını burada kes ki murada eresin. Orada rahat edersin.

* İnsanın aklına her şey gelir. Ustalık bunun Hak'tan mı yoksa nefisten mi geldiğini anlamaktır. Nefis kendini mazur göstermek için sebepler icat eder. Dertler ve bu dertlere derman yolları gösterir. Dervişler bin sebebi bir sebebe, bin derdi bir derde indiren kimselerdir. Bir dert Hak muhabbeti; tek sebep de O'ndan uzaklaşmamak için nefisle mücadeledir. Ârif olanlar vesveselerle karşılaşınca gönüllerine girerler, dosta danışırlar, şeriat ölçüsüne uygun mudur değil midir, düşünürler.

* Tasavvuf ehli büyüğü ve büyüklüğü temaşa için nokta olmayı kabul etmişlerdir. Gözbebeği de bir noktadır ama her şeyi onunla görürüz.

* Cenâb-ı Hakk'a ayna olan insan, insân-ı kâmildir. İnsân-ı kâmilin vücûd-ı şerifleri bir cam gibidir. Bir tarafına beşeriyet çamuru sürülmüş, diğer tarafı karşısındaki her şeyi aksettirecek şekilde saf, berrak ve nurludur.

* Halim kimseler, her neye baksa eserden müessire intikal ederek yaradanı görür; nakşa bakar, nakkâşı görür; resme bakar, ressamı görür; binaya bakar mimarı görür. Ârif insan hilim göstermesin de ne yapsın? Kime serseri davransın? Kime kafa tutsun? Hepsi yaratıcının mahlûku. Bununla birlikte eğer âsinin isyanı yanındakilere bir zarar veriyorsa af zamanı geçmiş, adalet zamanı gelmiştir.

* Cenâb-ı Hak'tan hiç mi lütuf görmüyoruz ki ibâdetten, kulluktan uzak kalıyoruz. Hâlbuki biz onun lütfu ile geçinen dilencileriz.

* Bütün gönül sıkıntıları dünyaya bağlandığınız nisbettedir. Bunları azalttığınız zaman üzüntülerden hâlâs olup Zât'ın cennet bahçesine girmiş olacaksınız.

* İnsan, hayvanî huylarını frenlemesini bilmezse, tekâmül etmesine hayli zaman vardır. Cehlimizi bilip de nefis mücadelesine girişmiş olsak, epeyce yol almış oluruz. Şu halde, hayvanî huylarımızı ıslâh etmedikçe, insanlığımızın ve ilmimizin kıymeti yoktur.

* Can gözünüz açık olursa âlemi daha başka türlü görürsünüz. Nefsinizi kurban etmek için hele bir teşebbüs edin Hak size koç gönderecektir.

* Hak'la aranıza kim girerse, Cenâb-ı Hak sizi onunla terbiye eder. Âdet-i ilâhî böyledir.

* Aman Allahım! Ben acizim, fakirim; bu âlemde Senden başka kimsem yok ki güveneyim; Senin kapından başka bir kapı da yok ki rahmet dileneyim. Ne namazımdan, ne de orucumdan benlik kisvesi giyebilecek bir şeyim yok. Sen beni seversen her vaktim ibâdet, Sana kendimi sevdirememiş isem her hâlim şirktir.

* Kâmil bir insanın sohbeti, Peygamber Efendimizin şefaati gibidir; insanlarda anlama kabiliyeti de Hakk'ın hidayeti gibidir.

* Ârifler ölmez ma'rûf olur. Âşıklar ölmez ma'şûk olur.

Nutk-ı Şeriflerinden

Erler demine destur alalım
Pervaneye bak ibret alalım
Aşk ateşine gel bir yanalım
Dost dost diyerek arşa varalım
Devrâna uyarak seyran edelim
Eyvah demeden Allah diyelim

Günler geceler durmaz geçiyor
Sermayen olan ömrün bitiyor
Bülbüllere bak feryad ediyor
Ey gonca açıl mevsim bitiyor
Devrâna uyup seyran edelim
Eyvah demeden Allah diyelim

Âşıksan eğer gel birleşelim
Şeyhin izine yüzler sürelim
Tâ fecre kadar zikreyleyelim
Feryad edelim efgân edelim
Devrâna uyup seyran edelim
Eyvah demeden Allah diyelim

Ey yolcu biraz gel dinle beni
Kervan yürüyor sen kalma geri
Nusret denilen derya gezeri
Hatmetti bugün seyrü seferi
Devrâna uyup seyran edelim
Eyvah demeden Allah diyelim

Ya Rab beni bana buldur
Yahut beni bana bildir
Gece gündüz duam oldur
Her dem "Hû Allah" diyelim

Bir garip bir avâreyim
Dertle dolmuş bîçâreyim
İçim dışım hep yâreyim
Gelin "Hû Allah" diyelim

Senden olmaz ise meded
Benim her hâlim oldu bed
Gözümden yaş dinmez ebed
Gelin "Hû Allah" diyelim

Yoktan yarattın sen beni
Oldur veya öldür beni
Gayret ver tâ görem seni
Gelin "Hû Allah" diyelim

Doğdum âşık oldum sana
Ya sen de âşıksan bana
Cennetini ver başka kula
Gelin "Hû Allah" diyelim

Güya ibâdet eylerim
Bende ne var hep seninim
Gafletimden yerinirim
Gelin "Hû Allah" diyelim

Bilen demez, diyen bilmez
Âşıkların yaşı dinmez
Yağma ettin aklım ermez
Gelin "Hû Allah" diyelim

Âciz Nusret miskin Nusret
Vuslat ister isen sabret
Beş vakit Allah'a şükret
Durmadan "Allah" diyelim

Sen mi öğrettin aceb Leyla'ya naz u işveyi
Sen mi öğrettin aceb Mecnûn'a aşkı sevmeyi

İsimlerden müsemmaya bakalım
Sıfatlardan Mustafa'ya varalım

Abd-i mahzem ben tasarruf bilmezem
Nûr-ı Hak âyinemizdir dönmezem

Halka-i zincir-i aşka şöyle bir bağlan da gel
Terk-i hestî eyleyip kalb-gâhı tâhir et de gel

Kudretimden, kuvvetimden kâinat lerzândır
Hakk'a âşıksan eğer her müşkilin âsândır

Yoluna can fedadır Ya Resûlallah meded
Sana can vermek safâdır Ya Resûlallah meded

Eyleme mahrum şefaatten bu sırr-ı bendeni
Nusret'inle hem zebândır Ya Resûlallah meded

Kaynak: Silsile-i Uşşâkiyye — Prof. Dr. Abdurrezzak Tek, Bursa Akademi 2021