İçeriğe atla
Silsile

8. Halka

Mimşâd Dîneveri

Mimşâd Dîneveri, 9. yüzyılın önemli sûfîlerinden olup riyâzet, hizmet, hürmet ve müşâhedede kendine has tavırlarıyla tanınan çağının pîridir. İran'ın Cibal bölgesinden yetişmiş, Cüneyd-i Bağdâdî başta olmak üzere dönemin büyük sûfîleriyle sohbet etmiş ve Dînever'de kurduğu hangâhta insanları irşad etmiştir. 299/911 yılında vefat etmiş olup tasavvuf tarihinde derin himmet, teslimiyet ve zühdüyle nam salmıştır.

Hayatı ve Yetişmesi

Çağının pîri, zamanının yegânesi, her güzel kemâl vasıfla bezenen, özellikle riyâzet, hizmet, hürmet ve müşâhedede kendine mahsus tavırları olan Mimşâd Dîneveri ilim tahsilini doğduğu yer olan İran'ın Cibal bölgesi şehirlerinden Dînever'de tamamladı. Ardından sûfilerin meclislerine yöneldi ve onlarla buluşmak amacıyla seyahatlere çıktı. Bağdat'a gelerek Yahya el-Cellâ, Seri-i Sakatî, Cüneyd-i Bağdâdî ve diğer sûfilerle görüşüp sohbetlerinde bulundu. Daha sonra Dînever'e döndü ve bir hangâh inşa ederek ömrünü insanları irşad etmekle geçirdi. Dînever'de iken Cüneyd'le mektuplaşarak irtibatını devam ettirdi. 299 (911) tarihinde vefat etti ve hangâhın bahçesine defnedildi.

Teslimiyeti ve Vefatı

Son yıllarını hastalıkla geçiren Mimşâd'a "Hastalıktan ne çok çektiniz" denildiğinde "Siz bir de benden ne çektiğini gidin hastalığa sorun" diyerek kemal ve teslimiyetini göstermiştir. Vefatına yakın bir derviş yanında "Ey Allah'ım, Mimşâd'a cennetini ikrâm eyle" diye dua edince Mimşâd tebessüm ederek "Otuz yıldır bana cennet arzediliyor ama ben Hakk'ın cemaline olan iştiyakımdan dolayı dönüp oraya bakmıyorum bile!" dedi.

Hangâh Anlayışı

Rivayet edildiğine göre Mimşâd Dîneveri devamlı olarak hangâhının kapısını kapalı tutar, geçici heveslerle dergâha gelenleri kabul etmezdi. Her kimse hangâha geldiğinde, kapının arkasından ona "Sen misafir misin, yoksa ikamet mi edeceksin? Kalıcı mısın, gidici misin? Eğer devamlı olarak geldiysen içeriye buyur, yok eğer kalıcı değilsen seni içeri alamam. Çünkü birkaç gün kalıp sana alıştıktan sonra kalkıp gideceksin ve biz senden ayrı kalmaya takat getiremeyeceğiz" derdi.

Seyahat Hatırası

Mimşâd şöyle anlatmıştı: Seyahatlerimin birinde bir şeyhe rastladım. İyi biri olduğuna kanaat ederek "Efendim, bana nasihat eder misiniz?" dedim. Bunun üzerine "Himmetini muhafaza et! Çünkü himmet her şeyin başıdır. Kimin himmeti sağlam ve düzgün olursa, ardından gelecek olan amel ve halleri de sağlam olur" dedi.

Şeyhin Huzuruna Varma Âdabı

Bir defasında da Mimşâd şöyle söylemişti: "Ne zaman şeyhlerimden birinin huzuruna varsam, bende olan tüm şeylerden sıyrılır, sadece şeyhimi görme ve sözünü dinlemeyle nail olacağım feyiz ve bereketleri gözlerdim. Zira başka bir beklentiyle şeyhin huzuruna varan, bundan dolayı onu görme, kendisiyle hemhal olma, edebinden ve sohbetinden istifade etme gibi feyiz ve bereketlerden mahrum kalır."

Semâ Meclisindeki Tavrı

Hasan Kazzâz isimli bir şeyhin yanında bir sûfi cemaati vardı. Yanlarındaki muganni ilahi söylüyor onlar da sema ediyorlardı. O esnada Mimşâd geldi ve onu görünce hürmetlerinden hepsi sustu. Mimşâd onlara "Susmayın, semâa devam ediniz. Dünyanın tüm oyun ve eğlencesi kulağıma doldurulsa yine de beni Rabbimden alıkoyup tefekkürüme ve himmetime engel olmaz" buyurdu.

Hikmetli Sözleri

* Mürid şu dört hususta edebi gözetmelidir: Daima şeyhlere hürmet etmek, ihvanın hizmetinde bulunmak, sebeplerden sıyrılmak ve şeriatın âdâbını nefsinde uygulamak.

* Hakk'a giden yol uzundur, meğerki O senin elini tuta. Hak'la olmaya sabretmek güçtür, meğerki O seninle dost ola.

* Dünya ehlinin dört elle sarıldıkları dünyanın boş işlerinden uzak durmada kalp huzuru vardır.

* İyilerle bir arada bulunmak kalbin iyi olmasına sebep olurken, kötü kimselerle bir arada bulunmak ise kötülüğü doğurur.

* Çeşit çeşit putlar vardır: İnsanlardan kiminin putu nefsi, kimininki evladı, kimininki malı, kimininki karısı, kimininki itibarı, kimininki de namazı, orucu, zekâtı ve tasavvufi hâlidir. Şu halde put çoktur. İnsanlardan her biri yakasını bu putlardan birine kaptırmıştır. Bunlardan yakasını kurtaracak olan o kimsedir ki nefsi için bir hal ve makam görmez ve ona hiç güvenmez, yaptıklarını teşekküre değer bulmaz. Belki o halde bulunur ki, ister hayır ister şer olsun nefsinden asla razı olmaz.

* Sana iyiliği unutmayana itaat etmemen ne kötü bir gaflettir. Yine seni anmayı unutmayanı zikretmemen ne çirkin gaflettir.

* Her kim Hakk'ın dostlarından birini inkâr ederse, onun için en hafif ceza Hak dostuna verilenin kendisine verilmemesidir.

* Tevekkül, kalbinin ve nefsinin meylettiği şeylere tamah etmemendir.

* Mârifet tümüyle, Allah Teâlâ'ya gerçekten muhtaç olduğunu bilmekten ibarettir.

* Ârifin bir aynası vardır. Oraya baktığında Mevlâsı ona tecelli eder. Yani Cenâb-ı Hak ârife özel bir nazar ihsan eylemiştir ki nereye baksa Hakk'ın vechini görür.

Kaynak: Silsile-i Uşşâkiyye — Prof. Dr. Abdurrezzak Tek, Bursa Akademi 2021