İçeriğe atla
Silsile

6. Halka

Serî-i Sakatî

Serî-i Sakatî, Bağdat'ın Kerh semtinde doğmuş, tasavvuf tarihinin önde gelen isimlerinden biri olup zühd ile tasavvuf dönemi arasında köprü kuran büyük bir sûfîdir. Cüneyd-i Bağdâdî'nin dayısı ve üstadı olan Serî, Bağdat tasavvuf mektebinin kurucularından kabul edilmiş; ilim, hikmet, muhabbet, mârifet ve şefkat ehli bir sûfî olarak tanınmıştır. 251 (865) yılında Bağdat'ta vefat etmiş, kabri Şûnîziyye kabristanındadır.

Serî-i Sakatî

Melekût mertebesinin sâliki, tasavvuf ehlinin rehberi, ceberût âleminin şâhidi, erbâb-ı kemâlin önderi, hâl erbâbının üsve-i hasenesi, mürüvvet ve şefkat hazinesi Serî-i Sakatî, Bağdat'ın Kerh semtinde doğdu. Bir taraftan eski eşya alıp satarak (sakatî) geçimini sağlarken diğer taraftan ilim tahsil etti. Tasavvuf yoluna girmesinde Marûf-ı Kerhî'nin etkisi vardır. Rivayete göre Marûf-ı Kerhî yanında yetim bir çocukla Serî'nin dükkânına gelmiş, ondan çocuğu giydirmesini istemiş, isteği yerine getiren Serî, Marûf-ı Kerhî'den aldığı duanın bereketiyle zühd yoluna girmişti. Bir başka rivayette dervişlere yaptığı yardımlar sebebiyle dünyadan soğuyup tasavvufî hayata yöneldiği anlatılmaktadır.

Hâris el-Muhâsibî ve Bişr el-Hâfî gibi dönemindeki ileri gelen sûfilerin sohbetlerinde bulunan Serî-i Sakatî, Cüneyd-i Bağdâdî'nin dayısı ve üstadıdır. Bu nedenle Bağdat mektebinin kurucularından kabul edilmiştir. Bağdat'ın dışına yaptığı seyahatler sebebiyle birçok sûfi ile tanışma imkânı buldu; Abadan'da Basra mektebine mensup mutasavvıfların sohbetlerine katıldı, Suriye'de fütüvvet ve ihlâs anlayışını devam ettiren sûfilerden etkilendi. Aynı zamanda bu bölgelerdeki sûfilerin tasavvuf anlayışlarının oluşmasında da rol oynadı. Bu sebeple Bağdat, Horasan ve Suriye sûfilerinin önderi kabul edilir. Serî bir süre Dımaşk, Remle, Kudüs ve Tarsus'ta ikamet edip Bizanslılar'a karşı yürütülen cihada katıldıktan sonra Bağdat'a dönerek hayatının sonuna kadar burada yaşadı.

Serî-i Sakatî tasavvufun Bağdat ve çevresinde güçlü bir şekilde temsil edilmesini sağlayan Cüneyd-i Bağdâdî, Ebû Saîd el-Harrâz, Ebü'l-Hüseyin en-Nûrî, Semnûn ve İbn Mesrûk gibi mutasavvıfları yetiştirdi. Kaynaklar kendisini ilim, hikmet, mürüvvet, muhabbet, mârifet ve şefkat ehli bir sûfî olarak tanıtır. Onun müridlerine zühd ve tasavvuf yoluna girmeden önce hadis tahsilinin gerekli olduğunu, aksi halde dinî hayatın gevşekliğe uğrayacağını söylemesi, şeriata uygun bir tasavvuf anlayışının ancak dinî ilimleri tahsille mümkün olabileceği yönündeki görüşünü yansıtmaktadır. Nitekim müridi Cüneyd için "Allah sana önce sûfiliği, sonra hadisi öğren değil önce hadisi, sonra sûfiliği öğrenen bir kişi olmayı nasip etsin" duası bu anlayışıyla ilgilidir. Ancak ona göre hadis öğrenmedeki amaç, hadis rivayetiyle meşgul olmak değil hadisin manasını kavrayıp onunla amel etmektir.

Serî'nin tasavvuf anlayışının temelini zühd, uzlet, kendi el emeğiyle geçinmek, şüpheli şeylerden uzak durmak, edepli olmak, nefsini hesaba çekmek, tanınmamayı tercih etmek, riyadan kaçınmak gibi unsurlar oluşturmaktadır. Ona göre sûfî; hasta insanlar gibi yemek yiyen, suya batan insanlar gibi uyuyan ve mahcup kişiler gibi konuşan kimsedir. Diğer bir ifadeyle az yiyen, az uyuyan ve az konuşan kişidir. "Keşke herkesin üzüntüsünü ben çeksem de onlar rahatlasa" diyerek başkalarını kendine tercih etme anlayışı özellikle öne çıkmaktadır.

Bir defasında şöyle demişti: "Şu beş hususun dışında dünyanın tamamı gereksizdir: Karnını doyuracak kadar ekmek, susuzluğunu giderecek kadar su, çıplaklığını giderecek bir elbise, başını sokacağı bir ev ve kullanabileceği bir bilgi."

Serî'ye göre tasavvufî hayatın esası dinî hükümlere riayet etmekten geçmektedir. İlim ancak amele ulaştırdığı ölçüde değerlidir ve sûfinin ulaştığı mârifet nuru ondaki takva nurunu söndürmemelidir. Zira Allah hakkında mârifet sahibi olmanın alameti hukukullahı gözetmek, amelini artırmak, ilâhî emir ve yasakları nefse tercih etmektir. Dolayısıyla Kur'ân ve hadislerin zâhirî manasıyla çelişen her türlü bâtınî bilgi geçersizdir. Bu nedenle sûfiye gereken güzel amel ve nefis muhasebesiyle bâtınî yoldan gelecek bilgiye hazır hâle gelmektir. Serî'nin kendini beğenmişlik (riyâ) tehlikesine karşı sürekli uyarılarda bulunuşu ile Muhâsibî'nin nefis muhasebesi arasında benzerlik bulunmaktadır.

Cüneyd anlatıyor: Bir gün Serî'yi ziyaret etmiştim bana "Cennete giden kestirme ve doğru bir yol biliyorum" dedi. Ben de "Bu yol nedir?" dedim. "Kimseden bir şey istememek, kimseden bir şey almamak, başkasına verecek bir şeye sahip olmamaktır" diye cevap verdi. Ardından sözüne şöyle devam etti: "Şehvet ve nefsanî arzu nedeniyle işlenen her günahın affedilmesi ümit edilebilir. Nedeni kibir ve gurur olan bir günahın bağışlanması ise asla ümit edilmez. İblisin günahı kibirden, Âdem'in hatası şehvetten kaynaklanmıştı, bu ona delildir."

Öte yandan Serî-i Sakatî, günahtan sakınma duygusuyla dünyadan uzak durma ve korku ve ümit şeklinde oluşan zühd anlayışını aşarak Allah sevgisi sebebiyle dünyevî olana değer vermeme anlamındaki tasavvufî vurguyu öne çıkarmış ve böylece zühd ile tasavvuf dönemi arasında bir köprü olmuştur. Nitekim onun tasavvuf tecrübesinde muhabbetullah anlayışı önemli bir yer tutar. "Allah'ım! Bana ne ile azap edersen et, sadece Allah'ı sevmek suretiyle perde çekme suretiyle azap etme" sözü aşk derecesindeki muhabbetinin bir ifadesidir. Çünkü Hakk'ı müşâhede ve temaşadan daha üstün bir hal ve nimet yoktur. Yine şöyle diyordu: "Beş şey vardır ki onlarla beraber başka bir şey kalpte karar kılmaz: Yalnızca Allah'tan korkmak, sadece Allah'tan ümit etmek, sadece Allah'ı sevmek, sadece Allah'tan utanmak ve yalnızca Allah'la ünsiyet etmek."

Serî tasavvufî mertebeleri ilk tasnif eden sûfilerden biri olmasının yanı sıra tevhidin hakikati konusundaki sözleriyle de Cüneyd'e öncülük etmiştir. Güzel ahlâk ile tasavvuf arasında güçlü bir bağ olduğuna dikkat çeken Serî'ye göre farzları yerine getirmek, haramlardan kaçınmak, gaflette olmamak, tövbeyi bırakmamak, çokça sadaka vermek, mahlukâta karşı şefkatli olmak, insanları incitmemek, kin beslememek ve halktan gelen eziyetlere katlanmak erdemli kişilerin ahlâkıdır.

Nakledilir ki Sehl "Bir kere şükredip elhamdülillah dediğim için otuz yıldır istiğfar ediyorum" deyince yanındakiler "Ey Şeyh, bu nasıl olur?" dediler. O da şöyle anlattı: Bir defasında Bağdat çarşısı yanmıştı ve benim dükkânım orada değildi. Dükkânımın yangından etkilenmediği için o an istemeden ağzımdan elhamdülillah sözü çıktı. İşte kardeşlerimi tercih etmeyip dünya için hamd ettiğimden dolayı istiğfar ediyorum.

Cüneyd diyor ki, Serî hastalanınca ziyaretine gitmiştim. Elime bir yelpaze alıp kendisini serinletmeye çalıştım. "Bırak onu, içi yananın dışına yelpaze ne yapsın" dedi. Sonra "Bağdat'ta ölmeyi ve burada gömülmeyi istemiyorum. Korkarım ki toprak beni kabul etmez de gerçek yüzüm ortaya çıkar. Hakkımda iyi niyet besleyen halk bu nedenle kötü bir durumla karşılaşmış olurlar" diye sözüne devam etti. Ben utanarak başımı bir müddet öne eğdim ve ardından "Bana nasihat eder misin" dedim. "Halkla sohbetin sakın seni Hak'la sohbetten alıkoymasın" dedi. Bir müddet sonra da vefat etti.

251 (865) yılında Bağdat'ta vefat eden Serî-i Sakatî'nin kabri Şûnîziyye kabristanındadır. Tasavvuf anlayışı ve yolu kendisinden sonra Bağdat tasavvuf ekolünün imamlarından Cüneyd-i Bağdâdî tarafından devam ettirilmiştir.

Hikmetli Sözleri

* Kişi itaat ettiği ölçüde Allah'a yakındır.

* En güçlü olduğun an nefsine hâkim olduğun andır. Nefsini terbiye edemeyen, başkalarını hiç terbiye edemez.

* Dil kalbin tercümanı, yüz gönlün aynasıdır. Bu nedenle ki, kalbinde gizlediklerinin yüzünden belli olur.

* Üç türlü kalp vardır: Kalp vardır, dağ gibi sabittir, hiçbir şey onu yerinden kımıldatamaz. Kalp vardır, ağaç gibidir; kökü sağlamdır ama zaman zaman rüzgâr onu sallar. Kalp vardır tüy gibidir, rüzgâr esince her tarafa gider.

* Kendisinde olmayan şeyleri varmış gibi gösterip halkın gözüne giren, Allah'ın gözünden düşer.

* Zanna dayanarak kardeşinle ilişkini kesme ve gönlünü almadan ondan ayrılma.

* Şayet malın azaldığı için üzülüyorsan, ömrünün azaldığına ağlamalısın.

* Güç yettiğince Allah'ın haklarını yerine getirmek ve O'nu nefsine tercih etmek, mârifetullahın alâmetlerindendir.

* Güzel ahlâk; insanları incitmemek, kin gütmeden ve karşılık beklemeden onların eziyetlerine katlanmaktır.

* Şu dört özellik kulun terakkîsine sebep olur: İlim, edep, emânet ve iffet.

* Bir kimse sahip olduğu nimetin kadrini bilmezse o nimet hiç farkında olmadan elinden alınır.

* Üç türlü iş vardır: Sence doğruluğu apaçık olan iş, onu yap. Yanlışlığı ortada olan iş, ondan kaçın. Sana şüpheli gelen iş, orada dur ve onu Allah Teâlâ'ya havale et. Rehberin Allah olsun, kendini daima Allah'a muhtaç bil ki, O'ndan başkasına ihtiyacın olmasın.

* Şu beş şey çok güzeldir: Günahlara ağlamak, kusurları düzeltmek, gaybleri bilene itaat etmek, kalplerden pası gidermek ve canının istediği her şeyi yapmamak.

* İnsanların en sabırlısı, öfkesine hâkim olan kimsedir.

* Virdimden bir parça kaçırmaya göreyim, bir daha onu asla kaza edemem.

Kaynak: Silsile-i Uşşâkiyye — Prof. Dr. Abdurrezzak Tek, Bursa Akademi 2021