Hayatı ve Nesebi
Seyyidlerin ebrârı, sûfilerin ahrârı, hakikat meydanının süvarisi olup ismi Muhammed, lakabı "Cemâleddin", künyesi "Ebü'l-Hasan"dır. Şiraz'da doğdu ve ilmi tahsilini Kahire'deki Ezher medresesinde tamamladı. Bu nedenle "Ezherî" ünvanıyla da anılmaktadır. Zâhirî eğitimini bitirdikten sonra Tebriz'e yerleşti ve burada tedrisle meşgul oldu. Bu süreçte Şihâbüddin Tebrizî ile tanıştı ve intisab ederek terbiyesini tamamladı.
İcazet aldıktan sonra şeyhinin "Aileni alıp Gîlân'a git ve oraları irşad et. Seni orada bekleyen salih kimseler var" emri üzerine Gîlân'a gitti. Burada bir mescit ve zaviye inşa etti ve özellikle ileride halifeleri arasında yer alacak olan İbrahim Zâhid Gîlânî'nin terbiyesiyle meşgul oldu. Uzun yıllar sürdürdüğü irşadının ardından tekrar Tebriz'e döndü.
Zühdü ve Yaşayışı
Kendi el emeğiyle geçinmeyi şiar edinen Cemâleddin Şirâzî asla zekât ve sadaka kabul etmez, kendine mahsus ufak bir araziyi ekip biçmekle ailesinin nafakasını temin ederdi. Azla yetinir, ihtiyaçlarının dışındakileri başkalarına ikram ederdi. Anlatıldığına göre bedenen çok zayıf olmasına rağmen, dervişler tevhid ve devrâna kalktıklarında onlarla büyük bir coşku ile sema eder ve hiç yorulmazdı. Yine davudi sesiyle ilahiler okur, makamla zikrullah ettirirdi.
Hac Yolculuğu ve Kerametleri
İmkân bulunca hac yolculuğuna çıkan Cemâleddin Şirâzî yaşadıklarını şöyle anlatmaktadır: "İrşadımın ilk yıllarında hacca niyet etmiştim. Yolda bir çölü aşarken susuzluktan çok bunaldım. Allah için sabrediyor 'el-hükmü lillah: hüküm Allah'ındır' deyip yoluma devam ediyordum. Bir kaktüs ağacının altında gölgelenmek ve dinlenmek için oturdum. Son derece bitkin bir halde gözlerimi yummuş, kendi hâlime bürünmüştüm. Birden elime bir damla düştü, ne oluyor diye gözümü açtım, baktım ki damlalar, gölgesinde oturduğum kaktüs ağacının üzerinden geliyor. Ayağa kalkınca ağacın dalına asılmış bir su matarası gördüm. Mataradaki suyu içip hararetimi giderdim. Acaba bu matarayı buraya benden önceki hacılar mı bıraktı diye düşünürken hâtiften bir ses 'Ey kulum! Sen ki bizim ihlâsa sarılıp yollara düştün, biz seni hiç yalnız ve yardımsız bırakır ve mahrum eder miyiz?' dedi. Bunun üzerine Allah'a hamd ettim ve büyük bir şevkle yoluma revan olup Hicaz'a vardım."
Nakledildiğine göre Cemâleddin Şirâzî hazretleri bir seyahatlerinde tıraş olmak maksadıyla bir berber dükkânına girmiş ve berberin önüne oturmuş. Berber saçını ıslattıktan sonra tıraşa başlamış ancak bu esnada zengin bir müşteri gelince şeyhin tıraşını bırakıp onun hizmetine koşmuş. Şeyh hazretleri de sabırla beklemiş. Zengin müşterinin işi bitip gidince yeniden şeyhin tıraşına yönelmiş ama bir başka müşteri içeri girince yine şeyhi bırakıp gelen müşteri ile ilgilenmiş. Bu hal üç defa üst üste tekrarlanınca şeyh tezgâhtaki bileyi taşını almış ve berbere "Evladım al bunu, gözün de gönlünde doysun" diye avucuna bırakmış. Berber avucuna konan taşın altına dönüştüğünü görünce hemen şeyhin ellerine sarılıp "Aman Sultanım, sizi bilemedik, bizi bağışlayın, hakkınızı helal edin" diye ricada bulununca şeyh "Hakkım sana helal olsun. Ama sakın bir daha önüne oturtup başını ıslatarak tıraşa başladığın kişinin tıraşını bırakıp, paralı müşterinin hizmetine koşma. Yoksa kazancının bereketinden mahrum kalırsın" diye nasihat ederek yoluna devam etmiş.
Vefatı ve Halifeleri
760 (1358) tarihinde vefat eden Şeyh Cemâleddin Şirâzî'nin kabri Gîlân yakınlarında Lengerkünân denilen yerdedir. Vefat ettiği zaman Tebriz ve civarında Timur, Anadolu'da da Orhan Bey hüküm sürüyordu. Şeyh Cemâleddin hazretlerinin başlıca dört halifesi vardır: Oğlu Seyyid Ali, Muhammed el-Kesîre, Ebü'l-Kâsım ve İbrahim Zâhid Gîlânî. Silsilesi İbrahim Zâhid Gîlânî ile devam etmiştir.
Hikmetli Sözleri
* Tâlib o kişidir ki muradı, kadim olan Zâtı müşâhededen başka bir şey olmasın.
* "Sana yakîn gelinceye kadar Rabbine ibâdet et." (Hicr, 15/99) Yakîn, Hakkı müşâhede etmektir. Müşâhede ise amelsiz ve ibâdetsiz olmaz. Müşâhedesiz ibâdet de ibâdet değil belki âdettir.
Kaynak: Silsile-i Uşşâkiyye — Prof. Dr. Abdurrezzak Tek, Bursa Akademi 2021