Hikmet'in üç açılım dili (lugat / akâid / mârifet) nasıldır?
Hikmet kavramının tasavvuftaki üç açılım dili, kelimenin sözlük anlamından başlayarak İslâmî ilimlerdeki teknik tanımına ve nihayet tasavvufî idrâkine uzanan katmanlı bir yapıyı ifade eder. Lugat dilinde hikmet, 'doğru hüküm, sağlam bilgi, fâidesiz şeylerden kaçınma' anlamlarına gelir. Akâid dilinde ise Allah'ın 'el-Hakîm' isminin âlemdeki nizam ve gâye üzere halkındaki tezâhürüdür. Mârifet dilinde ise hikmet, sâlikin Hak'ın bu sıfatına ayna olma mertebesi ve ilmin tahkîk edilmiş hâli olup, ilm-i ma'rifet ile ilm-i hâl arasında köprü kurma ve her amelin ardındaki Hakk'ın hükmünü görme idrâkidir. Bu üç dilin bilinmesi, sâlik için mârifet dilinin akâidi nakzetmeden aşmasını anlamak adına zarûrîdir.
Detaylı cevap
Tasavvufî hermenötiğin temel ilkesi gereği, her kavram gibi hikmet de çok katmanlı bir yapıya sahiptir ve bu katmanlar lugat, akâid ve mârifet dilleri olarak sıralanır. Bu sıralama, kavramın zâhirî anlamından bâtınî hakikatine doğru bir tahkîk sürecini ifade eder.
Lugat dili, hikmet kelimesinin sözlük anlamını ve etimolojik kökenini kapsar. Bu dilde hikmet, 'doğru hüküm, sağlam bilgi, fâidesiz şeylerden kaçınma' demektir. Kelimenin Arapça kökü, türevleri ve cümle içindeki kullanımları bu dilin kapsamındadır. Bu, herkesin paylaştığı en geniş zemindir ve ehl-i lisân ile ehl-i tasavvufun anlaştığı noktadır. Lugat dili olmadan ne akâid ne de mârifet dili sıhhatli bir şekilde kurulamaz.
Akâid dili, hikmetin İslâmî ilimlerdeki, özellikle kelâm ve fıkıhtaki teknik anlamını ifade eder. Bu mertebede hikmet, Allah'ın 'el-Hakîm' isminin âlemdeki tezâhürü olarak her şeyin bir nizam ve gâye üzere yaratılmış olmasıdır. Kur'ân-ı Kerîm'deki "sizi boşuna mı yarattığımızı sandınız?" (Mü'minûn 115) ayeti, abes (boş, gâyesiz) yaratmanın olmadığını, her şeyin hikmet üzere olduğunu vurgulayarak bu kademeye işaret eder.
Mârifet dili ise hikmetin irfan ve tasavvuftaki bâtınî hakikatini, ehl-i Hakk'ın zevkle bildiği mertebeyi ifade eder. Bu dilde hikmet, sâlikin Hak'ın eşyâyı yerli yerine koyma sıfatına (el-Hakîm) ayna olma mertebesidir. Hikmet, ilmin tahkîk edilmiş hâli olup, bilmek değil, bildiğini yerine koymaktır. Bu mertebede sâlik, eşyânın ardındaki gâye ve illeti bilerek, ilm-i ma'rifet ile ilm-i hâl arasında köprü kurar ve her amelin ardındaki Hakk'ın hükmünü görmeye çalışır. Lokmaniyye Fassı'nın hikmeti doğrudan bu kavramın tahkîk yeridir. Bu dil, akâidi nakzetmez ancak akâidi aşar.
Kaynaklar
Bu cevap kütüphanedeki 7 eserden derlendi — her biri kitabın tam sayfasına götürür.
- 1Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 13 · s.4377“Lügat: Dil, lisan. Lügavi: Lügatle ilgili; Ma'nâ-yı lügavi: Lügat mânâsı, mecâzi olmayan gerçek anlam. Mâ: (Farsça) Biz. Mö”: Su. Maa: Berâber, ile, birlikte.”Oku
- 2Bi'smi Has, Selâm (13) · s.47“Ettehiyyatü nün lügat manası: (Bütün mahlükatın hayatları, kâl ve hâl dilleri ile halikları olan ALLAH’a (c.c.) karşı yaptıkları hamdlar, şükürler, manevi hayat”Oku
- 3Rüyâ ve Mânâ Âlemi — Terzi Baba'ya Dair Zuhûrât (3) · s.158“Berk’in, lügat mânâları. Şimşek çakması. Parlama. Yıldırım. Zinetlenme, süslenme. Tas: Tecelli-i İlâhiye ile kurbiyyete mazhariyyet. Ahmak olmak. Bu tecelli zam”Oku
- 4İnsân-ı Kâmil (Cilt 1) · s.34“Muhiddin Arabi Hazretleri vuslatı tarif, tabir ederken; Vuslat, marifettir demiş. Zahiri bir şekillendirme değil, çok güzel bâtıni bir tarif ile belirtmişler. V”Oku
- 5A'lâ ve Gâşiye Sûreleri · s.55“Zikr ’in lügat mânâsı: Anmak, hatırlamak, anılmaktır. Allah-ı (c.c.) çok, çok anıp azametini düşünmektir. Kûr’ân-ı Kerîmin bir ismidir. Namazında bir ismidir. N”Oku
- 6Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 12 · s.858“Yani, o temiz ve iyi kimselere Yüce Allah öyle şeyler verir ki, o verilen ihsanları dil ile ve lügat ile tarif etmek mümkün değildir. Çünkü (32/17) yani “Amel e”Oku
- 7Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 13 · s.1127“Yani, bir et kebabı parçası gibi olan küçük perde, yani dil, arifin kalbinde olan birçok marifet güneşinin suretlerini örter. Yani bu dil söylemezse, arifin kal”Oku
- 8Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 12 · s.808“"La'l"den maksat, kırmızı olan dildir. "Yakut"tan maksat, ilahi marifetlerdir. "Risale"den maksat, İmam Kuşeyri'nin Risale-i Kuşeyriyye'sidir. Kütü'l-Kulüb, Ebû”Oku
- 9Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 12 · s.858“Ya'ni, o tayyiblere ve temizlere Hak Teâlâ gözler görmedik şeyleri verir ki, o verilen ihsânları dil ile ve lügat ile ta” if etmek mümkin değildir. Çünkü 32/17)”Oku
- 10Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 13 · s.1126“Yani, bir et kebabı parçası gibi olan küçük perde, yani dil, arifin kalbinde olan birçok marifet güneşinin suretlerini örter. Yani bu dil söylemezse, arifin kal”Oku
- 11Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 1 · s.120“Her kim ki dilinden anlayan bir arkadaştan ayrı kaldıysa, yüz nağme bulsa da nağmesiz oldu. "Hem-zebân" birinin dilinden anlayan arkadaş. "Nevâ" azık ve gıdâ de”Oku
- 12Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 12 · s.809“"La'l"den maksat, kırmızı olan dildir. "Yakut"tan maksat, ilahi marifetlerdir. "Risale"den maksat, İmam Kuşeyri'nin Risale-i Kuşeyriyye'sidir. Kütü'l-Kulüb, Ebû”Oku
İlgili sorular
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.