İçeriğe atla

Levlâke'nin üç açılım dili (lugat / akâid / mârifet) nasıldır?

Kavram MekanizmasıOrta düzey0 görüntülenme12 kaynak
Kısa cevap

Levlâke ifadesinin üç açılım dili, tasavvufî kavramların çok mertebeli yapısını ortaya koyar. Lugat dilinde "sen olmasaydın" anlamına gelen bu ifade, akâid dilinde zayıf bir hadis olarak kabul edilse de, mârifet dilinde Hz. Muhammed'in (s.a.v.) kâinatın halk gayesi ve hakîkat-i muhammediyye'nin temelini oluşturan bâtınî bir hakikati ifade eder. Özellikle Enbiyâ 107 ve Necm 8-9 gibi ayetlerle mâ'nâsının sahîhliği desteklenir ve Hakk-ı Mutlak'ın bilinme isteğinin insân-ı kâmil olan Hz. Muhammed'de tahakkuk etmesiyle ilişkilendirilir.

Detaylı cevap

Tasavvufî hermenötiğe göre her kavramın üç mertebeli bir anlamı vardır: lugat, akâid ve mârifet. Levlâke ifadesi de bu üç dil üzerinden açıklanabilir.

Lugat Dili: Levlâke, Arapça bir terkip olup, kelime anlamı itibarıyla "sen olmasaydın" demektir. Bu, kelimenin etimolojik kökenine ve sözlük anlamına işaret eder. Dilin bu katmanı, herkesin paylaştığı zâhirî mânâyı ifade eder ve "ehl-i lisân ile ehl-i tasavvuf burada anlaşır".

Akâid Dili: Akâid dilinde Levlâke, "levlâke levlâke lemâ halaktü'l-eflâk" (sen olmasaydın, sen olmasaydın âlemleri halk etmezdim) şeklindeki kudsi hadisten alıntıdır. Hadis ricâli, özellikle Aclûnî ve Süyûtî gibi âlimler, bu hadisin mevkûfâne yani zayıf olduğunu belirtmişlerdir. Akâid dili, kelâm ve fıkıh ilmindeki tanımı ve ehl-i sünnet itikâdındaki yerini ifade eder.

Mârifet Dili: İrfan ve tasavvuftaki bâtınî hakikati ifade eden mârifet dilinde ise Levlâke, tasavvuf büyükleri tarafından mâ'nâsının sahîhliği kabul edilen bir ifadedir. Bu sahîhlik, Kur'ân'dan delillendirilir; Enbiyâ Sûresi 107. ayetindeki "mâ erselnâke illâ rahmeten li'l-âlemîn" (seni âlemlere rahmet olarak gönderdik) ve Necm Sûresi 8-9. ayetlerindeki "kâbe kavseyni ev ednâ" (iki yay arası veya daha yakın) ifadeleri Levlâke'nin Kur'ân'daki karşılığı olarak gösterilir. Mârifet dilinde Levlâke, hakîkat-i muhammediyye doktrininin temel ifadesidir. Bu doktrine göre kâinatın halk gayesi Hakk-ı Mutlak'ın bilinmesidir ve bu bilinme en kâmil insân-ı kâmil olan Hz. Muhammed'de tahakkuk eder. "Küntü kenzen mahfîyyen, fa-ahbabtu en u'rafe, fa-halaktü'l-halka li-u'rafe" (gizli bir hazineydim, bilinmeyi sevdim, bilinmek için halkı halk ettim) kudsi hadisi ile Levlâke birleşince, Hakk-ı Mutlak'ın bilinme mahallinin insân-ı kâmil (Hz. Muhammed) olduğu ve kâinatın onun aracılığıyla halk edildiği anlaşılır. Bu durum, Hz. Muhammed'in hakîkatinin kâinattan önce olduğunu gösterir ve hakîkat-i muhammediyyenin asıl mesnedini oluşturur. Bu dil, ehl-i Hak'ın zevkle bildiği bir hakikattir.

Kaynaklar

Bu cevap kütüphanedeki 5 eserden derlendi — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 13 · s.4377Lügat: Dil, lisan. Lügavi: Lügatle ilgili; Ma'nâ-yı lügavi: Lügat mânâsı, mecâzi olmayan gerçek anlam. Mâ: (Farsça) Biz. Mö”: Su. Maa: Berâber, ile, birlikte.Oku
  2. 2Bi'smi Has, Selâm (13) · s.47Ettehiyyatü nün lügat manası: (Bütün mahlükatın hayatları, kâl ve hâl dilleri ile halikları olan ALLAH’a (c.c.) karşı yaptıkları hamdlar, şükürler, manevi hayatOku
  3. 3Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 12 · s.857Onlara onu verir ki, hiçbir göz görmedi, hiçbir dile ve dile (lisan) sığmaz. 2722. Onlara onu verir ki, bir göz görmedi, dile ve lügate sığmaz. &10024; 2722. OnOku
  4. 4Rüyâ ve Mânâ Âlemi — Terzi Baba'ya Dair Zuhûrât (3) · s.158Berk’in, lügat mânâları. Şimşek çakması. Parlama. Yıldırım. Zinetlenme, süslenme. Tas: Tecelli-i İlâhiye ile kurbiyyete mazhariyyet. Ahmak olmak. Bu tecelli zamOku
  5. 5Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 13 · s.1127“Hiç şüphe yok ki, her bir kimsenin dili kalbinin perdesidir. Kalbe gelen hatıralar meydana çıkmak için dil perdesinin açılması lazımdır. Çünkü dil söylemeye baOku
  6. 6Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 12 · s.858Yani, o temiz ve iyi kimselere Yüce Allah öyle şeyler verir ki, o verilen ihsanları dil ile ve lügat ile tarif etmek mümkün değildir. Çünkü (32/17) yani “Amel eOku
  7. 7Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 13 · s.1127Yani, bir et kebabı parçası gibi olan küçük perde, yani dil, arifin kalbinde olan birçok marifet güneşinin suretlerini örter. Yani bu dil söylemezse, arifin kalOku
  8. 8Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 12 · s.808"La'l"den maksat, kırmızı olan dildir. "Yakut"tan maksat, ilahi marifetlerdir. "Risale"den maksat, İmam Kuşeyri'nin Risale-i Kuşeyriyye'sidir. Kütü'l-Kulüb, EbûOku
  9. 9Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 12 · s.858Ya'ni, o tayyiblere ve temizlere Hak Teâlâ gözler görmedik şeyleri verir ki, o verilen ihsânları dil ile ve lügat ile ta” if etmek mümkin değildir. Çünkü 32/17)Oku
  10. 10Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 13 · s.1126Yani, bir et kebabı parçası gibi olan küçük perde, yani dil, arifin kalbinde olan birçok marifet güneşinin suretlerini örter. Yani bu dil söylemezse, arifin kalOku
  11. 11Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 1 · s.120Her kim ki dilinden anlayan bir arkadaştan ayrı kaldıysa, yüz nağme bulsa da nağmesiz oldu. "Hem-zebân" birinin dilinden anlayan arkadaş. "Nevâ" azık ve gıdâ deOku
  12. 12Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 12 · s.809"La'l"den maksat, kırmızı olan dildir. "Yakut"tan maksat, ilahi marifetlerdir. "Risale"den maksat, İmam Kuşeyri'nin Risale-i Kuşeyriyye'sidir. Kütü'l-Kulüb, EbûOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.