İçeriğe atla
Yûnus 11Cüz 11 · Sayfa 209

Yûnus Sûresi 11. Âyet

يونس

Sohbete sor

Velev yu'accilu(A)llâhu linnâsi-şşerra-sti'câlehum bilḣayri lekudiye ileyhim eceluhum(s) feneżeru-lleżîne lâ yercûne likâenâ fî tuġyânihim ya'mehûn(e)

Eğer Allah, insanlara onların hemen hayra kavuşmayı istedikleri gibi, şerri de acele verseydi, elbette onların ecellerine hükmolunurdu. İşte biz, bize kavuşmayı ummayanları, kendi azgınlıkları içinde bocalar halde bırakırız.

Yûnus Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Velev yu’accilu(A)llâhu linnâsi-şşerra-sti’câlehum bilhayri lekudiye ileyhim eceluhum fenezeru-llezîne lâ yercûne likâenâ fî tugyânihim ya’mehûn(e)” Eğer Allah, insanlara onların hemen hayra kavuşmayı istedikleri gibi, şerri de acele verseydi, elbette onların ecellerine hükm olunurdu. İşte biz, bize kavuşmayı ummayanları, kendi azgınlıkları içinde bocalar hâlde bırakırız. (10/11)


“Yu’accilullah” ın hayır yönü cennet-i acil olarak tarif edilmiştir. Mesnevi-i Şerifte çeşitli beyitlerde ve açıklamasında mevcuttur.

1815. Tâ ki benler ve senler hep birlikte ola; âkıbet cânânın gark olmuşluğu ola.

Bu beyt-i şerîfte de vücûdun inişinden sonra, çıkışına işâret buyrulur. "Benler ve senler"den kasıt çokluk taayyünleridir. Bu taayyünlerin birlikteliği, biri enfüsî ya’nî içe dönük ve diğeri âfâkî ya’nî dışa dönük olmak üzere iki türlü olur.

İçe dönük olanı seyr ü sülûk ve yoğun mücahedelerden sonra olur. Kâmil bir mürşidin terbiyesiyle sâlikin bakışından kendisinin vehmî olan benliği ve âlemin vehmî olan vücûdu kalkar; ve bütün taayyünlerin vücûdu birliktelik edip vâhid ya’ni bir şey olur ve bakışında ancak Hakk’ın vücûdu kalır. Buna "irâdî ve tercihli ölüm" derler. "Ölmeden evvel ölünüz" buyrulması bu ma’nâyı beyân eder. Ve bu hâl sâlikin kıyâmetidir; ve sâlik bu kıyâmetten sonra, artık berzahî hayât ile yaşar. Buna "âcil cenneti" derler; ve onun bakışında sûrî ve tabîî ölüm korkusu kalmaz. Gaflet ehlinin içe dönük kıyâmeti sûrî ölüm gerçekleşir. "Ölen kimsenin kıyâmeti kopar" hadîs-i şerîfi bu ma’nâyı beyân buyurur. Ve bu kimselerin bakışlarında berzaha âit sûretlerin çokluğu ve kendilerinin vehmî benlikleri kalıcıdır. Çünkü bunlar bu âlemde a'mâ idi, orada da a'mâ olurlar. Nitekim âyet-i kerîmede buyrulur: “Ve men kâne fî hâzihî a’mâ fe hüve fîl âhıreti a’mâ” (İsrâ, 17/72) Ya’nî "Bu dünyevî hayâtta a'mâ olan kimse, ahirette de a'mâdır." Bu taayyünlerin âfâkî ya’nî dışa dönük olanına gelince, bu da büyük kıyâmette gerçekleşir ki, Kur’ân-ı Kerîm bundan pek fazla bahis buyurur. Ondan sonra hüküm berzaha ya’nî melekûta geçer. Ve melekûtiyyet ve rûhâniyyet gâlip olmak üzere cismânî cennet ve cehennem âlemi vâki' olur. Çok uzun süren cemâlî ve celâlî tecellîlerden sonra, bunların sûretleri de latîfleşir ve hepsi mutlak vücûdun kudret avucunda birlikte olur.

“Fe subhânellezî bi yedihî melekûtu külli şey’in ve ileyhi turceûn” (Yâsîn, 36/83) "Her şeyin mülkü kendi elinde olan Allah’ı tesbîh ve takdîs ederim; siz elbette sadece O'na döndürüleceksiniz" ve “küllü şey’in hâlikun illâ vechehu, lehül hükmü ve ileyhi turceûn” (Kasas, 28/88) "O'nun vechinden başka her şey helâk olucudur; hüküm O'nundur ve siz ancak O'na döndürüleceksiniz" ve benzeri âyet-i kerîmede beyân buyrulduğu üzere, Hakk’ın vücûdundan açığa çıkan her şey, yine Hakk'ın vücûdunda gark olur.

Bu anlatılan ma’nâ cennet ve cehennemin dâimi ve ebedî oluşu hakkındaki haberlere aykırı değildir; çünkü ilâhî ilimde sâbit olan eşyânın hakîkatleri için, sırf yokluk düşünülebilir değildir. Hak sübhânehû ve teâlâ Hazretleri yükseldikten sonra yine onları nefeslendirir. Sonsuz fezâda bir taraftan var olan ve bozulan âlemlerde o âlemlerin gereklerine göre yine birer taayyün kisvesi ile açığa çıkarlar; ve cemâli olanlar yine cemâli ve celâli olanlar da yine celâli olmak üzere kendi işlerinde kâim olur. Ve bu iniş ve çıkışın sonu yoktur. Bu bahiste pek çok sırlar ve ayrıntılar vardır; fakat maksâd beyt-i şerîfde işâret buyrulan taayyünlerin birlikteliğini ve daha sonra Hakk’ın vücûdunda gark oluşunu beyândır.[25]

Şerri de acele verseydi, elbette onların ecellerine hükm olunurdu.

İşlemiş olduğu günah, azgınlık, inkarlarının karşılığı acele hemen verilmiş olsa ceza ve azabın korkunçluğundan zaten ödleri kopacağından ecelleri gelmiş olacaktır.

Lika/mülaki yakıyn olmayanları tuğyan-azgınlık içinde bocalar bırakırız.