Velekad ehleknâ-lkurûne min kablikum lemmâ zalemû vecâet-hum rusuluhum bilbeyyinâti vemâ kânû liyu/minû(c) keżâlike neczî-lkavme-lmucrimîn(e)
Andolsun, sizden önceki nice nesilleri peygamberleri, kendilerine apaçık deliller getirdikleri halde (yalanlayıp) zulmettikleri vakit helak ettik. Onlar zaten inanacak değillerdi. İşte biz suçlu toplumu böyle cezalandırırız.
Andolsun ki, sizden önceki devirlerin bir çok kavmini, peygamberleri kendilerine bir çok belge ile geldikleri halde zulmettikleri ve imana gelmedikleri için helak ettik. İşte günahkârlar topluluğunu biz böyle cezalandırırız.
Yûnus Suresi 13. ayet, geçmiş ümmetlerin helak edilişini, zulümlerini ve peygamberlerin getirdiği delillere rağmen iman etmeyişlerini ele almaktadır. Ayet, ilahi adaletin ve inkarcılığın sonuçlarının dilbilimsel ve semantik derinliğini vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Helâk (هلاك), bir şeyin faydasız hale gelmesi, bozulması ve yok olmasıdır. Kur'an'da genellikle Allah'ın azabıyla bir topluluğun tamamen ortadan kaldırılması anlamında kullanılır. Bu ayette de geçmiş ümmetlerin inkarları sebebiyle ilahi bir ceza olarak yok edilişini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Helâk etmek (أهلكنا), bir şeyi tamamen ortadan kaldırmak, yok etmek demektir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın, peygamberlerine karşı çıkan ve zulmeden kavimleri cezalandırarak onların varlığını sona erdirmesini mecazi olarak değil, gerçek anlamda ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Helâk kavramı, Kur'an'da genellikle Allah'ın gazabının bir tezahürü olarak, belirli bir ahlaki sapma veya inkarcılık sonucunda bir topluluğun başına gelen felaket ve yok oluşu ifade eder. Bu ayette, 'ehleknâ' fiili, ilahi adaletin bir sonucu olarak geçmiş nesillerin yok edilişini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Karn (قرن), bir nesil veya bir zaman diliminde yaşayan insanlar topluluğudur. Ayetteki 'el-kurûn' (nesiller), sizden önceki geçmiş ümmetleri, yani peygamberlerine karşı gelmiş ve helak edilmiş toplulukları ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Karn (قرن), bir araya gelmiş, birbirine yakın olan şeyleri ifade eder. Zaman için kullanıldığında ise, belirli bir zaman diliminde yaşayan insan topluluğunu veya nesli ifade eder. Bu ayette, 'el-kurûn' kelimesi, geçmişte yaşamış ve helak edilmiş ümmetleri kapsar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Karn, bir asır veya bir nesil demektir. Genellikle yüz yıllık bir zaman dilimini ifade etse de, Kur'an'da daha çok belirli bir dönemde yaşamış insan topluluklarını ve onların nesillerini belirtmek için kullanılır. Ayette, 'el-kurûn' ifadesi, geçmişteki farklı ümmetleri ve onların ardışık nesillerini işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zulüm (ظلم), bir şeyi ait olduğu yerden başka bir yere koymak, haddi aşmaktır. Allah'a karşı zulüm, O'na şirk koşmak veya emirlerine karşı gelmektir. Ayetteki 'zalemû' (zulmettiler), geçmiş ümmetlerin Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri, peygamberlere karşı gelmeleri ve böylece kendilerine haksızlık etmeleri anlamındadır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Zulüm, bir şeyi kendi yerinden başka bir yere koymak, haksızlık etmek ve haddi aşmaktır. Bu ayette, 'zalemû' fiili, geçmiş kavimlerin Allah'ın birliğini inkar etmeleri, peygamberlerin getirdiği delillere karşı çıkmaları ve böylece hem kendilerine hem de Allah'ın hukukuna karşı haksızlık etmelerini ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Zulüm, Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahiptir; şirkten haksızlığa, haddi aşmaktan günah işlemeye kadar birçok şeyi kapsar. Bu ayetteki 'zalemû' ifadesi, geçmiş ümmetlerin Allah'a ve peygamberlerine karşı gelerek işledikleri büyük günahları ve haksızlıkları, yani iman etmeyişlerini ve isyanlarını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Resul (رسول), bir mesajı iletmek üzere gönderilen kişidir. Kur'an'da 'rusul' (elçiler), Allah tarafından insanlara vahiy ve hidayet getirmek üzere seçilmiş peygamberleri ifade eder. Ayetteki 'rusuluhum' (onların elçileri), geçmiş ümmetlere gönderilen peygamberleri belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Resul, Allah'ın emirlerini ve yasaklarını insanlara tebliğ etmekle görevlendirilmiş kimsedir. Ayette geçen 'rusuluhum', helak edilen kavimlere gönderilen ve onlara açık delillerle hakikati bildiren peygamberleri ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Resul kavramı, Kur'an'da Allah ile insanlık arasında bir köprü vazifesi gören, ilahi mesajı taşıyan ve tebliğ eden özel şahsiyetleri ifade eder. Bu ayette, 'rusuluhum' ifadesi, geçmiş ümmetlere gönderilen peygamberlerin, ilahi uyarıyı ve delilleri getirme görevini yerine getirdiklerini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Beyyine (بينة), bir şeyi açıklığa kavuşturan, şüpheyi gideren açık delil ve kanıttır. Kur'an'da genellikle peygamberlerin getirdiği mucizeler ve ilahi hakikatleri gösteren açık ayetler için kullanılır. Ayetteki 'bi'l-beyyinât' (açık delillerle), peygamberlerin getirdiği apaçık mucizeleri ve hakikatleri ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Beyyine, bir şeyin doğruluğunu ispat eden, şüpheye yer bırakmayan açık delildir. Bu ayette, 'bi'l-beyyinât' ifadesi, peygamberlerin kavimlerine getirdiği, hakikati apaçık ortaya koyan mucizeleri, ayetleri ve delilleri vurgular. Bu delillere rağmen iman etmemeleri, onların zulmünü pekiştirir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Beyyine, Kur'an'da genellikle ilahi hakikatin açıkça ortaya konulmasını sağlayan deliller, kanıtlar ve mucizeler için kullanılır. 'Bi'l-beyyinât' ifadesi, peygamberlerin getirdiği bu açık ve anlaşılır delillere rağmen geçmiş kavimlerin inkarlarını sürdürdüklerini ve bu nedenle helak edildiklerini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cürm (جرم), bir suç işlemek, günah kazanmaktır. Mücrim (مجرم), suç işleyen, günahkar kimsedir. Kur'an'da genellikle Allah'ın emirlerine karşı gelen, inkarcı ve zalim kişiler için kullanılır. Ayetteki 'el-mücrimîn' (suçlular), peygamberlere karşı gelerek zulmeden ve iman etmeyen kavimleri ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Cürm, günah ve suç demektir. Mücrim, günahkar ve suçlu kimsedir. Ayetteki 'el-kavme'l-mücrimîn' (suçlu millet), Allah'ın ayetlerini inkar eden, peygamberlere karşı çıkan ve böylece büyük bir suç işlemiş olan toplulukları ifade eder. Bu ifade, ilahi cezanın nedenini açıklar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Mücrim kavramı, Kur'an'da sadece hukuki bir suçluyu değil, aynı zamanda ahlaki ve dini anlamda Allah'a karşı gelen, O'nun emirlerini çiğneyen ve inkarcılıkta direnen kişiyi ifade eder. Bu ayette 'el-mücrimîn', peygamberlerin getirdiği delillere rağmen iman etmeyerek ilahi düzene karşı suç işleyenleri tanımlar.
Yûnus Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Velekad ehleknâ-lkurûne min kablikum lemmâ zalemû vecâet-hum rusuluhum bilbeyyinâti vemâ kânû liyu/min kezâlike neczî-lkavme-lmucrimîn(e)” Andolsun, sizden önceki nice nesilleri peygamberleri, kendilerine apaçık deliller getirdikleri hâlde (yalanlayıp) zulmettikleri vakit helâk ettik. Onlar zaten inanacak değillerdi. İşte biz suçlu toplumu böyle cezalandırırız. (10/13)