Veyekûlûne metâ hâżâ-lva'du in kuntum sâdikîn(e)
"Eğer doğru söyleyenler iseniz, (söyleyin) bu tehdit ne zaman (gerçekleşecek)?" diyorlar.
Onlar, "Eğer doğru söylüyorsanız bu vaad ne zaman yerine gelecek?" diyorlar.
Yûnus Suresi 48. ayet, inkarcıların kıyamet veya azap vaadi hakkındaki alaycı ve meydan okuyucu sorularını dile getirmektedir. Ayet, 'vaat' ve 'doğruluk' kavramları üzerinden inançsızlığın ve şüpheciliğin dilsel ifadesini sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kavl (قول), bir şeyin dil ile ifade edilmesidir. Bu ayetteki 'yekûlûne' (يقولون) ifadesi, inkarcıların, vaadin gerçekleşme zamanını sorgulayarak, Müslümanların iddialarını küçümseyen ve alay eden bir tavırla konuşmalarını belirtir. Bu, sadece bir söz söyleme eylemi değil, aynı zamanda bir meydan okuma ve inkârın dile getirilmesidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kavl (قول), bir düşüncenin veya inancın sözlü ifadesidir. Ayetteki 'yekûlûne' (يقولون), inkarcıların, vaadin doğruluğuna inanmadıkları için, onun ne zaman gerçekleşeceğini sorarak, aslında vaadi yalanlama ve alay etme niyetlerini ortaya koyan bir söylem biçimidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Va'd (وعد), hayır veya şer ile ilgili bir haberin verilmesidir. Bu ayetteki 'el-va'd' (الوعد), inkarcıların alay konusu yaptığı, Allah'ın kıyamet veya azapla ilgili kesin vaadidir. Onlar bu vaadin gerçekleşme zamanını sorarak, aslında onun doğruluğundan şüphe ettiklerini ve gerçekleşmeyeceğini düşündüklerini ima ederler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Va'd (وعد), gelecekte bir şeyin olacağını bildirmektir. Kur'an'da genellikle Allah'ın kullarına yönelik mükafat veya ceza vaatleri için kullanılır. Bu ayetteki 'el-va'd' (الوعد), özellikle inkarcıların tehdit edildiği azap vaadini ifade eder. Onlar bu vaadin gerçekleşme zamanını sorgulayarak, onun ciddiyetini ve kaçınılmazlığını hafife almaktadırlar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'va'd' (وعد) kavramı, genellikle Allah'ın kesin ve değişmez iradesini yansıtan, geleceğe dair bir taahhüdü ifade eder. Bu ayetteki 'el-va'd' (الوعد), inkarcıların alaycı bir şekilde sorguladığı, Allah'ın azap vaadidir. Bu sorgulama, onların Allah'ın kudretine ve sözünün doğruluğuna olan inançsızlıklarını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Sıdk (صدق), bir sözün veya haberin gerçeğe uygun olmasıdır. Ayetteki 'sâdikîn' (صادقين) ifadesi, inkarcıların Müslümanlara hitaben, 'Eğer bu vaadin gerçekleşeceğine dair sözünüzde doğru iseniz, o zaman bize ne zaman olacağını söyleyin' anlamında kullanılır. Bu, aslında Müslümanların doğruluğunu sorgulayan, alaycı bir meydan okumadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sıdk (صدق), sözün veya inancın gerçeğe uygun olmasıdır. 'Sâdikîn' (صادقين) kelimesi, bir kişinin söylediği şeyin veya inandığı şeyin gerçekle örtüşmesi durumunu ifade eder. Bu ayette, inkarcılar, Müslümanların vaat hakkındaki sözlerinin doğruluğunu sorgulayarak, aslında onların yalancı olduğunu ima etmekte ve vaadin gerçekleşmeyeceğine dair kendi inançlarını dile getirmektedirler.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Sıdk (صدق) kavramı, Kur'an'da hem sözün gerçeğe uygunluğunu hem de kişinin içsel dürüstlüğünü ve samimiyetini ifade eder. 'Sâdikîn' (صادقين) kelimesi, inkarcıların, Müslümanların vaat hakkındaki iddialarının dışsal gerçekliğini ve içsel samimiyetini sorguladıkları bir bağlamda kullanılmıştır. Bu, onların inançsızlıklarını ve alaycı tutumlarını pekiştiren bir ifadedir.
Yûnus Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Eğer doğru söyleyenler iseniz, (söyleyin) bu tehdit ne zaman (gerçekleşecek)?” diyorlar. (10/48)