İnne fî-ḣtilâfi-lleyli ve-nnehâri vemâ ḣaleka(A)llâhu fî-ssemâvâti vel-ardi leâyâtin likavmin yettekûn(e)
Şüphesiz gece ve gündüzün ard arda değişmesinde, Allah'ın göklerde ve yeryüzünde yarattığı şeylerde, Allah'a karşı gelmekten sakınan bir toplum için pek çok deliller vardır.
Elbette gece ile gündüzün birbiri ardınca değişip durmasında ve Allah'ın göklerde ve yerde yarattıklarında sakınan bir kavim için bir çok delil vardır.
Yunus Suresi'nin 6. ayeti, gece ve gündüzün değişimi ile Allah'ın göklerde ve yerde yarattıklarının, takva sahipleri için derin anlamlar taşıyan deliller olduğunu vurgular. Ayet, evrendeki düzen ve yaratılışın, Allah'ın kudretini ve birliğini gösteren 'ayetler' olduğunu, ancak bu ayetlerden ancak 'sakınan' kimselerin ders çıkarabileceğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ḫalefe' fiilinin bir şeyin yerine geçmesi, ardından gelmesi ve onun yerini alması anlamlarına geldiğini belirtir. 'İhtilâf' ise, iki şeyin birbirinin yerine geçerek farklılaşmasıdır. Ayetteki 'ihtilâfü'l-leyli ve'n-nehâr' ifadesi, gece ve gündüzün düzenli bir şekilde birbirini takip etmesini, birinin gidip diğerinin gelmesini ve bu döngüdeki farklılıkları ifade eder ki bu da Allah'ın kudretinin bir delilidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ihtilâf' kelimesini 'birbirini takip etme' ve 'değişme' olarak açıklar. Gece ve gündüzün ihtilafı, onların düzenli bir şekilde birbirinin ardından gelmesi ve bu süreçteki farklılıkların, Allah'ın yaratmasındaki hikmeti gösterdiğini belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ihtilâf' kavramının Kur'an'da genellikle zıtlıkların veya farklılıkların bir araya gelmesiyle oluşan bir düzeni ifade ettiğini belirtir. Gece ve gündüzün ihtilafı, bu zıtlıkların birbiriyle uyumlu bir şekilde var olması ve bu durumun Allah'ın yaratıcılığının bir işareti olarak sunulmasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'halk' kelimesinin asıl anlamının 'takdir etmek' olduğunu, sonra 'yoktan var etmek' ve 'bir şeyi bir ölçüye göre meydana getirmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'mâ halaka' ifadesi, Allah'ın göklerde ve yerde var ettiği her şeyi, belirli bir düzen ve ölçü ile yarattığını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'halk' kelimesini 'bir şeyi örneksiz ve benzersiz bir şekilde icat etmek' olarak tanımlar. Allah'ın yaratması, O'nun mutlak kudretini ve eşsizliğini gösterir. Ayetteki bağlamda, göklerde ve yerdeki tüm varlıkların Allah tarafından yaratıldığına işaret eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'halk' kelimesinin Kur'an'da genellikle Allah'a nispet edildiğinde 'yoktan var etme' ve 'bir şeyi en güzel şekilde yaratma' anlamlarını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'mâ halaka' ifadesi, Allah'ın evrendeki tüm varlıkları, kendi kudretiyle ve hikmetiyle yarattığını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'âyet' kelimesinin 'alamet' ve 'işaret' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'le-âyâtin' ifadesi, gece ve gündüzün değişimi ile Allah'ın yarattığı her şeyin, O'nun varlığına ve kudretine açık deliller olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'âyet' kelimesinin 'açık işaret' ve 'delil' anlamına geldiğini, Kur'an'da ise Allah'ın varlığını ve birliğini gösteren her türlü alamet için kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'âyât', evrendeki düzenin ve yaratılışın, Allah'ın kudretini ve hikmetini gösteren somut deliller olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'âyet' kavramının Kur'an'da sadece bir 'işaret' olmaktan öte, Allah'ın mesajını ve iradesini taşıyan, üzerinde düşünülmesi gereken bir 'delil' olduğunu ifade eder. Gece ve gündüzün değişimi ile yaratılanlar, insanları Allah'ın varlığına ve birliğine götüren 'âyetler'dir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'takva' kelimesinin asıl anlamının 'bir şeyi korumak' olduğunu, dinde ise 'nefsi günahlardan korumak' ve 'Allah'ın azabından sakınmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'yettekûn' ifadesi, Allah'ın yarattıklarındaki delilleri ancak Allah'tan korkan, O'na karşı gelmekten sakınan ve emirlerine uyan kimselerin anlayabileceğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'takva'nın 'Allah'ın azabından sakınmak için O'na itaat etmek' olduğunu belirtir. 'Yettekûn' fiili, bu ayette, Allah'ın ayetlerini idrak edebilmek için gerekli olan manevi hassasiyeti ve sorumluluk bilincini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'takva'nın Kur'an'da merkezi bir kavram olduğunu ve 'Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmek' anlamına geldiğini ifade eder. 'Yettekûn' kelimesi, bu ayette, evrendeki delilleri doğru bir şekilde yorumlayabilen ve onlardan ders çıkarabilen, Allah'a karşı derin bir saygı ve korku duyan kişileri tanımlar.
Yûnus Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“İnne fî-htilâfi-lleyli ve-nnehâri vemâ haleka(A)llâhu fî-ssemâvâti vel-ardi leâyâtin likavmin yettekûn(e)” Şüphesiz gece ve gündüzün ard arda değişmesinde, Allah’ın göklerde ve yeryüzünde yarattığı şeylerde, Allah’a karşı gelmekten sakınan bir toplum için pek çok deliller vardır. (10/6)
Güneş ve Ay hakikatlerini meydana getiren gece ve gündüze ve hazreti pir mevlânânın gece ve gündüzün her ikisinin kavgasına durun bakayım her ikinize birden gün derler diyerek müdahil olduğu gibi, gönül göğünde ve beden arzında Allah’a karşı gelmekten sakına bir toplum için pek çok deliller vardır. Bunu araştıran irfan ehli bundan birçok keşif yapar…
Yolumuza “Gök Yüzü İnsanları Araştırması” ile devam edelim;
----- 10 - Yunus Suresi - Ayet 6 (Mushaf Sırası: 10 - Nüzul Sırası: 51 - Alfabetik: 109) -----
Kûr’ân-ı Kerim Türkçe okunuş:
10.6 - İnne fihtilâfil leyli ven nehâri ve mâ halekallâhu fis semâvâti vel ardı leâyâtil likavmiy yettegûn.
Diyanet Meali:
10.6 - Şüphesiz gece ve gündüzün ard arda değişmesinde, Allah'ın göklerde ve yeryüzünde yarattığı şeylerde, Allah'a karşı gelmekten sakınan bir toplum için pek çok deliller vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
10.6 - Elbette gece ile gündüzün birbiri ardınca değişip durmasında ve Allahın Göklerde ve yerde yarattığı kâinatta korunacak bir kavm için birçok âyetler var.
Ömer Nasuhi Bilmen Meali:
10.6 - Şüphe yok ki, gece ile gündüzün biribirini takib etmesinde ve Allah Teâlâ'nın göklerde ve yerlerde yaratmış olduğu şeylerde muttakî olan bir kavim için elbette âyetler vardır.
Gece ile gündüz bizim dünya gezegenimizde olduğu gibi, güneşin olduğu bütün âlemlerdeki sistemlerde aynen olmaktadır, ancak güneşlere olan yakınlıklarına göre biraz kısa veya biraz uzundurlar. Allah-ın varlığını sınırlamaktan korkanlar daha geniş düşünenler için, bu konuda “âyet”ler vardır. Âyet “Zât-ı mutlağın zât-ı mukayyet olarak her varlıkta ortaya çıkmasıdır” En büyük ayet ise insandır, İşte bu yüzden gökyüzünde de bizim gibi her metebeden Kur’an-ı kerîm’in ve Peygamberimizin bildirmeleri ile insanlar ve dabbeler vardır.[22] T.B.