İnne-lleżîne lâ yercûne likâenâ veradû bilhayâti-ddunyâ vatmeennû bihâ velleżîne hum ‘an âyâtinâ ġâfilûn(e)
(7-8) Şüphesiz bize kavuşacağını ummayan ve dünya hayatına razı olup onunla yetinerek tatmin olan kimseler ile ayetlerimizden gafil olanlar var ya; işte onların kazanmakta oldukları günahlar yüzünden, varacakları yer ateştir.
Bize kavuşmayı ummayanlar, dünya hayatına razı olup onunla tatmin bulanlar ve bizim âyetlerimizden gafil olanlar da vardır muhakkak.
Yûnus Suresi'nin 7. ayeti, Allah ile karşılaşmayı ummayan, dünya hayatına razı olup ona güvenen ve Allah'ın ayetlerinden gafil olan kişilerin akıbetini ele almaktadır. Ayet, bu kişilerin ahiret inancından yoksunluklarını ve dünya merkezli yaşam tarzlarını vurgulayarak, bu durumun dilbilimsel ve semantik derinliğini ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'recâ' kelimesini 'istenilen bir şeyin gerçekleşmesini beklemek' olarak tanımlar. Ayetteki 'lâ yercûne likâenâ' ifadesi, Allah'a kavuşma arzusunun ve beklentisinin olmamasını, dolayısıyla ahiret inancının zayıflığını veya yokluğunu ifade eder. Bu, sadece bir beklenti değil, aynı zamanda bir umut ve arzu eksikliğidir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn, 'recâ'nın hem hayır hem de şer için kullanılabileceğini belirtir, ancak Kur'an'da genellikle hayır beklentisi için kullanıldığını ifade eder. Buradaki olumsuz kullanım, Allah'a kavuşmanın bir hayır olarak görülmemesi, dolayısıyla bu beklentiden yüz çevrilmesi anlamını taşır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'likâ' kelimesinin Kur'an'da farklı bağlamlarda kullanıldığını, ancak 'likâullah' ifadesinin genellikle ahirette Allah'ın huzuruna çıkmayı ve O'nunla hesaplaşmayı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'lâ yercûne likâenâ' ifadesi, bu hesap gününe inanmamayı veya onu önemsememeyi vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'likâullah' kavramının Kur'an'daki merkeziyetini inceler ve bunun sadece fiziksel bir karşılaşma olmadığını, aynı zamanda Allah'ın hükmüyle yüzleşme ve O'nun iradesine teslim olma anlamını taşıdığını belirtir. Ayetteki kullanım, bu metafizik karşılaşmaya karşı bir kayıtsızlığı ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'rıdâ' kelimesinin bir şeyden tatmin olma ve onu yeterli görme anlamını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'radû bi'l-hayâti'd-dünyâ' ifadesi, dünya hayatının geçici nimetleriyle yetinmeyi, ahiret nimetlerine karşı bir ilgisizliği ve dünya hayatını nihai hedef olarak görmeyi mecazi olarak anlatır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'rıdâ'nın kalbin bir şeye meyletmesi ve onu kabul etmesi olduğunu açıklar. Bu ayetteki 'rıdâ', dünya hayatının geçici cazibesine kapılmayı ve onunla yetinmeyi, ahireti göz ardı etmeyi ifade eden olumsuz bir bağlamda kullanılmıştır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'ıtmi'nân' kelimesinin kalbin bir şeye sakinleşmesi, ona güvenmesi ve huzur bulması anlamını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'vatme'ennû bihâ' ifadesi, dünya hayatını kalıcı bir mesken ve güvenilir bir sığınak olarak görmeyi, dolayısıyla ahirete yönelik endişe ve hazırlıktan uzak durmayı anlatır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ıtmi'nân'ın Kur'an'da genellikle kalbin Allah'a yönelerek huzur bulması bağlamında kullanıldığını, ancak bu ayetteki gibi dünya hayatına yönelerek huzur bulmanın olumsuz bir anlam taşıdığını vurgular. Bu, kalbin yanlış yere bağlanması ve aldanmasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'âyet' kelimesinin 'açık alamet, delil ve işaret' anlamına geldiğini belirtir. Kur'an'da hem evrendeki yaratılış delilleri hem de vahyedilen Kur'an ayetleri için kullanılır. Ayetteki 'âyâtinâ' ifadesi, Allah'ın varlığını ve birliğini gösteren tüm delilleri kapsar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'âyet'in hem duyusal hem de akli delilleri ifade ettiğini, Allah'ın kudretini ve hikmetini gösteren her şeyin bir 'âyet' olduğunu açıklar. Ayetteki 'an âyâtinâ gâfilûn' ifadesi, bu deliller üzerinde düşünmemeyi, onları görmezden gelmeyi ve onlardan ibret almamayı ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'gaflet' kelimesini 'bir şeyi bilme imkanı varken onu bilmemek, ondan habersiz olmak' olarak tanımlar. Ayetteki 'gâfilûn' ifadesi, Allah'ın ayetleri üzerinde düşünme ve onlardan ders çıkarma potansiyeli varken bunu yapmayan, dolayısıyla hakikatten yüz çeviren kişileri anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'gaflet' kavramının Kur'an'da sadece bir unutkanlık veya bilgisizlik olmadığını, aynı zamanda bilinçli bir ihmal ve hakikatten yüz çevirme anlamını taşıdığını belirtir. Bu ayetteki 'gâfilûn', Allah'ın açık delillerine karşı takınılan umursamaz ve kayıtsız tavrı ifade eder.
Yûnus Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“İnne-llezîne lâ yercûne likâenâ veradû bilhayâti-ddunyâ vatmeennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(e)” Şüphesiz bize kavuşacağını ummayan ve dünya hayatına razı olup onunla yetinerek tatmin olan kimseler ile âyetlerimizden gafil olanlar var ya; (10/7)