Huve-lleżî ce'ale lekumu-lleyle liteskunû fîhi ve-nnehâra mubsirâ(an)(c) inne fî żâlike leâyâtin likavmin yesme'ûn(e)
O, içinde dinlenesiniz diye geceyi sizin için (karanlık); gündüzü ise aydınlık kılandır. Şüphesiz bunda işiten bir toplum için ibretler vardır.
O, öyle bir Allah'dır ki, içinde dinlenesiniz diye sizin için geceyi, göresiniz diye de gündüzü yaptı. Elbette bunda söz dinleyecek olan bir kavim için âyetler (ibretler) vardır.
Yûnus Suresi 67. ayet, Allah'ın geceyi sükûnet, gündüzü ise aydınlık ve faaliyet için yaratmasını ele alarak, bu düzenlemedeki ilahi işaretleri (âyât) işiten bir topluluk için vurgulamaktadır. Ayet, zamanın yaratılışındaki hikmeti ve insanın bu döngüdeki yerini dilbilimsel bir derinlikle sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ceale' fiilinin bir şeyi bir halden başka bir hale dönüştürmek, bir şeyi yaratmak veya bir şeye hükmetmek anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ceale lekümü'l-leyle' ifadesi, Allah'ın geceyi insanlar için bir dinlenme vasıtası kılması, yani geceyi bu amaca uygun bir şekilde yaratması ve tayin etmesi anlamındadır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ceale' fiilinin Kur'an'da 'halk' (yaratmak) anlamında kullanıldığını ifade eder. Bu ayette de Allah'ın geceyi ve gündüzü belirli özelliklerle yaratmasını, yani var etmesini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ceale' fiilinin bazen 'halk' (yaratma), bazen 'sayrûret' (bir şeyi bir şeye dönüştürme) ve bazen de 'hüküm' (bir şeye karar verme) anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın geceyi ve gündüzü belirli bir düzen ve amaç doğrultusunda yaratıp var etmesi ve bu özellikleri onlara bahşetmesi anlamındadır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'leyl' kelimesinin bilinen karanlık zaman dilimi olduğunu ve Kur'an'da genellikle dinlenme, uyku ve sükûnet ile ilişkilendirildiğini belirtir. Bu ayette de 'liteskunû fîhi' (onda dinlenesiniz diye) ifadesiyle bu işlevi açıkça ortaya konulmuştur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'leyl' kelimesinin 'örtmek, gizlemek' anlamındaki 'leyle' kökünden geldiğini ve karanlığıyla her şeyi örttüğü için bu ismi aldığını ifade eder. Ayetteki bağlamda, gece, insanlara dinlenme ve huzur veren bir örtü gibi sunulmuştur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sükûn' kelimesinin hareketin zıddı olduğunu ve hem fiziksel hem de ruhsal anlamda durulma, dinginleşme ve huzur bulma anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'liteskunû' ifadesi, gecenin insanlara fiziksel yorgunluktan arınma ve ruhsal dinginlik sağlama amacını taşır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'sükûn' kelimesinin 'istikrar' ve 'huzur' anlamlarına geldiğini ifade eder. Gece, insanların günlük koşuşturmacadan uzaklaşıp bir istikrar ve huzur ortamı bulmaları için yaratılmıştır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'sükûn' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'ın insanlara bahşettiği bir lütuf olarak geçtiğini ve huzur, dinginlik ve emniyet duygusunu ifade ettiğini belirtir. Bu ayette gece, Allah'ın insanlara bu sükûneti bahşettiği bir zaman dilimi olarak sunulur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'nehâr' kelimesinin 'aydınlık' ve 'açıklık' anlamlarına geldiğini ve Kur'an'da genellikle çalışma, rızık arama ve faaliyet ile ilişkilendirildiğini belirtir. Ayetteki 'mubsıran' (aydınlatıcı) kelimesiyle birlikte gündüzün bu işlevi pekiştirilmiştir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nehâr' kelimesinin 'nehara' (akmak, coşmak) kökünden geldiğini ve aydınlığıyla her şeyi açığa çıkardığı için bu ismi aldığını ifade eder. Ayetteki bağlamda, gündüz, insanların aktif olmaları ve hayatlarını sürdürmeleri için bir fırsat olarak sunulmuştur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'basar' kelimesinin hem gözle görme hem de kalple idrak etme anlamlarına geldiğini belirtir. 'Mubsıran' ise 'görünür kılan, aydınlatan' anlamındadır. Ayette gündüzün, her şeyi görünür kılarak insanların işlerini yapmalarına ve etraflarını idrak etmelerine imkan tanıdığı vurgulanır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'mubsır' kelimesinin 'basîr' (gören) fiilinin ismi faili olduğunu ve burada gündüzün kendisinin gören değil, 'görünür kılan' yani aydınlatan anlamında kullanıldığını açıklar. Gündüz, aydınlığıyla nesneleri ve yolları belirginleştirerek insanların faaliyetlerini kolaylaştırır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'âyet' kelimesinin 'alamet, işaret' anlamına geldiğini ve Kur'an'da Allah'ın kudretini, birliğini ve hikmetini gösteren her türlü delil için kullanıldığını belirtir. Gece ve gündüzün düzenli döngüsü, Allah'ın yaratmasındaki mükemmelliği gösteren açık birer ayettir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'âyet' kavramının Kur'an'da sadece bir işaret veya delil olmanın ötesinde, Allah'ın varlığını ve gücünü idrak etmeye çağıran bir 'mucizevi işaret' anlamı taşıdığını vurgular. Gece ve gündüzün yaratılışındaki düzen, düşünen insanlar için ilahi birer mucizevi işarettir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'âyet' kelimesinin Kur'an'da hem evrensel fenomenler (kozmik ayetler) hem de peygamberlerin getirdiği mucizeler için kullanıldığını belirtir. Bu ayette gece ve gündüzün yaratılışı, Allah'ın evrensel kudretini gösteren kozmik ayetler olarak sunulmuştur.
Yûnus Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
O, içinde dinlenesiniz diye geceyi sizin için (karanlık); gündüzü ise aydınlık kılandır. Şüphesiz bunda işiten bir toplum için ibretler vardır. (10/67)
Bizler rutin hayatımızın monotonluğunda gece yıldız, ay çıkar, gündüz güneş doğar günler gelir geçer hayatımız biter bunların sebebi ve hakikati ile ilgilenmediğimizden bir şeyden haberimiz olmadan hayal içinde yaşar, hayal içinde yine hayale âleminde ahirimize-ahiritemize gideriz. Aslında âyette de önem atfedilmesinden de anlaşılmalıdır ki gece ve gündüz büyük olaylardandır.
Dünya hayatının büyük olaylarındandır, gece (karanlık) nçin vardır. “liteskunû” senin sekene-sükûn bulman için buda fenâfillah halidir. Dinlenmen-dinlenmeniz için küçük bir kelime tefekkürü ile dinlenip “din”-lenmeniz için peki nasıl din leneceğiz. “İsr” gece yolcularını bulup din lenme mahalline kadar gidip sûkün haline erişip daha sonra bu halden uyandırılarak aydınlık bekabillah haline geçilmesinde işiten toplum için ibretler vardır. İrfan sohbetlerinde “venefahtu” ile kulak ayarı yapanlar özüne, ruhuna ve nuru ile zâhir bâtın aydınlığından ibret alırlar.
قَالُواْ اتَّخَذَ اللّهُ وَلَدًا سُبْحَانَهُ هُوَ الْغَنِيُّ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَات وَمَا فِي الأَرْضِ إِنْ عِندَكُم مِّن سُلْطَانٍ بِهَذَا أَتقُولُونَ عَلَى اللّهِ مَا لاَ تَعْلَمُونَ {يونس/68}
“Kâlû-ttehaza(A)llâhu veledâ(en) subhâneh(u) huve-lganiy(yu) lehu mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ard(i) in indekum min sultânin bihâzâ etekûlûne ala(A)llâhi mâ lâ ta’lemûn(e)”