Elâ inne li(A)llâhi men fî-ssemâvâti vemen fî-l-ard(i)(k) vemâ yettebi'u-lleżîne yed'ûne min dûni(A)llâhi şurakâ(e)(c) in yettebi'ûne illâ-zzanne ve-in hum illâ yaḣrusûn(e)
Bilesiniz ki göklerde kim var, yerde kim varsa, hep Allah'ındır. Allah'tan başkasına tapanlar (gerçekte) Allah'a koştukları ortaklara tabi olmuyorlar. Şüphesiz onlar ancak zanna uyuyorlar ve sadece yalan söylüyorlar.
Yûnus Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Elâ inne li(A)llâhi men fî-ssemâvâti vemen fî-l-ard(i) vemâ yettebi’u-llezîne yed’ûne min dûni(A)llâhi şurakâ(e) in yettebi’ûne illâ-zzanne ve-in hum illâ yahrusûn(e)” Bilesiniz ki göklerde kim var, yerde kim varsa, hep Allah’ındır. Allah’tan başkasına tapanlar (gerçekte) Allah’a koştukları ortaklara tâbi olmuyorlar. Şüphesiz onlar ancak zanna uyuyorlar ve sadece yalan söylüyorlar. (10/66)
Göklerde ve yerde bulunan “men” kim hep Allah’tan ve Allah’ın c.c. esmâlarıdır. Birimsel varlıklarda bulunan esmâ-i ilahiyyede Allah’ındır. Tüm âlemlerde bulunan “men” kimliklerde Allah’ındır.
“Sanem” putta dahi hakk’ın varlığından başka bir şey olmadığı için gerçekte ona tapmaktadırlar ama şirk koşanlar bundan gafildir ve onlara tabii de olmuyorlar. Kendi hayali ve vehimi zanları ile uydurmaları saçmalıktır.
هُوَ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ اللَّيْلَ لِتَسْكُنُواْ فِيهِ وَالنَّهَارَ مُبْصِرًا إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَسْمَعُونَ {يونس/67}
“Huve-llezî ce’ale lekumu-lleyle liteskunû fîhi ve-nnehâra mubsirâ(an) inne fî zâlike leâyâtin likavmin yesme’ûn(e)”